Özel Arama
|
Hendek Sava?ı
|
|
05-13-2008, 11:52 PM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
Hendek Sava?ı
Hendek Sava?ı
Hicretin 5. senesi, 29 ?evval. Milâdî 24 Ocak 627. Uhud Harbinden iki yıl sonra vuku bulan Hendek Muhârebesi, İslâmî geli?menin önündeki engellerin büyük ölçüde bertaraf olmasında büyük rol oynamı? mühim muhârebelerden biridir. Dü?man saldırısını kolayca önlemek maksadıyla, Resûl-i Ekremin Medine etrafında hendekler kazdırması sebebiyle, Hendek Sava?ı adını alan bu muhârebenin bir di?er adı da ??Ahzab?dır. Bu adı, Kurey? mü?rikleri ile birlikte, Yahudiler, Gatafanlar ve daha bir çok Arap kabilesi ve topluluklarının Medine üzerine yürümek için bir araya gelmi? olmalarından dolayı almı?tır. Hatırlanaca?ı gibi, Resûl-i Ekrem Efendimiz, Yahudî kabilelerinden biri olan Benî Nadir??i Medine??den sürmü?tü. Onlar da Kuzeye giderek Hayber, ?***** ve Vadi??l-Kura gibi mühim yerlere yerle?mi?lerdi. Bunlar Medine??den kovulmu? olmanın acısını, gittikleri yerlerde Peygamberimiz ve İslâmiyet aleyhinde menfî propaganda ve tahriklerde bulunmak, civar halkını Müslümanlar aleyhine kı?kırtmak suretiyle dindirmeye çalı?ıyorlardı. Benî Nadir Yahudilerinin kı?kırtmaları, te?vikleri ve öncülük etmeleriyle meydana gelmesine sebep oldukları hâdiselerden biri de i?te bu Hendek Muharebesidir. Medine üzerine topluca yürüyüp, Hz. Resûlullah ve Müslümanların vücûdunu ortadan kaldırmak fikrini bu Yahudîler ortaya attılar. Zaten, Kurey? mü?rikleri de böyle bir ?eyi her zaman dü?ünüyor ve böyle bir te?ebbüse her zaman hazır bulunuyorlardı. Zira, onlar Uhud Sava?ından galip çıkmalarına ra?men, İslâmî geli?meyi durduramadıklarının, Müslümanların gittikçe ço?almasına engel olamadıklarının ve Resûl-i Ekrem Efendimizin nüfuz sahasını geni?lemesine mani olamadıklarının çok iyi farkında idi. Ticâret yollarının hemen hemen bütünü kapanmı? durumdaydı.1 İktisâdî yönden kendilerini yok olmakla kar?ı kar?ıya getirecek bu duruma seyirci kalmak istemiyorlardı. Rahat hareket edebilmeleri için de, Medine??deki İslâm Devletinin nüfuzunu kırmak arzu ve emelini ta?ıyorlardı. Medine üzerine birlikte yürüyüp, Hz. Resûlullahın bayraktarlı?ını yaptı?ı iman ve İslâm hareketini yerinde bo?ma teklifi, daha evvel belirtti?imiz gibi Benî Nadir Yahudîlerinin liderleri durumunda olanlardan geldi.2 Mü?riklerin lideri Ebû Süfyan, ??Siz bu i?te samimi misiniz?? diye sordu. Dessas Yahudîler, ??Evet,? dediler, ??biz Muhammed??le çarpı?ma hususunda sizinle anla?alım diye geldik.? Ebû Süfyan bundan gayet memnun oldu ve bu memnuniyetini ?öyle ifâde etti: ???yle ise ho? geldiniz, safâ geldiniz! Muhammed??e dü?manlıkta bize yardımcı olanlar, yanımızda en sevgili, en makbul kimselerdir!? Sonra da samimiyetlerini ölçme babında ?u teklifte bulundu: ??Ama? dedi, ??siz bizim ilâhlarımıza tapmadıkça, size pek güvenemeyece?iz!? Menhus gayeleri u?runda her türlü a?a?ılı?ı i?leyen Yahudî heyeti, derhal putlar önünde secdeye vardılar. Böylece Medine üzerine yürüyüp, Hz. Muhammed??in (a.s.m.) bayraktarlı?ını yaptı?ı imân ve İslâm hareketini yerinde bo?ma kararında birle?ip anla?tılar. Yahudîlerin, bile bile hakkı gizlemeleri Mekke??ye gelen heyet, Yahudî âlimlerinden müte?ekkildi. Mü?rikler, hazır aya?a gelmi?ken onlardan bir hususu da ö?renmek istiyorlardı. Kendi aralarında, ??Gelenler bilgi sahipleri ve ehl-i kitaptırlar. Biz mi, yoksa Muhammed mi daha do?ru yoldadır, bunu kendilerine bir soralım? dediler. Bunun üzerine Ebû Süfyân, onlara, ??Ey Yahudî cemâatı? dedi, ??sizler, kendilerine ilk semavî kitap inmi?, ilim ehli kimselersiniz. ??Muhammed??le anla?amadı?ımız meseleyi açıklı?a kavu?turunuz. Bizim yolumuz mu, onun dini mi daha hayırlıdır?? Aleyhlerinde olan hakkı gizlemeyi meslek edinen Yahudîler, ??Allah için söylenecekse, siz hakka ondan daha yakınsınız? demekte tereddüt göstermediler. Bu sözler, haliyle mü?rikleri fazlasıyla sevindirdi. Derhal bu kararların tahakkuku için hazırlanmaya ba?ladılar. Yahudîlerin mü?riklere söyledikleri, gerçek dı?ı beyanlardı. Hakkı bile bile gizliyorlardı. Bunun üzerine inen âyet-i kerimelerde meâlen ?öyle buyuruldu: ??Görmedin mi kendillerine Tevrat??tan ilim verilen o kimseleri ki, Allah??tan ba?ka ibâdet olunan bâtıl ilâhlara ve tâ?uta îmân ederler ve kâfirler için ??Bunların yolu mü??minlerin yolundan daha do?rudur?? derler. ??Onlar Allah??ın lânetledi?i kimselerdir. Allah??ın lânet etti?i kimseye ise artık hiçbir yardımcı bulamazsın. ??? ??Sonra onlardan bir kısmı îmân etti, bir kısmı da yüz çevirdi. O yüz çevirenlere, alevli bir azap olarak Cehennem yeter.?1 Di?er kabilelere yapılan dâvet Benî Nadir Yahudîleri, Mekkeli mü?riklerden, beraber hareket etmek üzere söz aldıktan sonra Gatafanlarla da, Hayber??in bir yıllık hurma mahsûlünü kendilerine vermek ?artıyla anla?tılar.2 Ayrıca civarda bulunan di?er Arap kabilelerine de propagandacılarını gönderdiler. Onları da Medine üzerine yürümek için ayaklandırdılar. Bu arada, harpte ba?rol oynayacak olan Mekkeli mü?rikler de Arap kabilelerinden bazılarını harbe i?tirâk ettirmek için kiraladılar. Böylece, Yahudîlerin propaganda, tahrik ve te?vikleriyle Mekkeli mü?riklerden civardaki Arap kabilelerinden, Gatafanlar ve Ahabî? kabilelerinden büyük bir ordu te?kil edildi. Her zaman oldu?u gibi hedef ve gaye tekti: Medine üzerine yürüyüp, Peygamber Efendimizin (a.s.m.) vücudunu ortadan kaldırmak ve Müslümanları yok etmek! Adı geçen kabileler, bu menfur gaye ve hedef etrafında, Hz. Resûlullah ve İslâmiyete dü?manlık derecelerine göre toplanmı?lardı. Kurey? mü?riklerinin sayısı Ahabî? ve onlara katılan kabilelerle birlikte 4.000 idi. Yahudîlerin te?vik ve kı?kırtmalarıyla bir araya gelenlerin sayısı ise 6.000??di. Böylece dü?man ordusunun sayısı 10.000??i buluyordu. Mü?rik ordusuna Ebû Süfyan bin Harb komuta etmekte idi. Orduda, 300 at, 100 deve vardı.3 Bunlar dı?ında di?er kabilelerden meydana gelen 6.000 kalabalı?ın at ve deve sayısı kesin bilinmemektedir. Bütün küfür birlikleri birle?ince, komuta yine Ebû Süfyan??da kaldı.4 Huzaâ kabilesi eskiden beri Resûl-i Ekrem Efendimizle dost geçinen bir kabile idi. Bu dostlu?un ba?langıcını Abdülmuttalib ile olan anla?ma ve ittifâkları te?kil ediyordu. İ?te, Kurey? mü?riklerinin ciddi bir hazırlık içinde bulundukları hakkındaki raporu, bu kabileden bir süvari, normal olarak on iki günde alınan yolu, fevkâlade bir sür??atle tam dört günde katederek Medine??ye Peygamber Efendimize ula?tırdı. Haberi alan Peygamber Efendimiz, vakit geçirmeden derhal Ashab-ı Kiramı toplayarak kendileriyle isti?âre etti. Resûl-i Ekrem, ??Medine dı?ında dü?manla çarpı?alım mı? Yoksa Medine??de kalarak müdafaa sava?ı mı yapalım?? diye sordu. Görü?meye sunulan bu teklifle ilgili muhtelif fikirler serdedildi. Bu arada Selman-ı Farisî, ??Yâ Resûlallah! Biz Fars topra?ında dü?man süvarilerinin baskınlarından korktu?umuz zamanlarda, etrafımızı hendeklerle çevirip savunurduk? diye konu?tu. Teklif hem Hz. Resûlullah, hem Sahabîler tarafından makul kar?ılandı ve ittifakla ?u karar alındı: Medine??de kalınacak ve ?ehrin etrafında hendekler kazılmak suretiyle dü?man saldırısına kar?ı konulacak. Böylece muhasarada kalmak, açık arazide vuru?maya tercih edildi. Peygamber Efendimizin böyle bir takti?i tercih etmesinin altında, harpte az insanın öldürülmesi, az kan akıtılması gibi mühim bir gaye de yatıyordu. Aslında bu, Resûl-i Ekrem Efendimizin bütün harplerde gözden uzak tutmadı?ı bir prensibi idi. Hendek kazı i?ine ba?lanması İttifâkla ?ehrin dahilden müdafaasına karar verilince, hendek kazı i?ine Resûl-i Ekrem Efendimizin emir ve tavsiyeleri üzerine derhal ba?landı. Peygamber Efendimiz, nerelerin, kimler tarafından kazılaca?ını bizzat tayin ve tesbit etti. ?ehrin güneyinde oldukça sık bahçeler vardı. Dü?manın buradan geçebilme ihtimali çok zayıftı. Geçmeyi göze alsa dahi, yayılarak de?il de, birer kol halinde geçmeye mecbur olaca?ından durdurulması ve bozguna u?ratılması için küçük bir askerî müfreze bile kâfi gelirdi. Do?u istikametinde ise, Peygamber Efendimizle anla?ma halinde bulunan Benî Kurayza ve di?er Yahudîler ikâmet ediyorlardı. Bu sebeple hendek kazı i?i, tamamen açık arazi olan ?ehrin kuzey tarafında yapılıyordu. Yapılan tesbitler bunu gerektiriyordu. Bütün Müslümanlar, hattâ az çok eli i? tutabilecek çocuklar bile canla ba?la hendek kazıyorlardı. Kazı i?ine bizzat Peygamber Efendimiz de (a.s.m.) katılıyor, bir an evvel tamamlanması için Müslümanların ?evk ve gayretlerini her zaman canlı tutuyordu. Gönüllü Müslümanlar, bütün gün çalı?ıyorlar, geceyi geçirmek için evlerine dönüyorlardı. Buna kar?ılık Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, bir tepecik üzerinde kurdurdu?u çadırında1 gece gündüz kalıyordu. Hem çalı?malara bizzat katılıyor, hem de çalı?anlara nezaret ediyor ve mürakabesini sürdürüyordu. Kâinatın Efendisi toza topra?a, sıca?a, açlı?a aldırmadan yaptı?ı çalı?malarında zaman zaman Müslümanların, ??Yâ Resûlallah, bizim çalı?mamız kâfi gelir. Sen, ne olur çalı?ma da istirahat buyur? tekliflerine muhatab oluyordu. Ancak Efendimiz, ??Ben de çalı?arak, bu sevaba ortak olmak istiyorum? cevabını vererek gayret ve sevaba nâiliyet arzusunu dile getiriyordu. Zaman zaman da kazı ve zenbille toprak ta?ıma esnasında, Abdullah bin Revaha??nın, ??Allah??ım sen bize do?ru yolu göstermemi? olsaydın, biz ne sadaka verebilir, ne de namaz kılabilirdik. ?zerimize yürüyen kâfirler, bizim çekindi?imiz fitne ve fesadı yapmak istedikleri ve bizimle kar?ıla?tıkları zaman, sen kalblerimize sabır ve sekinet indir, ayaklarımıza sebât ver!?2 meâlindeki kıt??aları terennüm ediyordu. Haliyle, bu gönüllü mücahidlerin gayretlerini arttırıyordu. Müslümanlar bütün gün durmadan dinlenmeden kazı i?ine devam ediyorlardı. Resûl-i Ekrem onların bu hallerine ?efkat ve merhametle bakıyor ve, ??Allah??ım! Ahiret hayatından ba?ka??taleb edilecek baki??bir hayat yoktur. Sen, Ensar ve Muhacirlere ma?firet eyle!? diye duâ ediyordu. ?alı?an Müslümanlar da Hz. Resûlullahın bu samimi duasına, ?u içli mukabelede bulunuyorlardı: ??Hayatta oldu?umuz müddetçe, Allah yolunda cihad etmek üzere Muhammed??e (a.s.m.) bîat etmi? ki?ileriz.?1 Kazı i?i devam ediyordu. Bir ara, Sahabîler sert bir kayaya rastladılar. Onu parçalamaya u?ra?ırken balyoz, kazma kürek gibi bir sürü âletleri kırıldı. Yine de onu parçalamaya muvaffak olamadılar. Durumu, o sırada kıldan dokunmu? çadırının içinde dinlenmekte olan Resûlullah Efendimize haber verdiler: ??Yâ Resûlallah! Kar?ımıza kazı esnasında ak bir kaya çıktı. Onu bir türlü parçalayamadık! Bu husustaki emriniz nedir?? Peygamber Efendimiz, Selman-ı Farisî??nin balyozunu aldı. ??Bismillah? diyerek kayaya bir darbe indirdi. Kayanın üçte birini yerinden kopardı ve ??Allahü Ekber, bana ?*****??ın anahtarları verildi! Vallahi, ben ?u anda ?*****??ın kırmızı kö?klerini görüyorum? buyurdu. Sonra, yine ??Bismillah? deyip kayaya balyoz ile ikinci darbeyi indirdi. Kayanın üçte biri daha parçalandı. Yine, ??Allahü Ekber, bana Fars??ın anahtarları verildi! Vallahi, ?u anda ben, Kisra??nın Medâin ?ehrini ve onun beyaz kö?klerini görüyorum? buyurdu. Ondan sonra üçüncü defa yine, ??Bismillah? deyip balyoz ile vurdu. Kayanın geri kalan kısmını da yerinden kopardı. Yine, ??Allahü Ekber, bana Yemen??in anahtarları verildi! Vallahi, ?u anda ben, San??a??nın kapılarını görüyorum? buyurdu.2 Resûl-i Kibriyâ Efendimizin, haber verdi?i bütün bu fetihler Hz. ?mer ile Hz. Osman zamanında bir bir gerçekle?ti. Bunları gören Ebû Hüreyre (r.a.) Müslümanlara ?öyle dedi: ??Bu fetihler sizin için bir ba?langıçtır. Vallahi, Allah, fethedece?iniz veya Kıyâmete kadar fetholunacak ?ehirlerin hepsinin anahtarlarını önceden Muhammed??e (a.s.m.) vermi?tir.?1 Orduya verilen ziyâfet Hendek kazı i?ini bir an evvel bitirmek için durmadan dinlenmeden çalı?an Müslümanlar, do?ru dürüst yiyecek bir ?eyler de bulamıyorlardı. Zira, o yıl Arabistan??da ?iddetli bir kıtlık ve kuraklık hüküm sürüyordu. Medine de bu kıtlık çemberinin içindeydi. Kazı i?i devam ediyordu. Bir gün Hz. Câbir bin Abdullah evine vararak, hanımına, ??Resûlullahı (a.s.m.) son derece acıkmı? gördüm. Ba?kası olsaydı bu açlı?a dayanamazdı. Evde yiyecek bir ?ey var mı?? diye sordu. Hanımı, ??Vallahi, yanımda ?u o?laktan ve ?u bir sa'2 arpadan ba?ka bir ?ey yok? dedi. Hz. Câbir o?la?ı kesti, hanımı ise arpayı el de?irmeninde ö?ütüp un yaptı. Eti çömle?e koydular, hamuru da mayaladılar. Et çömle?ini tandıra koyup pi?meye bıraktılar. Hz. Câbir evinden ayrılaca?ı sırada hanımı, ??Sakın, beni Resûlullah ve yanındakilere kar?ı utandırma? diyerek de yemeklerin azlı?ını nazara vermek istedi. Hz. Câbir, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin yanına gitti, ??Yâ Resûlallah,? dedi, ??azıcık yeme?im var. Yanına bir veya iki ki?i al da yeme?e gidelim.? Resûl-i Ekrem, ??Yeme?in ne kadardır?? diye sordu. Hz. Câbir, ??Bir sa?? arpadan yapılmı? ekmek ve kesilmi? bir o?lak? dedi. Bunun üzerine Efendimiz, ??Hem çok, hem de güzel bir yemek? buyurdu ve ilâve etti: ??Hanımına söyle; ben gelinceye kadar, tandırdan et çömle?i ile ekme?i çıkarmasın.? Daha sonra da, ??Ey hendek halkı! Kalkınız, Câbir??in ziyafetine gidece?iz? diye seslendi. Muhacir ve Ensardan orada bulunanların hepsi kalktı. Hz. Câbir ?a?kın ?a?kın evine döndü. Hanımına, ??Allah senin iyili?ini versin! Resûlullah (a.s.m.), yanındakilerin hepsiyle yeme?e geliyor. İnna lillahi ve İnna ileyhi Raciûn. ?imdi ne yapaca?ız?? dedi. Hanımı, ??Resûlullah (a.s.m.), yeme?imizin ne kadar oldu?unu sana sormadı mı?? diye sordu. Hz. Câbir, ??Evet, sormu?tu. Ben de söylemi?tim? diye cevap verdi. Bunun üzerine hanımı, ??Mahcup olacak sensin, ben de?il? diye konu?tu ve sordu: ??Onları sen mi dâvet ettin, yoksa Resûlullah mı?? Hz. Câbir, ??Resûlullah (a.s.m.) dâvet etti? diye cevap verince, Hanımı, ??O, senden daha iyi bilir? dedi. Resûl-i Ekrem Efendimiz, kalabalık Ashabıyla Hz. Câbir??in evine geldi. Onlara, ??Birbirinizi sıkı?tırmadan içeri giriniz? diyerek emretti. Sahabîler onar onar içeriye girdiler. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, ete ve ekme?e bereket duâsı yaptı. Sonra Hz. Câbir??in hanımına, ??Bir ekmekçi kadın ça?ır da seninle birlikte ekmek yapsın. ?ömle?inizden de kepçe kepçe al! Sakın, çömle?i tandırdan dı?arı çıkarma!? dedi. Nebiyy-i Muhterem Efendimiz, bundan sonra, mübârek elleriyle, tandırdan ekme?i çıkarıp parçaladı ve üzerine et koyarak Ashabına sunmaya ba?ladı. Dâvetliler yiyip doyuncaya kadar ziyâfet böylece devam etti. Hepsi yedi?i halde et ve ekmekten hiçbir ?ey eksilmemi?ti. Resûl-i Ekrem, Hz. Câbir??in hanımına, ??Bu kalanı da hem kendin yersin, hem de hediye edersin. ?ünkü, bütün halk açlık çekiyor? buyurdu. Misafirlere kar?ı kesinlikle mahcup olaca?ını dü?ünen Hz. Câbir??in, bütün bu olanlarla ilgili ?ehâdeti ise ?öyle idi: ??Allah??a yemin ederim ki, gelenler bin ki?i idi. Hepsi de doyup kalktılar. Buna ra?men çömle?imiz hâlâ oldu?u gibi kaynamakta, hamurumuzdan da oldu?u gibi ekmek yapılmakta idi. Ondan biz de yedik, konu kom?uya da hediye ettik.?1 Hendek kazı i?inin tamamlanması Hendek kazı i?inde Sahabîlerin gösterdikleri üstün gayret, gerçekten sadakatlarının, Allah ve Resûlüne olan ba?lılıklarının en açık bir delili idi. ?alı?ma sırasında ihtiyaçlarını görme durumunda kaldıklarında bile Peygamber Efendimizden izin almadan i?lerinin ba?ından katiyyen ayrılmıyorlardı. Bu durum elbette Sahabîye yakı?ır bir fedakârlık ve feragat örne?i idi. Nitekim, Cenâb-ı Hak da gönderdi?i âyetlerde onların gerçek mü??minler olduklarına ve e?siz sadakatlarına ?ehadet ediyordu: ??Mü??minler Allah??a ve Resûlüne iman eden kimselerdir; Müslümanları ilgilendiren mühim bir i? için onunla beraber toplandıkları zaman, Peygamberden izin almaksızın oradan ayrılmazlar. Senden izin isteyenler, Allah??a ve Resûlüne imân etmi? olanlardır. Birtakım i?leri için senden izin isteyenlerden diledi?ine izin ver ve onlar için Allah??tan af dile. Muhakkak ki Allah çok ba?ı?layıcı, çok merhamet edicidir.?2 Resûl-i Ekrem ve Müslümanların ciddiyetle sarıldıkları bu i?i, münafıklar ise hafife alıyorlardı. Oldukça gev?ek davranıyorlar, canları istedi?i zaman da Resûl-i Ekremden izin alma ihtiyacı bile duymadan çekip gidiyorlardı. Zaman zaman da canlarını di?lerine takarak çalı?an îman, sadakat, feragat ve gayret timsali Sahabîlerle istihza ediyorlardı. Morallerini, huzurlarını bozmak için de gülü?üyorlardı. Cenâb-ı Hak, indirdi?i âyet-i kerimelerde, onların uygun olmayan bu hareketlerinden bahsederek ?öyle buyurdu: ??Peygamberi, birbirinizi ça?ırdı?ınız gibi ça?ırmayın. Sizden, birbirinizi siper ederek Resûlullahın huzurundan sıvı?anları, ?üphesiz Allah bilir. Onun sünnetine muhalefet edenler, ba?larına bir belâ gelmesinden yahut pek acı bir azâbın kendilerine eri?mesinden sakınsınlar.?1 Yorucu bir çalı?ma neticesinde, hendek kazı i?i altı gün sürdü. Hendek be? ar?ın2 derinli?indeydi. Geni?li?i ise, en namlı süvarilerin dahi kolay kolay atlayıp geçemeyece?i kadardı. Sadece bir tek yeri aceleye geldi?inden dar kalmı?tı. Oradan atlılar geçebilirdi. Bu sebeple Peygamber Efendimiz orası hakkındaki endi?esini ?öyle açıkladı: ??Mü?riklerin buradan ba?ka bir yerden geçip gelebileceklerinden korkmuyorum!? Resûl-i Ekrem, çarpı?ma boyunca bu dar kısmı nöbet tutturup bekletecektir. Ayrıca Peygamber Efendimiz (a.s.m.) hende?in münasip kısımlarına giri? çıkı? yerleri yaptırdı. Dü?man gelip hende?in önüne karargâhını kurunca, buralara nöbetçiler dikecek ve ba?ına da Zübeyr bin Avvam Hazretlerini tayin edecektir. İslâm ordusu 3000 ki?iden ibaretti. Bu, sayı bakımından dü?man ordusunun üçte biri demekti. Sadece 36 atlı vardı. Orduda biri Muhacirlerin, di?eri Ensarın olmak üzere iki sancak bulunuyordu. Muhacirlerinkini Zeyd bin Hârise, Ensarınkini ise, Sa??d bin ?bâde Hazretleri ta?ıyordu.1 Resûl-i Kibriyâ, karargâhını Sel?? Da?ı eteklerinde kurdu. Ordunun sırtı bu da?a geliyordu. Harbe katılmayan kadın ve çocuklar ise kale ve hisarlara yerle?tirildi. Yiyecek maddeleri, kıymetli ve ehemmiyetli e?yalar da yine bu hisarlarda muhafaza altına alındı. Peygamber Efendimiz için Sel?? Da?ı ete?inde deriden bir çadır kuruldu. Bu çadır bugünkü Fetih Mescidinin bulundu?u yerde idi. Hendek, henüz yeni bitmi?ti ki, ovayı dü?man çadırlarının kapladı?ı görüldü. Dü?man, karargâhını Medine??nin kuzeyinde Uhud Sava?ının cereyan etti?i sahada kurdu. Hendekle kar?ıla?maları, ?a?kınlıklarına sebep oldu. O âna kadar böyle bir harp plân ve takti?i görmü? de?illerdi. Haliyle bu durum, daha ba?ından itibaren morallerini sarstı. Halbuki onlar, Medine??yi tamamen ele geçirecekleri hayal ve ümidiyle çıkıp gelmi?lerdi. Eli bo? dönmeyi dü?ünmek bile istemiyorlardı. Mücahidler, on bin askerlik dü?manı görmekle asla korkmadılar ve tereddüt etmediler. Kur??an-ı Azîmü??an onların bu halini ?öyle tasvir eder: ??Mü??minler dü?man ordularını gördüklerinde, ??Allah??ın ve Resûlünün bize vaad etti?i nusret ve zafer budur. Allah da, Resûlü de do?ru söylemi?tir?? dediler. Bu, onların ancak îmânını ve Allah??a teslimiyetini arttırmı?tır.?2 Benî Kurayza??nın anla?mayı bozması Resûl-i Ekrem Efendimiz deriden çadırında bulunuyordu. Yanında Hz. Ebû Bekir de vardı. Müslümanlar hendek kenarında dü?manı gözetlemek ve nöbet tutmakta idiler. Bu sırada Hz. ?mer, Resûlullahın huzuruna çıktı: ??Yâ Resûlallah,? dedi, ??aldı?ım habere göre, Benî Kurayza Yahudileri anla?mayı bozmu?lar ve dü?mana yardım kararı almı?lar.? Beklenmeyen bu haber Peygamber Efendimizi oldukça müteessir etti. Halbuki, bu kabilenin reisi Ka??b ibni Esed ile anla?ması vardı. Bunun için o taraftan çok emin idi. ?zülen Efendimizin dudaklarından ?u cümleler döküldü: ??Hasbünallahü ve ni??melvekîl (Allah bize yeter, O, ne güzel vekildir.?1 Benî Kurayza, büyük bir Yahudi kabilesi idi ve Medine-i Münevvere dı?ında kuvvetli kalelerde oturuyorlardı. Resûl-i Kibriyâ Efendimizle anla?maları vardı. Buna göre; Medine için haricî bir tehlike söz konusu oldu?u zaman Müslümanlarla birlikte ?ehri müdafaa edeceklerdi. Ayrıca Peygamber Efendimizden habersiz de hiçbir askerî harekâtta bulunmayacak, Kurey?li mü?rikleri ve onlara yardım edenleri korumayacaklardı.2 Bu haber üzerine Peygamber Efendimiz, Zübeyr bin Avvam??ı durumu tahkik için Benî Kurayza Yahudilerinin yurduna gönderdi. Hz. Zübeyr, Kurayzao?ullarının kalelerini onardıklarını, harp tâlim ve manevraları yaptı?ını bizzat gördü. Gelip durumu Efendimize haber verdi. Resûlullah, bu fedakârlı?ı üzerine, hakkında ?öyle buyurdu: ??Her Peygamberin bir havarisi vardır. Benim havarim de Zübeyr??dir.?1 Hz. ?mer??in verdi?i haber do?ruydu. Benî Nadir Yahudilerinin reisi Huyeyy bin Ahtab gelip Kurayzao?ulları reisi Ka??b bin Esed??i kandırmı?tı. O da anla?mayı bozmu?tu. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, durumu tekrar inceden inceye tahkik etmek ve onlara nasihatta bulunmak üzere Evs Kabilesinin lideri Sa??d bin Muaz, Hazreç Kabilesinin lideri Sa??d bin ?bâde, Abdullah bin Revâha ve Havvat bin Cübeyr??i Benî Kurayza Yahudilerine ?u talimatı vererek gönderdi: ??Gidiniz, bakınız; ?u kavimden bize eri?en haberin do?rulu?unu bir kere de siz tahkik ediniz. E?er do?ru ise, onu bana halkın anlayamadı?ı biçimde kapalı bir dil kullanarak bildiriniz. Ben onu anlarım. Açıkça söyleyip de halkın kalbine korku ve zaaf dü?ürmeyiniz. ?ayet, onlar aramızdaki anla?maya sadık bulunuyorlarsa, bunu halka açıkça ilân edebilirsiniz.?2 Bu güzide Sahabîler Benî Kurayza Yahudilerinin yurtlarına gittiler. Anla?mayı bozmanın çirkinli?inden bahsederek onlara nasihatta bulundular. Fakat, onlar kulak asmadılar ve anla?mayı bozduklarını açıkça ilân ettiler. Hattâ Peygamber Efendimiz hakkında ileri geri konu?acak kadar küstahlıkta bile bulundular. Müslüman elçiler bu durumdan son derece rahatsız oldular. Kurayzao?ullarının öteden beri müttefiki olan Hz. Sa??d bin Muaz, ??Sizinle cenk etmedikçe Allah canımı almasın? diye hiddetli hiddetli konu?tu. Daha sonra Müslüman elçiler geri dönüp, durumu Resûl-i Kibriyâ Efendimize kapalı bir dille arz ettiler. Peygamber Efendimiz onlara, ??Haberinizi gizli tutunuz. Ancak bilene açıklayınız. ?ünkü harp, tedbirden ve aldatmaktan ibarettir? diye konu?tu.1 Artık Medine çepe çevre dü?man tarafından sarılmı? demekti. Cenâb-ı Hak, Kur??ân-ı Kerimde, bu hususa ?öyle i?âret buyurur: ??O vakit dü?man orduları size hem yukarıdan, hem de a?a?ıdan saldırmı?lardı. ?yle ki, onların deh?etinden gözler yılmı?, yürekler a?ızlara gelmi?ti. ?2 Bu esnada Kurayzao?ulları Huyeyy bin Ahtab??ı Kurey?lilere göndererek, Medine??ye geceleyin baskında bulunmak üzere mü?riklerden 100, Gatafanlardan da 100 ki?i istediler. Onlar, bu kuvvetle birle?erek Medine kale ve hisarlarındaki kadın ve çocuklar üzerine baskın yapacaklardı. Bu haber Müslümanları büyük bir telâ?a dü?ürdü. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, derhal geceleri Medine ?ehrini muhafaza etmek için Zeyd bir Hârise Hazretlerini 300 askerle, Seleme bin Eslem??i de 200 askerle Medine??ye gönderdi. Bu kuvvetler, gece sokaklarda devriye gezip tekbir getireceklerdi. Bu esnada Benî Kurayza Yahudileri bir iki baskın te?ebbüsünde bulundularsa da, muvaffak olamayıp geri çekilmek zorunda kaldılar. Benî Kurayza??nın ikinci baskın denemesi esnasındaydı. On kadar Yahudi, Peygamber Efendimizin halası Hz. Safiyye??nin de içinde bulundu?u Hassan bin Sabit??in kö?künü ok ya?muruna tuttular. Hatta içeri girmeye kadar kalkı?tılar. İçlerinden birisi kö?kün kapısına kadar varıp içeri girmek istedi. Kö?kte Hz. Safiyye ile birlikte birçok kadın ve çocuk da vardı. Hz. Safiyye, bir Yahudinin kö?kün etrafında dola?ıp durdu?unu görünce, kadın oldu?u bilinmesin diye ba?ına sıkıca bir tülbent ba?ladı. Eline bir sırık alıp kö?kten a?a?ı indi. Kö?kün kapısını usulca açtı. Adamın arkasından yava?ça varıp, sırıkla ba?ına bir darbe indirdi. Orada i?ini bitirdi. Sonra da ba?ını kesip Yahudilere do?ru fırlattı. Bunun üzerine di?er Yahudiler korkuya kapıldılar. ??Bize, Müslümanların, âilelerini, yanlarında adam bulundurmaksızın, kimsesiz ve yalnız bıraktıkları haber verilmi?ti. Halbuki öyle de?ilmi?? diyerek da?ıldılar. Be? yüz civarında mücahidi Medine??ye gönderip ?ehri koruma altına alan Resûl-i Kibriyâ Efendimizin kendisi de geceleri, dü?manın oradan geçebilece?i dü?üncesiyle hende?in en dar yerini bizzat bekliyordu. Hz. ?i?e der ki: ??Resûlullah (a.s.m.) hendekteki gedi?i beklemek için gidip geldi?i sırada so?uktan tir tir titriyordu. Yanıma gelip biraz ısındıktan sonra, ??Ben, dü?manın oradan ba?ka bir yerden geçip gelebilece?inden korkmuyorum. Ke?ke bu gece, Müslümanlardan biri, benim yerime orayı beklese?? buyurdu. ??O anda bir silah ve demir âleti ?akırtısı i?ittim. Resûlullah (a.s.m.) ??Kim o??? diye seslendi. ????Sa??d bin Ebî Vakkas?? diye cevap geldi. ??Resûlullah, ??Bu gedi?i sana havâle ediyorum. Orayı sen bekle?? buyurdu. Kendisi de uyudu.? Münafıkların hendekten da?ılmaları Münafıklar, ??Evlât ve iyalimizi yalnız bırakıp da burada sefâletle beklemek akıl kârı de?ildir? diyerek Müslümanlara ?üphe ve vesvese vermeye çalı?ıyorlardı. Bir kısmı ise bizzat Resûl-i Kibriyâ Efendimizin huzuruna çıkarak, ??Evlerimiz Medine??nin dı?ındadır. Duvarları da alçak olup dü?man ve hırsızlara açıktır?1 diyerek hendekten ayrılma müsaadesi istiyorlardı. Peygamber Efendimiz bunların bir kısmına müsaade etti. Aslında münafıkların maksadı böyle kritik bir anda ordudan ayrılarak Müslümanların maneviyatını bozmaktı. Bu, onların her zaman ba?vura geldikleri bir taktikti. Nitekim, Sa??d bin Muaz Hazretleri bir kısım münafı?ın Hz. Resûlullahtan (a.s.m.) müsaade istedi?ini görünce ?öyle demekten kendini alamamı?tı: ??Yâ Resûlallah! Bunlara izin verme. Vallahi, biz ne zaman bir musîbete u?rasak, sıkıntıya girsek, onlar hep böyle yaparlar.? Sonra da müsaade isteyen bu münafık grubun yanına giderek onları ?öyle azarladı: ??Biz sizden her zaman böyle hareketler mi görece?iz? Ne zaman bir musîbete u?rasak, bir sıkıntıyla kar?ı kar?ıya gelsek siz hep böyle yapar durursunuz.?1 Cenâb-ı Hak da, indirdi?i vahiyle onların, bu müsaade istemede samimi olmadıklarını ?öyle açıklıyordu: ??Onlardan bir topluluk da, ??Ey Yesrib ahâlisi, burada tutunamazsınız; evlerinize dönün?? diyordu. İçlerinden bir ba?ka topluluk ise, ??Evlerimiz korunmasız?? diyerek Peygamberden izin istiyordu; halbuki evleri korunmasız de?ildi. Onların firar etmekten ba?ka bir niyeti yoktu.?2 Harbin ba?laması Dü?man, hendek arkasında çarpı?manın bir hayli zor olaca?ını biliyordu. Buna ra?men bütün hazırlıklarını tamamlayarak, var kuvvetiyle hücuma geçti. Fakat hendek, i?lerini tahmin ettiklerinin de üstünde güçle?tiriyordu. Hende?i bir türlü geçmek imkân ve fırsatını elde edemiyorlardı. Haliyle bu da ümitsizli?e dü?melerine sebep oluyordu. Sonunda çarpı?ma uzaktan uza?a ok atı?larıyla devam etti. Fakat bu da, i?in uzamasından ba?ka bir?eye yaramıyordu. Dü?man ordusu, hücumlarından bir netice elde edemedi?ini görünce Müslümanları muhasara altına almaya karar verdi. Zaten ba?ka yapacak bir ?eyleri de yoktu. Bir ara dü?man süvarilerinden bir kaçı atlarını sürüp hende?in bahsedilen dar yerinden Müslümanlar tarafına geçmeye muvaffak oldular ve kendileriyle dövü?ecek er dilediler. İçlerinden en me?huru Amr bin Abd-i Vedd idi. Birçok hâdiseler görüp geçirmi?, yalnız ba?ına birçok toplulu?u da?ıtmı?, cesur ve silah?örlükte mahir bir süvari idi. Arap kabileleri onu bir bölük süvariye denk sayarlardı. Onunla dövü?mek için fevkalâde cesaretli ve yürekli olmak gerekirdi. Bu sebeple kimse ona kar?ı çıkmak istemezdi. Amr dö?ü?ecek er dileyince, Hz. Ali, ??Yâ Resûlallah, ona kar?ı ben çıkayım, müsaade eder misiniz?? dedi. Peygamber Efendimiz, ??Sen otur, yâ Ali, gelen Amr??dır? buyurdu. Amr, tekrar Müslümanlara meydan okudu: ??İçinizde muharebe meydanına çıkacak er yok mudur? Hani, sizin ölülerinize tayin etti?iniz Cennet, nerede?? Hz. Ali tekrar kar?ısına çıkmak istedi. Resûl-i Ekrem Efendimizin yine, ??Yâ Ali, o Amr??dır? buyurarak izin vermedi. Kar?ısına kimsenin çıkmadı?ını gören Amr, bütün bütün ?ımardı ve i?renç küfürler savurarak, ??Er meydanına çıkacak kimse yok mu?? diye üst perdeden ba?ırdı. Hz. Ali tekrar cesaretle yerinden fırladı, ??Onunla ben dö?ü?ürüm, yâ Resûlallah!? dedi. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz yine, ??Yâ Ali, o Amr??dır? buyurdu. Hz. Ali, ??Amr da olsa çıkar dö?ü?ürüm yâ Resûlallah? dedi. Bunun üzerine Fahr-i Alem Efendimiz, ??Allah??ın Arslanı?na müsaade etti. Bizzat kendi eliyle zırhını ona giydirdi ve Zülfikâr adlı kılıcını beline ba?ladı. Sarı?ını da ba?ına sardıktan sonra ?öyle duâ etti: ??Yâ Rab! Amcam o?lu Ubeyde Bedir??de ve amcam Hamza Uhud??da ?ehid oldular. Yanımda bir amcazâdem Ali kaldı. Sen, onu muhafaza eyle. Ona yardımını ihsan eyle. Beni de yalnız bırakma.?1 Hz. Ali yaya olarak imanından gelen heybetle Amr??a do?ru yürüdü. İki taraf da bu büyük dö?ü?ü seyre hazır bulunuyorlardı. Zırha bürünen Hz. Ali??nin gözlerinden ba?ka hiçbir tarafı görünmüyordu. Amr, ??Sen kimsin?? diye sordu. Hz. Ali, ??Ben Ali??yim? diye cevap verdi. Amr bu bıyıkları yeni terlemi? olan genci kar?ısında bulunca bir merhamet ve hafife alma tavrı takındı. ??Amcalarından, senden ba?ka daha ya?lı kimse yok mudur? Ben, senin kanını dökmek istemiyorum! ?ünkü, baban benim dostumdu? diye konu?tu. Hz. Ali??nin ise cevabı ?u oldu: ??Vallahi, ben, senin kanını dökmek isterim.? Amr, bu cevaba kahkaha ile gülerek, ??Bu a?ızla bir kimsenin kar?ıma çıkaca?ı hatırıma bile gelmezdi? dedi. Hz. Ali??nin sözleri Amr??ı çileden çıkarmaya yetmi?ti. Kılıcını sıyırıp atıyla onun üzerine yürüdü. Hz. Ali, ??Ben, seninle nasıl çarpı?abileyim? Ben yayayım, sen atlı? Atından in de benim gibi yaya ol? diye teklifte bulundu. Amr derhal atından indi ve hayvanı salıverdi. ?fke dolu bakı?larla Hz. Ali??nin kar?ısına dikildi. Hz. Ali, ??Ey Amr!? dedi. ??Ben, senin Kurey?ten bir kimse ile kar?ıla?tı?ında, onun iki iste?inden birisini kabul edip yerine getirece?in hakkında Allah??a vaadde bulundu?unu i?ittim. Do?ru mudur?? Amr, ??Evet? dedi. O zaman Hz. Ali, ???yle ise, ben seni Allah??a ve Resûlüne imana dâvet ediyor ve İslâmiyeti kabule ça?ırıyorum!? Amr, ??Bu, bana lâzım de?il, geç bunları!? dedi. Bu sefer Hz. Ali, ???yle ise,? dedi, ??bizimle çarpı?maktan vazgeç; yurduna dön ve buradan git.? Amr, ??Ben adayaca?ımı adamı? ve intikam almadıkça ba?ıma ya? ve koku sürmeyi yasaklamı?ımdır? diye kar?ılık verdi. O zaman Hz. Ali, ??O halde vuru?maya hazır ol!? diye kükredi. Amr, yine kahkaha ile güldü ve ??Do?rusu ben, Araplar içinde benden korkmadan, benimle çarpı?mak isteyecek böylesine bir kahraman bulunabilece?ini tahmin etmemi?tim? diye hayretini izhar etti. Sonra da ekledi: ??Sen, henüz genç bir yi?itsin. ?stelik baban da benim dostumdu. Benimle çarpı?maktan vazgeçip dön, geri git. Seni öldürmek istemiyorum.? Cesaret kahramanı Hz. Ali, ??Ama ben, seni öldürmek istiyorum? kar?ılı?ını verdi. Hz. Ali??nin son cümlesi, Amr??ı son derece hiddetlendirmi?ti. Bir vuru?ta Hz. Ali??nin kalkanını parçaladı. Kalkanı delen kılıç, Hz. Ali??nin alnını sıyırdı. Hz. Ali ?im?ek gibi bir hızla yana sıçradı, bu sefer sıra ondaydı. Amr??ın boyun köküne Zülfikârla ?iddetli bir darbe indirdi. Amr??ın ba?ı bir tarafa, gövdesi bir tarafa dü?tü. Bir anda feryad ve çı?lıklar koptu. Ortalık birbirine karı?tı. Hz. Ali ise, Cenâb-ı Hakkın bu muvaffakiyeti kendisine ihsan etmesinden dolayı ??Allahü Ekber? diyerek tekbir getirdi. Resûl-i Ekrem ve Müslümanlar da tekbir getirince bir anda her taraf tekbirlerle çınladı. ??Kılıç de?il, el keser!? O esnada, Kurey? süvari ve ?âirlerinden olan Hüreyre bin Ebî Vehb, Hz. Ali ile çarpı?maya yeltendi. Fakat bir kılıç darbesi yiyince çareyi kaçmakta buldu. Bu sefer Hz. Zübeyr bin Avvam, onu takib etti. Kılıçla vurup atının e?erini kesti. Daha sonra Hz. Zübeyr, Nevfel bin Abdullah??ın pe?ine dü?tü. ?iddetli bir darbe ile onu yukarıdan a?a?ıya do?ru ikiye biçti. Sonraları Hz. Zübeyr??e, ??Senin kılıcın gibi kılıç görmedik? denilince ?u cevabı verdi: ??Onu yapan kılıç de?ildir, bilektir!? Kurey???in di?er süvarileri deh?ete kapılarak dolu dizgin kaçmaya ba?ladılar. Hattâ Ebû Cehil??in o?lu İkrime, can havliyle kaçıp giderken mızra?ını dü?ürmü?, onu geri dönüp almaya bile cesaret edememi?ti. Bir bölü?e bedel olarak görülen Amr bin Abd-i Vedd??in mübareze meydanında dü?üp kalması, Müslümanları son derece sevindirirken, mü?rikleri fazlasıyla korkutup deh?ete dü?ürdü. Hattâ Kurey? ordusu kumandanı Ebû Süfyan, ??Bugün bizim için bir hayırlı i? yok? diyerek ye??s içinde hende?in ba?ından çekilip karargâha gitti. Bir gün sonra, mü?riklerin tamamı, Kurayzao?ulları Yahudileriyle birlikte her taraftan Müslümanları çepe çevre sardılar ve ak?ama kadar durmadan onları ok ya?muruna tuttular. Kıtlık yüzünden pek zayıf ve güçsüz dü?mü? olan Müslümanlar, dü?man sürüsünün böyle bir kara bulut gibi her taraftan sıkı?tırması üzerine, bütün bütün mecalsiz kaldılar. Ak?***** olup dü?man çekilince bir miktar nefes aldılar. Fakat, ??Dü?man, yarın yine böyle her taraftan ?iddetli hücuma giri?irse, hâlimiz ne olur?? diyerek herkeste bir endi?e ve telâ? vardı. Münafıklar yine sahnede Münafıklar zümresi, Müslümanların maruz kaldıkları bu sıkıntı ve kıtlı?ı fırsat bilerek, onların mâneviyatlarını bozucu telkinlerde bulunmaya ba?ladılar: ??Muhammed size Kayser ve Kisranın hazinelerini va??dediyor! Halbuki, ?u anda hendek içinde hapsolmu?uz. Korkudan abdest bozmaya bile gidemiyoruz! ??Va??detti?i nerede, biz nerede? Allah ve Resûlü, bize aldatı?tan ba?ka bir?ey va??detmiyor.? Kur??ân-ı Kerim bu hususa da i?âret eder.1 Ne var ki, münafıkların bu hâince ve dessasça telkinlerinden hiçbiri gerçek mü??minleri Hz. Resûlullahın yanından ayıramıyordu. ?ünkü, onlar, Yüce Allah??ın kendilerine yardım edece?i hususundaki va??dine bütün samimiyetleriyle inanmı?lardı. Allah??ın takdirine teslimiyetleri sonsuzdu. Allah ve Resûlü u?runda her türlü musîbet ve sıkıntıya seve seve katlanıyorlardı. Münafıklar ise, tam tersine, Medine??yi çepe çevre saran dü?man ordusunun, Kâinatın Efendisi Peygamberimizle Ashab-ı Kirâmın vücudlarını ortadan kaldıraca?ını sanıyorlardı; hattâ bunu istiyorlardı. Böylece bu a?ır imtihanda gerçek mü??minlerle münafıklar birbirlerinden ayrılıyorladı. Kur??an-ı Azimü??anın konu ile ilgili ?u âyeti ne kadar ibret vericidir: ??Yoksa, sizden evvelkilerin ba?larına gelenler sizin de ba?ınıza gelmeden Cennete giriverece?inizi mi sandınız? Onlara öyle sıkıntılar ve musîbetler eri?ti, öyle sarsıntılara u?radılar ki, onlara gönderilen peygamber ve yanındaki mü??minler ??Allah??ın yardımı ne zaman??? diyecek hale geldiler. Haberiniz olsun, Allah??ın yardımı yakındır.?1 Dü?manda yılgınlık Muhasara uzadıkça uzuyordu. Mü?riklerin baskın ve hücumları her defasında Müslümanlar tarafından püskürtülüyordu. Muhasaranın uzaması, her iki tarafı da büyük sıkıntı, açlık ve so?ukla kar?ı kar?ıya bırakmı?tı. Mahsul, harbin ba?lamasından bir ay kadar önce tarlalardan toplanmı? oldu?u için, dü?man ordusunun at ve develerinin yiyecekleri de tükenmi?, hayvanlar açlıkla kar?ı kar?ıya kalmı?lardı. Bütün bunlar, dü?man safında gev?ekli?e, ümitsizli?e ve yılgınlı?a sebep oldu. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, muhasaranın uzayıp gitti?ini, so?uk, kıtlık ve açlı?ın her gün biraz daha arttı?ını ve Müslümanları bütün bütün sarstı?ını görünce, Gatafanlıların kumandanı Uyeyne bin Hısn ile Hâris bin Avf??a ?u haberi gönderdi: ??Müslümanları muhasaradan vazgeçip, yurdunuza dönüp giderseniz, Medine??nin yıllık meyve mahsulünün üçte birini veririm.? Onlar ise, ??Bize, Medine??nin yıllık hurma mahsulünün yarısı verilmelidir? dediler. Fakat, Peygamberimiz (a.s.m.) buna yana?madı. Bunun üzerine üçte bire razı oldular ve bir heyet halinde Resûl-i Ekrem Efendimizin huzuruna çıkıp geldiler. Peygamber Efendimiz bu arada önce Ensarın reislerinden Sa??d bin Muaz ile Sa??d bin Ubade??nin görü?lerini ö?renmek istedi. Onlar önce, ??Yâ Resûlallah! Bu sizin arzu etti?iniz bir?ey midir? Yoksa, Allah??ın size emretti?i ve bizim de muhakkak yerine getirmemiz gereken bir?ey midir?? diye sordular. Nebiyy-i Ekrem Efendimiz ?u cevabı verdi: ??E?er, Allah tarafından emir alsaydım, sizinle isti?âre etmez, gere?ini hemen yerine getirirdim. Bu, kabul edip etmemekte serbest bulundu?unuz bir görü?ten ibarettir.? Bunun üzerine Sa??d bin Muaz Hazretleri, ??Yâ Resûlallah!? dedi. ??Biz ve ?u kavim, bir zamanlar Allah??a ortak ko?ar, putlara tapar, Allah??a ibadet etmez ve Onu tanımazken bile, bunlar misafirlik veya satın almak gibi durumlar dı?ında Medine??den tek bir hurma yemeyi ummamı?lardır. ?imdi Allah, bizi İslâmla ?ereflendirdi?i, onunla do?ru yolu buldurdu?u, seninle ve onunla bize kuvvet bah?etti?i bir sırada mı mallarımızı bunlara haraç olarak verece?iz? ??Vallahi, bizim için böyle bir anla?maya hiç ihtiyaç yoktur. Allah, onlarla aramızdaki hükmünü verinceye kadar onlara sunaca?ımız tek ?ey kılıçtır!?1 Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, bu konu?madan memnun oldu. Gatafan heyetine de, ??Kalkıp gidiniz! Artık aramızı ancak kılıç halleder? dedi. Bunun üzerine Gatafan heyeti Resûlullahın huzurundan ayrıldı. Yolda, Hâris bin Avf, Uyeyne bin Hısn??a ?unları söyledi: ??Biz Kurey?lilere yardım maksadıyla Muhammed??e saldırmakla bir ?ey elde edemeyece?iz. Vallahi, ben Muhammed??in i?inin açık ve üstün bir i? oldu?unu görüyor ve tahmin ediyorum. Vallahi, Hayber Yahudilerinin bilginleri, Harem halkından Muhammed??in sıfatında bir peygamberin kitaplarında yazılı bulduklarını söyler dururlardı.? Ku?atma esnasında mücahidler büyük sıkıntı ve me?akkatlere maruz kalıyorlardı. Harpten önce durmadan dinlenmeden hende?i kazmı?lardı. O biter bitmez de harbe girmi?lerdi. Bu bakımdan oldukça bitkin ve yorgun idiler. Ayrıca açlık sıkıntısı da çekiyorlardı. Hava da oldukça so?uktu. Huzeyfe (r.a.), muharebenin sadece bir gecesini ?öyle anlatır: ??Biz bir tarafta saf ba?lamı? oturuyorduk. Ebû Süfyan ve ordusu üst tarafımızda, Kurayza Yahudileri de alt tarafımızda idiler. ??Bunların Medine??deki çoluk çocu?umuza baskın yapmalarından korkuyorduk. Hiç böylesine karanlık, böylesine fırtınalı bir gece geçirmemi?tik. Rüzgâr sanki ıslık çalıyor, karanlıkta hiçbirimiz uzattı?ı parma?ını bile göremiyordu. Münafıklar, ??Evlerimiz emniyette de?ildir?? diyerek Resûlullahtan izin istediler. Halbuki, evleri tehlikede de?ildi. İzin isteyenlerin hepsine izin verildi. İzin alanlar beklemeden sıvı?ıp gidiyorlardı. Biz üç yüz küsur civarında idik. Tek tek Allah Resûlünün yanında nöbet tuttuk. Sıra bana gelmi?ti. ?zerimde ne dü?mana kar?ı koyacak bir kalkanım, ne de so?uktan korunmak için bir elbisem vardı. Sadece zevcemin verdi?i, dizlerimi geçmeyen yün örtü vardı??1 Muhasaranın ?iddetli hücumu ve kazaya kalan namazlar Muhasaranın devamı sırasında bir ara dü?man birlikleri Resûlullahın çadırını ?iddetli ok ya?muruna tutmu?lardı. Peygamber Efendimiz, üzerinde zırh, ba?ında mi?fer çadırının önünde duruyordu. Hz. Câbir der ki: ??Mü?rikler, o gün, bizimle durmadan çarpı?tılar. Askerlerini takım takım ayırdılar. Halid bin Velid kumandasındaki büyük ve a?ır bir fırkalarını Resûlullahın (a.s.m.) bulundu?u yere yönelttiler. O gün, gecenin geç saatlerine kadar çarpı?tılar. Ne Resûlullah ve ne de Müslümanlar yerlerinden ayrılma imkânı ve fırsatını bulamadılar.?1 ?arpı?ma öylesine ?iddetle devam ediyordu ki, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, o günün ö?le, ikindi ve ak?***** namazlarını bile vaktinde kılma imkân ve fırsatını bulamadı. Zâtına eziyet ve hakaret edenlere bile bedduâ etmeyen Kâinatın Efendisi, namazlarını kazaya bıraktırdıklarından dolayı, onlara ?öyle bedduâ etti: ??Onlar nasıl, güne? batıncaya kadar u?ra?tırıp, bizi, namazımızdan alıkoydularsa, Allah da onların evlerine, karınlarına ve kabirlerine ate? doldursun.? Daha sonra, o günün ö?le, ikindi ve ak?***** namazlarını Ashabıyla birlikte kaza etti.2 Her iki taraf da, açlık, yorgunluk, so?uk ve netice alamamaktan gelen sıkıntılarla bunalmı?tı. Bu sırada henüz yeni Müslüman olmu?, fakat Müslüman oldu?undan ne mü?riklerin ve ne de kavmi olan Gatafanlıların haberi bulunmayan Nuaym bin Mes??ud, Peygamber Efendimizin huzuruna geldi. İslâma kavu?mu? olmanın ?ükrünü, Müslümanlara bir hizmette bulunmakla ifâ etmek istiyordu. ?u teklifte bulundu: ??Yâ Resûlallah! Ben Müslüman oldum. Kavmim olan Gatafanlıların bundan haberleri yok. Emret, istedi?ini yapayım.? Peygamber Efendimiz, ??Sen tek bir ki?isin. Cesaretinle ne yapabilirsin ki? Maamafih yalnız ba?ına da bir i? görebilirsin: Elinden gelirse bizi muhasara altına almı? bulunan kavimlerin arasına gir de, onları birbirinden ayırmaya çalı?. ?ünkü harp, hilelerden ibârettir?1 buyurdu. Hz. Nuaym kendisinden istenen hizmeti kavramı?tı. ??Evet, yâ Resûlallah! Bu i?i yapabilirim. Fakat, gerekti?inde gerçe?e aykırı bir?eyler söylememe izin vermelisin? dedi. Peygamber Efendimiz, ??İstedi?ini söyle, sana helâldir?2 buyurarak ona ruhsat verdi. Hz. Nuaym, derhal yola koyuldu. ?nce, Kurayzao?ullarının yanına vardı. ?üphelerini dâvet edici en ufak bir harekette bulunmadan ?öyle bir konu?ma yaptı: ???u adamın [Hz. Peygamberin] i?i ?üphesiz bir belâdır. Kaynuka ve Nadiro?ullarına yaptı?ını da gördünüz. ??Kurey?liler ve Gatafanlılar Muhammed ve Ashabıyla sava?mak için buraya gelmi? bulunuyorlar. Siz de onlara yardımcı oldunuz. Halbuki, onların yurtları, malları, mülkleri, çoluk çocukları sizinki gibi burada de?ildir. Onlar, fırsat ve imkân bulurlarsa, Müslümanları ma?lûp eder, ganimetleri toparlar. Ma?lûp olurlarsa buradan savu?ur giderler. Sizi, bu adamla ba?ba?a bırakırlar. Sizde ise, ona kar?ı koyacak güç ve kuvvet yoktur. ??Siz Kurey?lilerden bazılarını rehin almadıkça, asla onların yanında Muhammed??e kar?ı sava?mayın. Rehineler yanınızda bulunursa, kolay kolay sizi terk edip gidemezler.?3 Benî Kurayza Yahudileri, bu tavsiyeyi uygun buldular. ?stelik kendilerini ikaz etti?i için Hz. Nuaym??a te?ekkür bile ettiler. Yanlarından ayrılırken Hz. Nuaym, ??Sakın anlattıklarımı kimseye söylemeyin. Gizli tutun!? demeyi de ihmal etmedi. Onlar da gizli tutacaklarına dair söz verdiler. Benî Kurayza??nın yanından ayrılan Hz. Nuaym Kurey? mü?riklerinin yanına gitti. ??Sizi ne kadar çok sevdi?imi bilirsiniz. Muhammed??den ayrı oldu?um da malûmunuz. ??rendi?im bir?eyi size söylemek zorundayım. Ama sır olarak saklayaca?ınıza yemin edin!? dedi. ??Yemin ederiz? dediler. Hz. Nuaym, ??Haberiniz olsun ki,? dedi, ??Kurayzao?ulları, Muhammed??le ittifaklarını bozduklarına pi?man olmu?lardır. Aralarının tekrar düzelmesi için ileri gelenlerinizden birçok kimseyi sizden rehin isteyeceklermi? ve Muhammed??le tekrar barı?mak için onların boyunlarını vuracaklarmı?. Bununla birlikte Nadiro?ullarının da tekrar yurtlarına dönmelerine müsaade alacaklarmı?! ???ayet, Kurayzao?ulları, ileri gelen adamlarınızı rehin almak için size bir haber gönderirlerse, sakın ha e?rafınızdan bir tek kimseyi dahi göndermeyiniz.?1 Hz. Nuaym, bundan sonra kendi kabilesi olan Gatafanlıların yanına vardı ve ?öyle dedi: ??Ey Gatafan toplulu?u! Sizler benim kabilemsiniz. Bana en sevgili olan kimselersiniz. Yahudilerin sizlerle oldukları anla?mayı bozduklarını ve Muhammed??le anla?mak üzere olduklarını ö?rendim. Benî Nadir??i Medine??ye kabul etme kar?ılı?ında, Benî Kurayzalılar onunla sulh edeceklermi?.?2 Hz. Nuaym, böylece, kendi kabilesini de söylediklerine inandırmayı ba?ardı. Hz. Nuaym??ın takti?i müsbet neticesini vermeye ba?ladı. Plân gere?i, Benî Kurayza Yahudileri, mü?riklerin ileri gelenlerinden rehin olmak üzere yetmi? ki?i istediler. Onlar ise, bunu yine Hz. Nuaym??ın tâlimi üzere reddettiler. Haliyle bu durum aralarını açtı. Her iki taraf da, ??Demek Nuaym??ın söyledikleri do?ruymu?? diyerek aralarındaki münasebetleri kestiler. Benî Kurayzalılar, aynı ?ekilde Gatafanlılardan da rehine istediler. Onlar da reddedince, plân ba?arı ile neticelenmi? oldu. Son çarpı?ma ve Allah??ın nusreti Mü?rik ordusu son defa, var gücü ve bütün ?iddetiyle hende?in her tarafından hücuma geçti. ?arpı?malar çok ?iddetli oluyordu. Kar?ılıklı ok ve ta? atı?ları ile taraflar birbirlerini yıldırmak ve püskürtmek istiyorlardı. Harbin bütün ?iddetiyle devam etti?i bu nazik anda Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, ridasını üzerinden yere atıp, ellerini Kadir-i Mutlak??a açarak ?öyle duâ ediyordu. ??Ey Kitabı [Kur??an??ı] indiren, hesabı en çabuk gören, kavim ve kabileleri bozgunlara u?ratan Allah??ım! Onlara kar?ı bizlere yardım et! Allah??ım Sen bu bir avuç Müslümanın helâkını dilersen, artık Sana ibadet edecek kim kalır??1 O gün çarpı?ma bütün ?iddetiyle devam etti. Artık hava kararmı?, taraflar karargâhlarına çekilmi?lerdi. Gecenin karanlı?ında Hz. Cebrâil (a.s.), gelerek Peygamber Efendimize dü?man ordusunun bir rüzgâr ile peri?an edilece?ini müjdeledi. Müjdeyi alan Resûl-i Ekrem iki dizi üzerine çöktü, ellerini kaldırarak nusretini ula?tıran Cenâb-ı Hakka ?ükrünü ?öyle takdim etti: ??Bana ve Ashabıma merhametinden dolayı, Sana hadsiz ?ükür ve hamd olsun Allah??ım.? Mü?rikler peri?an oluyor Cumartesi gecesi idi. Geceyle birlikte, mü?rik ordusunun bulundu?u sahada dondurucu bir rüzgâr gürlemeye ba?ladı. Bu, en so?uk kı? gecelerinde esen dondurucu bir rüzgârdı. Mü?riklerin gözleri toz ve toprakla doldu. Kap kaçaklar uçu?uyor, çadırlar sökülüyor, atlar, develer birbirine karı?ıyor, gözler birbirini göremiyordu.1 Dü?manı artık müthi? bir korku ve panik havası sarmı?tı. ?a?ırmı?lardı. Bozgun evvelâ Kurey? mü?rikleri cephesinde ba?ladı. Askerlerden önce, komutan Ebû Süfyan devesine atladı ve ??Hemen göç ediniz, i?te ben gidiyorum!? diyerek Mekke??ye do?ru yola koyuldu. Kurey? ileri gelenleri kendisini kınamasalardı, belki de tek ba?ına dolu dizgin orduyu terk edip gidecekti. Kavminin ileri gelenlerinin ayıplamasına u?rayan Ebû Süfyan, tek ba?ına gitmekten vazgeçti ve geri döndü. Ne var ki, artık orduda bozgun havası ba?lamı?tı ve durdurulacak gibi de?ildi. Askeri toparlamak için gösterilen gayretler neticesiz kaldı. Sür??atle toparlanıp Mekke yolunu tutmaktan ba?ka yapabilecekleri hiçbir ?ey kalmamı?tı. ?yle de yaptılar. Sadece takip edilmekten korktuklarından, henüz o sırada mü?rikler safında Müslümanlara kar?ı sava?an Amr bin As ve Halid bin Velid, 200 ki?ilik bir süvari birli?i ile geride kaldılar.2 Kurey? mü?rikleri gerisin geri kaçınca, kendileriyle ittifak etmi? bulunan di?er kabileler de ordugâhtan ayrılıp yurtlarına döndüler. Peygamber Efendimiz ve Müslümanlara yapılan bu İlâhî yardımdan Kur??ân-ı Kerimde ?öyle bahsedilir: ??Ey îmân edenler! Hatırlayın, Allah??ın size olan nimetini ki, dü?man orduları size saldırdı?ında, Biz onların üzerine bir rüzgâr ve sizin görmedi?iniz ordular göndermi?tik. O zaman Allah sizin yaptıklarınızı görüyordu.?3 Dü?manın büyük bir hezimete u?rayıp çekilmekte oldu?unu gören Fahr-i ?lem Efendimiz, tebessümler arasında, yardımını gönderen Cenâb-ı Hakka hamd ve ?ükrettikten sonra ?öyle dedi: ??Allah??tan ba?ka ilâh yoktur! Yalnız O vardır. Allah ordusunu aziz kıldı. Kuluna da yardım etti. Tek ba?ına da Arap kabilelerine galebe etti!?1 Mü?rik ordusunun hiç bir müsbet netice alamadan eli bo? döndüklerini, Kur??an-ı Kerim bize ?öyle haber verir: ??O kâfirler umduklarından hiçbirisine eri?emeden Allah onları öfkeleriyle birlikte geri gönderdi. Mü??minlere de sava?ı kendilerinden uzakla?tırmak için Allah??ın yardımı kâfi geldi. Allah diledi?ini yapmaya kàdirdir; Onun kudreti her?eye galiptir.?2 Zafer Müslümanların Bir ay kadar süren çetin bir çarpı?ma ve muhasara, böylece, Allah??ın yardımıyla sona ermi?ti. Dü?manlar peri?an edilirken, Müslümanlara da rahat bir nefes alma imkânı do?mu?tu. Küffâr ordusunun bu dönü?ü artık bütün dönü?lerin ba?langıcı sayılacaktı. Bundan böyle Müslümanlar üzerine yürüme cesaretini kendilerinde bulamayacaklardı. Zira, Bedir, Uhud ve Hendek gibi üç büyük sava?ta mü??minlerin ne derece kuvvetli olduklarını ve onları bundan böyle ma?lup etmenin kolay olmayaca?ını anlamı? oluyorlardı. Gerisin geri dönen mü?rik ordusunda hakim hava ümitsizlik, keder ve üzüntü iken, mü??minler arasında tam bir bayram havası ya?anıyordu. Herkes memnun ve mesrûrdu. Bunca yorucu çalı?ma, sebât ve cesaretle çarpı?manın neticesini böylesine güzel bir surette elde etmekle, gönül huzuru içinde Rablerine hamd ve ?ükür ediyorlardı. Hz. Resûlullahın ?u müjdesi ile sevinçlerini kat kat arttırıyordu: ??Bundan sonra biz gidip onlarla çarpı?aca?ız. Artık onlar, gelip bizimle çarpı?amayacaklar.?1 Resûl-i Ekremle birlikte mücahidler bayram havası içinde, Hendek??ten ?ehre döndüler. Bu muharebede mücahidler yedi ?ehid vermi?lerdi. Kâfirlerden ise dört ölü vardı. ?ehid olan Sahabîlerin hepsi de Ensardandı. * * * Benî Kurayza Gazâsı Hicretin 5. senesi. (Milâdî 627) Benî Kurayza Yahudilerinin Peygamber Efendimizle olan anla?malarına göre, Hendek Muharebesinde dü?man tarafından sarılan Medine??yi Müslümanlarla elele vererek müdafaa etmeleri gerekiyordu.1 Fakat, bunu yapmadılar. ?stelik anla?ma hükümlerini hiçe sayarak, harbin en nâzik safhasında mü?riklerle i?birli?ine giri?tiler. Peygamber Efendimizin tahkik ve sulh için gönderdi?i heyete hakarette bulundular ve, ??Resûlullah da kim oluyormu?? Muhammed??le aramızda ne ahid vardır, ne de akid? dediler. Hattâ daha da ileri giderek Peygamber Efendimiz için küstahça sözler bile sarfettiler.2 Bununla da yetinmediler. Medine üzerine baskınlar düzenleyerek, Müslüman âile ve çocukları kılıçtan geçirme te?ebbüsüne bile kalkı?tılar. Bu hareketleriyle Müslümanları, harp endi?esinden daha büyük bir tel |
|||
|
|




