Şuanki Zaman: 12-04-2008, 09:05 PM Hoşgeldin Misafir ! (GirişÜye Olun)
Özel Arama

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
bedir Muharebeleri
Konudaki Cevap Sayısı
0
Konuyu Açan Kişi
ahmust
Görüntülenme Sayısı
41
Cevapla 
 
Derecelendir
  • 3 Oylar - 3 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
bedir Muharebeleri
05-13-2008, 11:48 PM
Mesaj: #1
bedir Muharebeleri
Bedir Muharebesi

Hicretin 2. senesi: 17 Ramazan Cuma (Mîlâdî: 13 Mart 624).

Kurey???in ticâret kervanı

Hicretin ikinci senesinde Kurey? mü?rikleri bir ticâret kervânı hazırlamı?lardı. ?***** pazarına gönderilen kervâna Mekke??den kadın erkek hemen hemen herkes hisselerine göre ortak idiler. Bin deveden meydana gelen ve sermayesi 50.000 dinar olan bu büyük ticâret kervanının satılan malları kar?ılı?ında harbe hazırlık için silâh alınacaktı. Kervânın yola çıkarılmasındaki asıl maksat buydu. Kurey?liler ayrıca kervânla birlikte Ebû Süfyan ba?kanlı?ında 30-40 ki?i kadar muhafız da göndermi?lerdi.1

Resûl-i Ekrem Efendimiz, bu durumu haber aldı. Ebû Süfyan ba?kanlı?ındaki bu büyük ticâret kervanının Mekke??ye dönmesine mâni olmaya karar verdi. Te?kil etti?i 300 ki?iyi a?kın (305-315) Sahabî ile yola çıkmaya hazırlandı.

Sahabîler Bedir seferine katılmayı ?iddetle arzu ediyorlardı. Hattâ bu hususta kur??a çekenler bile vardı. Ensardan Sa??d, babası Hayseme??ye, ??E?er bu seferin mükâfatı Cennetten ba?ka bir?ey olmasaydı, senden geri kalırdım. Ben bu seferde bana ?ehidlik nasip olmasını umuyorum? diyerek sefere katılma arzusunu izhar etmi?ti. Babası ise ona, ??Sen rahatsız olan hanımının yanında kal da ben gideyim? diye cevap vermi?ti.

Ama Sa??d bunu kabul etmemi? ve aralarında kur??a çekilmesine karar vermi?lerdi. ?ekilen kur??a Sa??d??a çıkmı? ve sefere o i?tirak etmi?ti. Bedir??de ?ehid dü?erek bu yüksek arzusuna da nail olmu?tu.2

Sefere çıkmak için yalnız erkeklerde de?il, kadınlarda da büyük bir istek ve arzu vardı. Sefer hazırlıkları yapılırken ?mmü Varaka bint-i Abdullah Resûlullahın huzuruna gelerek ?öyle dedi:

??Yâ Resûlallah! Bana müsâade et de sizinle birlikte ben de çıkayım. Yaralarınızı tedâvi ederim.?

Resûl-i Ekrem Efendimiz bu fedakâr kadına, ??Sen evinde otur Kur??ân oku! Muhakkak ki Allah, sana ?ehidlik nasib eder? buyurdu.

Bu hâdiseden sonra Peygamber Efendimiz onu hep ???ehîde? diye anardı.

Nitekim, hafız olan ?mmü Varaka, Hz. ?mer devrinde biri erkek, di?eri kadın iki u?a?ı tarafından geceleyin üzerine kadife örtü basılarak ?ehid edildi. Katiller yakalanarak asılmak suretiyle cezalandırıldılar. Medine??de asılarak cezalandırılanların ilki bunlar oldu.1



Medine??den hareket

Peygamber Efendimiz, yerine namaz kıldırmakla Abdullah ibni ?mmi Mektûm??u vazifelendirdi. Ensardan Ebû Lübâbe Hazretlerini ise, ?ehre nâib (vekil) tâyin etti. Ramazan ayından on iki geceyi geride bıraktıkları oldukça sıcak bir Cumartesi gününde, mücahidlerle Medine??den hareket etti.2

Resûl-i Ekrem Efendimizin beyaz sanca?ını Mus??ab bin Umeyr (r.a.) ta?ıyordu. İki siyah bayraktan Ukab adındaki Hz. Ali??nin, di?eri ise Ensardan Sa??d bin Muaz Hazretlerinin elinde idi.3

Kervân, Bedir4 mevkiinde kar?ılanacaktı. ?ünkü burası Mekke, Medine ve Suriye??ye giden yolların birle?ti?i stratejik önemi olan bir noktaydı.

Mücâhidler, yazın en sıcak günlerinin birinde Medine??den yola çıkmı?lardı. ?stelik Ramazan ayı oldu?u için oruçlu bulunuyorlardı. Kavurucu sıcaklar altında, alev saçan çöl üstünde, oruçlu halde yol almak oldukça güçtü. Bu sebeple Peygamberimiz orucunu açtı. Mücâhidlere de açmalarını emir buyurdu.1

Henüz Medine??den fazla uzakla?ılmamı?tı. Resûl-i Ekrem, küçük ya?ta olanları ordudan ayırarak geri çevirdi. Sayıları sekiz olan bu küçük mücâhidler, ordudan geri kalmaktan fazlasıyla üzüldüler. Bunun üzerine Peygamberimiz bir-ikisine tekrar orduya katılma izni verdi. Hz. Sa??d bin Ebî Vakkas der ki:

??Resûlullahın küçüklerimizi geri çevirmesinden biraz önce, karde?im Umeyr??in göze görünmemeye çalı?tı?ını gördüm.

????Karde?im sana ne oldu??? diye sordum.

????Allah Resûlünün beni küçük görüp geri çevirmesinden korkuyorum. Halbuki, ben sefere çıkmak istiyor, Allah??ın bana ?ehîdlik nasip etmesini umuyorum,?? diye cevap verdi.

??Kendisi Resûlullaha arzedilince küçük görüp ona, ??Sen geri dön?? dedi.

??Umeyr a?lamaya ba?ladı. Bunun üzerine Resûlullah da müsaade etti. Umeyr??in boyu kısa oldu?u için kılıcını ba?layamamı?, ben yardım ederek ba?lamı?tım.?2

Allah yolunda ?ava?ıp ?ehîdlik mertebesine ula?mak isteyen Umeyr, harp esnasında mü?riklerin oklarına hedef olup bu yüksek gayesine ula?tı.

Müslümanlarla beraber iki at, yetmi? deve vardı. Develere nöbetle?e biniliyordu. Peygamber Efendimiz de bu hususta, di?er Müslümanlardan kendisini farklı görmek istemiyordu. Hz. Ali ve Mersed bin Ebû Mersed ile bir deveye nöbetle?e biniyorlardı. Yürüme sırası Efendimize geldi?inde, di?er iki Sahabî, ??Yâ Resûlallah! Sen bin, biz senin yerine yürürüz? diyorlardı.

Ancak Peygamber Efendimiz, bunu kabul etmiyor ve ??Siz yürümekte benden daha kuvvetli olmadı?ınız gibi, sevap ve mükâfat hususunda da ben sizden daha müsta?nî ve ihtiyaçsız de?ilim?1 diye cevap veriyordu.

Bu hareketiyle Resûl-i Kibriyâ, İslâmın getirdi?i adâlet ve müsavat düsturunu, her ?eyden önce bizzat ?ahsında tatbik etmi? oluyordu.

İslâm ordusu, kavurucu sıcaklar altında yoluna devam ediyordu. Henüz Bedir mevkiine varmadan, Ebû Süfyan ba?ından beri endi?e duydu?u hususu haber aldı: ??Müslümanlar kervânı ele geçirmek için yola çıkmı?lar!?

Mekke??ye derhal bir haberci gönderirken, kendisi de hiç konaklamadan kervânın istikametini de?i?tirerek Kızıl Deniz sahilinden Bedir??e u?ramadan Mekke??ye do?ru yol aldı.



Kurey???in harbe hazırlanması

Ebû Süfyan??dan önce Mekke??ye varan haberci Zamzam, acaib bir kılıkla devesinin üzerinde ba?ıra ba?ıra haberi duyurdu:

??Ey Kurey? toplulu?u! Ticâret kervanınıza, Ebû Süfyan??ın yanındaki mallarınıza Muhammed ve Ashabı saldırdılar! Ona ula?abilece?inizi sanmıyorum. İmdât! İmdât!?

Haliyle bu haber Kurey???in infiâline sebep oldu. Zira kervânda hemen hemen her âilenin malı vardı. Kurey?liler derhal toplandılar. Sürat??le hazırlı?a ba?ladılar. Alel acele hazırlanan Mü?rik ordusunun sayısı 950??yi buldu. Bunların 100??ü atlı 700??ü develi idi.

Bu rakam, kervânı takibe çıkan Müslümanların sayıca üç katı demekti. Aynı zamanda Kurey? ordusu silâh bakımından da Müslümanlardan çok daha üstündü. Bu arada mü?rik ordusuna katılmak istemeyenler de çıktı. Fakat, Ebû Cehil ve di?er ileri gelenlerin baskısı kar?ısında onlar da i?tirâk etmek zorunda kaldılar. Buna ra?men Ebû Lehep hasta oldu?unu bahâne etti ve yerine bedelle birini göndererek Mekke??de kaldı.

Hazırlanan mü?rik ordusu, muganniyelerin söyledi?i ?arkıların, kadınların çaldı?ı deflerin co?kun havası içinde Mekke??den Bedir??e do?ru hareket etti.

Yolda kervânını Bedir??den arızasız geçiren Ebû Süfyan??dan kendilerine ?u haber geldi:

??Siz kervânınızı, kervân üzerindeki adamlarınızı ve mallarınızı muhafaza etmek için yola çıkmı?tınız. Allah onları kurtarıp selâmete erdirdi. Artık dönünüz!?

Ancak, Ebû Cehil dönmek niyetinde de?ildi. Ba?kalarının da geri dönmesine rıza göstermeyerek ?öyle konu?tu:

??Vallahi Bedir??e varmadıkça dönmeyiz. Orada üç gün kalırız. Develer bo?azlayıp, yemekler yeriz. ?araplar içeriz! Câriyelere ?arkılar söyleterek e?leniriz! Ba?ımıza toplanacak Araplar bizi dinler ve seyrederler. Bundan sonra hep bizden korkar dururlar. Haydi ilerleyiniz!?1

Mü?rik ordusu Bedr??e do?ru ilerlemeye ba?larken, haberci de Ebû Süfyan??ın yanına dönüp durumu kendisine anlattı. Ebû Süfyan bu haberden memnun olmadı ve ??Yazık oldu kavmime! Bu Amr bin Hi?âm??ın, Ebû Cehil??in i?idir! Dönmek istemedi. O, bunu halka ba? olmak sevdasıyla yaptı. Azgınlık, eksiklik ve u?ursuzluk getirir? dedi.

Endi?esini ise son cümlesiyle ?öyle dile getirdi:

??E?er, Muhammed??in Ashâbı, onlara rastlarsa, i?leri tamamdır!?2

Ebû Cehil??in bütün ?irretli?i ve kı?kırtıcılı?ına ra?men, ordudan ayrılanlar oldu. Ahnes bin ?erik müttefiki bulunan Zühreo?ullarını ikna ederek beraberce Mekke??ye döndüler. Daha sonra bunları Hz. ?mer??in kabilesi Adiyy bin Ka??bo?ulları takib etti.

Mü?rik ordusuna Hâ?imo?ulları da katılmı?tı. Kurey?ten bazıları kendilerine, ??Vallahi, ey Ha?imo?ulları! İyi biliyoruz ki sizler, her ne kadar bizimle sefere çıkmı?sanız da, kalbiniz Muhammed??ledir? deyince, Ebû Tâlib??in o?lu Tâlib de bir kısım kimselerle birlikte geri döndü.

Peygamber Efendimiz, mücâhidlerle Safra yakınındaki Zefiran mevkiine vardı?ında, Kurey?in büyük bir ordu ile gelmekte oldu?unu haber aldı. Böyle bir hareketle kar?ıla?acaklarını tahmin etmediklerinden bir anda ne yapmaları gerekti?i hususunda karar veremediler. Zira, niyetleri harbetmek de?ildi. Bunun için bir hazırlıkları da yoktu. ?stelik alınan istihbarâta göre, mü?rik ordusu hem sayıca çok, hem silâhça onlardan üstün idi.



Mücâhidlerle isti?âre

Resûl-i Ekrem, Ashâbını topladı. Kervanın takib edilmesinin mi, yoksa mü?rik ordusuna kar?ı çıkmanın mı daha uygun olaca?ı hususunda onlarla isti?arede bulundu. Bir kısım mücahid, kervanın takib edilmesinin uygun olaca?ını ifade etti. Peygamber Efendimiz, bundan ho?lanmadı. O sırada, Hz. Ebû Bekir ile Hz. ?mer söz alıp mü?riklerin üzerine yürümenin, onlarla harbe girmenin daha muvafık olaca?ı hususunda konu?unca, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bundan memnun oldu. Daha sonra Ensardan Mikdat bin Esved Hazretleri ?öyle dedi:

??Yâ Resûlallah! Rabbim sana neyi emrettiyse onu yap! Vallahi biz İsrailo?ullarının Hz. Musâ??ya dedi?i gibi, ??Git Rabbinle beraber dü?manlara kar?ı çık! Biz buradan kımıldamayız?? tarzında bir söz söyleyecek de?iliz. Biz sana tâbiyiz.?1

Feragat ve cesaret timsali bu Sahabînin sözlerinden memnun olan Resûl-i Ekrem kendilerine hayır duâda bulundu.

Bu konu?malardan sonra, kararın ne mahiyette verilece?i artık anla?ılmı?tı. Fakat Ensarın da bu hususta görü?ünü almak gerekiyordu. ?ünkü, onlar Medine dahilinde Peygamberimizi ve Müslümanları koruyacaklarına dair söz vermi?lerdi. ?imdi ise ?ehrin dı?ında bulunuyorlardı.

Resûl-i Ekrem onların bu konudaki görü?lerini sordu. Ensar namına Sa??d bin Muaz Hazretleri söz aldı ve ?öyle konu?tu:

??Yâ Resûlallah! Biz sana îmân ve seni tasdik ettik. Bize getirdi?in ?eyin de hak oldu?una ?ehâdet ettik. Bu hususta dinlemek ve itâat etmek üzere sana kesin sözler de verdik.

??Yâ Resûlallah! Nasıl bilirsen, öyle yap. Biz seninle beraberiz. Seni Hak dinle gönderen Allah??a yemin olsun ki, sen bize ?u denizi gösterip dalarsan, biz de seninle birlikte dalarız. Bizden bir ki?i dahi geri kalmaz. Biz dü?mana kar?ı varmaktan çekinmeyiz. Muharebe ânında geri dönmeyiz. Allah??ın bereketi ile yürüt bizi.?1

Karar artık kesinlik kazanmı?tı: Bir avuç mücâhid her?eye ra?men, kendilerinden gerek sayıca ve gerekse silahça kat kat fazla olan mü?rik ordusuna kar?ı koyacaklardı. Onların sayıca çoklu?u, silâhça üstünlü?ü kahraman Sahabîlerin gözünü korkutmadı. Kur??ân??ın ifadesiyle ???lümün a?zına girmeyi?2 seve seve göze alıyorlardı. Onlar, Allah??ın yardımına güveniyorlardı. Allah için mücadele vereceklerinin idrâkinde olarak, din sahibinin yardımını esirgemiyece?ine gönülden inanıyorlardı.

Mücâhidlerin sayısı az, amma îmân ve cesaretleri sırada?lar gibiydi. İstinad noktaları Kâinatın Sahibi idi. Reisleri Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed idi (a.s.m.). Böyle bir ordu elbette her ?eyi göze alarak mü?rik ordusuna kar?ı koymaktan çekinmeyecek ve korkmayacaktı!

Sa??d bin Muaz??ın (r.a.) konu?masından fevkalâde memnun olan Resûl-i Ekrem Efendimiz, sevinç içinde, ümit dolu bir sadâ ile mücâhidlere ?u müjdeyi verdi:

??Yürüyün ve Allah??ın lütfu ile ?âd olun. İ?te Kurey?in tek tek dü?üp uzayaca?ı yerleri ?imdiden görür gibiyim.?1

Bu konu?ma mücâhidler üzerinde derin bir tesir icra etti ve heyecanlarını kat kat arttırdı. Bedir??e do?ru ?evkle yol almaya ba?ladılar.

İslâm ordusu, Cuma gecesi yatsı vakti Bedir yakınına geldi.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, ???u küçük tepe yakınındaki kuyu ba?ında bir takım bilgiler elde edece?imizi umarım? buyurduktan sonra, Hz. Ali, Zübeyr bin Avvam, Sa??d bin Ebî Vakkas gibi bazı Sahabîleri oraya gönderdi.

O sırada mü?riklerin sucuları, su ta?ıyan develeriyle birlikte kuyunun ba?ında bulunuyorlardı. Mücâhidler onlardan bazılarını ele geçirdiler.

Huzura getirildiklerinde Efendimiz kendilerine, ??Bana, Kurey? hakkında mâlumat veriniz? dedi.

Onlar, ??Vallahi, ?u gördü?ün kum tepesinin en yüksek, en uzak tarafındadırlar? dediler.

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, ??O topluluk ne kadar vardır?? diye sordu.

??Pek çok? diye cevap verdiler.

Efendimiz tekrar, ??Onların sayıları ne olabilir?? dedi.

??Bilmiyoruz? cevabını verdiler.

Bu sefer Peygamber Efendimiz, ??Onlar her gün kaç deve kesiyorlar?diye sordu.

??Bir gün 9, bir gün 10? dediler.

Bunun üzerine Resûlullah, ??Onlar, 950 ile 1000 ki?i arasındadır? buyurdu.

Sonra, ??İçlerinde Kurey? e?rafından kimler var?? diye sordu.

Mü?rik sucuları Kurey? ileri gelenlerinden bir ço?unun ismini sıralayınca, Resûl-i Ekrem Efendimiz Ashâbına dönerek ?öyle buyurdu:

??İ?te Mekke, ci?erpârelerini size fedâ etti!?

Sonra yine adamlara, ??Gelirken, Kurey?ten geri dönenler oldu mu?? diye sordu.

??Evet? dediler, ??Beni Zühreler Ahnes bir ?erik??le geri döndüler.

O zaman Peygamber Efendimiz, ??O, do?ru yolda de?ilken, ?hiret, Allah ve Kitabı bilmezken Zühreo?ullarına do?ru yolu göstermi?tir? buyurdu.1

Bedir??e vardı?ı gece Peygamber Efendimiz, ??İn?allah, yarın sabah filânın vurulup dü?ece?i yer ?urasıdır! İn?allah, yarın sabah filânın vurulup dü?ece?i yer ?urasıdır! İ?te ?urasıdır! ?urasıdır? buyurdu ve elini o yerlere koyarak mü?rik Kurey? reislerinden her birinin nerede katledilece?ini birer birer gösterdi.

Hz. ?mer der ki:

??Onlardan hiç birisi de, Nebiyy-i Ekremin elini koydu?u yerlerin ne ilerisinde, ne de gerisinde vurulup dü?mediler.?2

İslâm ordusunun Bedir??e önce geli?i

Resûl-i Ekrem Efendimiz, mücâhidlerle, mü?riklerden önce Bedir??e vardı ve Bedir kuyusuna en yakın bir yere indi. Karargâhın nerede kurulmasının daha uygun olaca?ını Ashabıyla görü?tü.

O zaman, otuz üç ya?larında bulunan Hubab bin Münzir aya?a kalktı ve, ??Yâ Resûlallah! Biz, harbci kimseleriz. Ben, bütün suları kapatıp, bir tek su menbâı üzerine karargâh kurmayı uygun görürüm,? diye konu?tu.

Sonra da, ??Yâ Resûlallah! Burası, sana Allah??ın emretti?i, bizim için ileri gidilmesi veya geri çekilmesi câiz olmayan bir yer midir? Yoksa, ?ahsi bir görü? neticesi, bir harp tedbiri olarak mı seçildi?? diye sordu.

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, ??Hayır! ?ahsî bir görü? neticesi, bir harp tedbiri icabı olarak seçildi? buyurdu.

Bunun üzerine Hubab ?öyle dedi:

??Yâ Resûlallah! Burada karargâh kurmak pek muvafık de?ildir. Siz, halkı hemen buradan kaldırınız! Kurey? kavminin konaca?ı yerin yakınındaki su ba?ına gidip konalım. Ben orayı bilirim. Orada suyu bol ve tatlı bir kuyu vardır. Onun gerisindeki bütün kuyuları kapatalım. Sonra bir havuz yapıp onu su ile dolduralım. Sonra da mü?riklerle çarpı?alım. Biz, susadıkça havuzumuzdan içeriz. Onlar su bulup içemezler. Zor duruma dü?erler.?

Peygamber Efendimiz (a.s.m.) ??Ey Hubâb, do?ru olan görü? senin i?âret etti?indir? buyurarak hemen aya?a kalktı, bunu gören mücâhidler de derhal aya?a kalktılar. Kurey? mü?riklerinin konacakları yerin yakınındaki suyun altına kadar gittiler.

Sonra Peygamber Efendimizin emriyle kuyular kapatıldı. Bir havuz yapılıp içerisi kuyu suyu ile dolduruldu ve içine de bir kab konuldu.1

Bu arada, Sa??d bin Muaz Hazretlerinin teklifi ile Resûl-i Ekrem Efendimiz için hurma dallarından bir gölgelik, yâni çadır yapıldı. Peygamber Efendimiz, gölgeli?in altına Hz. Ebû Bekir??le birlikte girdi.

Sa??d bin Muaz Hazretleri de kılıcını takınıp Ashab-ı Kiramdan bir kaç zâtla birlikte gölgeli?in kapısı önünde nöbet beklemeye ba?ladı.1

Ordunun harp nizamına sokulması

Peygamber Efendimiz, Bedir??e gelir gelmez ordusunu harp nizamına soktu. Ordu saf ve hatlarını dikkatle kontrol etti. Sonra da her mevzideki grup için bir kumandan tâyin etti. Müslüman kuvvetler; Muhacirler, Evsliler ve Hazreçliler olmak üzere üç kısıma ayrılmı?lardı. Her biri açtıkları kendi sancakları altında toplanmı?lardı. Muhacirlerin sanca?ını Mus??ab bin Umeyr, Evslilerinkini Sa??d bin Muaz, Hazreçlilerinkini ise Hubab bin Münzir Hazretleri tutuyordu.2

Peygamber Efendimiz, bütün bunlardan sonra ordusuna ?u talimatı verdi:

??Hatlarınızı bırakıp ayrılmayınız! Bir yere kımıldamadan yerlerinizde sebât ediniz. Ben emir vermedikçe sava?a ba?lamayınız. Oklarınızı, dü?man size yakla?madan kullanıp israf etmeyiniz. Dü?man kalkanını açtı?ı zaman okunuzu atınız. Dü?man iyice sokulunca elinizle ta? atınız. Daha da yakla?ırsa mızrak ve kargılarınızı kullanınız. Kılıç en sonunda, dü?manla gö?üs gö?üse gelindi?i vakit kullanılacaktır.?3

Mücâhidlerin her biri, bulundu?u yere ta? yı?ınakları yapmı?tı. Müdafaâ harbinde bulunacak Müslümanlar için bu, çok i?e yarayacaktı. Dü?man bundan mahrumdu. ?ünkü, taarruz takti?ini uyguluyordu. Dolayısıyla hücum esnasında çok çok bir kaç ta? ta?ıyıp atabilirlerdi?

Harpten bir önceki geceydi. Peygamber Efendimiz, kendisi için yapılan gölgelikte idi. Bütün gecesini Kadir-i Zülcelâle ibadetle geçirmi?ti.

Arkasından Rabb-i Rahîmine ellerine açarak kâinatı a?lattıracak kadar hazin, arz ve semaya göz ya?ı döktürecek kadar tesirli ?u duâsını yaptı:

??Allah??ım! Bana yaptı?ın va??dini yerine getir!

??Allah??ım! Bu bir avuç Müslüman mücâhid helâk olursa, artık sana yeryüzünde ibadet edecek kimse kalmaz.?2

Resûl-i Kibriya Efendimiz vakit namazlarında da aynı duâyı tekrarlıyordu. Bu duâyı duyan mücâhidler ise heyecanlarından yerlerinde duramaz hale gelmi?lerdi.

İki ordu kar?ı kar?ıya

Resûl-i Ekrem, ordusuna ait hazırlıkları tamamlamı?tı. O sırada, mü?rik ordusu da Bedir mevkiine çıkıp geldi.

Manzara oldukça dü?ündürücü ve ibretliydi. Birbirleriyle amansızca çarpı?acak olanların ço?u arkaba idi. Karde? karde?le, baba o?ulla, dayı ye?enle kıyasıya vuru?acaktı.

Peygamber Efendimiz de, gölgelikten çıkarak, ordusunu son bir defa dikkatle tefti?ten geçirdi. Her ?ey istedi?i gibi düzgün ve intizamlı idi. Ne var ki, dü?man sayıca ve silâhça üstündü. Zâhire bakılırsa, müsavî bir mücadele verilemeyece?i kanâatı uyandırıyordu. Ama mücâhidler, asla ümitlerini yitirmiyor, harbin her ?eye ra?men lehlerinde neticelenece?ine gönülden inanıyorlardı.

Harp âdeti üzere, önce her iki taraftan teke tek çarpı?acaklar ortaya çıkacaktı. Fakat, mü?rikleri heyecana getirmek için ortaya atılan ?mir bin Hadremî harp usulûne muhalefet ederek mücâhidlere do?ru bir ok attı. Ok, muhacir Müslümanlardan Mihca?? Hazretlerine isabet etti ve orada İslâm ordusu ilk ?ehidini verdi. Resûl-i Ekrem, ??Mihca??, ?ehidlerin efendisidir? buyurarak İslâmın bu ilk ?ehidini tebcil etti.

Mihca?? Hazretlerinin ?ehadeti havayı birdenbire elektriklendirdi. Bu sırada mü?rik ordusundan Rabiao?ulları Utbe ile ?eybe ve Utbe??nin o?lu Velid ortaya atılarak er dilediler.

Benî Neccar??dan Afra isminde bahtiyar İslâm kadınının yedi o?lu vardı ve yedisi de Bedir??de bulunuyordu. Onlardan ikisi Muâz ve Avf ile Resûlullahın ?âiri Abdullah bin Ravâha Hazretleri onlara kar?ı çıktılar.

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Müslümanlarla mü?rikler arasındaki bu ilk çarpı?mada, Ensarın mü?riklerle kar?ıla?masını arzu etmiyordu?

Mü?rikler, ??Siz kimlersiniz?? diye sordular.

Onlar, ??Ensardan filân ve filânız? diye cevap verdiler.

Mü?rikler; ??Bizim sizinle i?imiz yok. Biz, Abdülmuttalibo?ullarından, amcalarımızın o?ulları ile çarpı?aca?ız? dediler.

Sonra da Peygamber Efendimize hitaben, ??Yâ Muhammed! Sen, bizim kar?ımıza, kavmimizden dengimiz olanı çıkar!? diye konu?tular.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz, Ensar gençlerine saflarına dönmelerini emir buyurdu ve kendilerine duâ etti. Sonra da, ??Kalk yâ Ubeyde! Kalk yâ Hamza! Kalk yâ Ali? diye emretti.1

Resûl-i Kibriyâ Efendimizden emir alan adı geçen üç kahraman Sahabî derhal kalkıp meydana çıktılar. Mi?ferli oldukları için Utbe onları tanıyamadı.

??Kendinizi tanıtınız da, dengimiz olup olmadı?ımızı bilelim! Dengimiz iseniz sizinle çarpı?alım,? diye seslendi.

?ç kahraman Sahabî de isim ve ?öhretlerini söyleyince mü?rikler, ??Evet, sizler bizim ?erefli denklerimizsiniz, buyurun? deyip kılıçlarını sıyırdılar.

Ubeyde bin Hâris, Utbe bin Rebiâ ile, Hz. Hamza dengi ?eybe bin Rabiâ ile ve Hz. Ali ise Velid bin Utbe ile çarpı?acaktı.1

Böyle Kurey? ileri gelenlerinden bahadırlıklarıyla me?hur olan altı büyü?ün mübârezeleri o vaktin hükmüne göre seyre de?er hâdiselerinden sayılırdı. Buna binâen; iki taraf, cenge hazır, kiminin ok yayı elinde ve kiminin eli kılıcının kabzasında oldu?u halde, bu bahadırların vuru?masına göz dikip temâ?âya durdular?

Teke tek vuru?ma ?im?ek sür??atiyle ba?ladı.

Hz. Hamza ile Hz. Ali birer hamlede hasımlarını yere serip öldürdüler. Sonra da Hz. Ubeyde??nin yardımına ko?tular. Utbe??nin de i?ini bitirerek, Ubeyde Hazretlerini alıp Resûl-i Kibriyâ Efendimizin huzuruna getirdiler.

Aya?ından yaralı, kanlar içinde olan Hz. Ubeyde, Peygamber Efendimizin huzuruna geldi?inde, ??Yâ Resûlallah, ben ?ehid miyim?? diye sordu.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, ??Evet, ?ehidsin? buyurdu ve yerinin Cennetü??l-Firdevs oldu?unu söyledi.

Bu müjdeyi alan Ubeyde Hazretleri aya?ının kesilmesini hiçe saydı ve memnun olup din-i İslâm u?runda çekti?i ezâ ve cefâlardan dolayı asla üzülmedi?ine dâir güzel beyitler söyledi. Yarası fazlasıyla a?ır oldu?undan Bedir??den dönülürken yolda vefât etti. Oraya defnedildi.1

Adamlarının birbir yere serildi?ini gören mü?rikleri büyük bir deh?et sardı. Birdenbire ne yapacaklarını ?a?ırır hale geldiler. Ebû Cehil ise, onları teselli etmeye ve toparlamaya çalı?ıyordu.

Allah yolunda çarpı?mayı en büyük ?eref telâkki eden Müslüman mücâhidler ise, âdeta heyecanlarından yerlerinde duramaz hale gelmi?lerdi. Bir an evvel muharebeye ba?lamak, mü?riklere hadlerini bildirmek istiyorlardı.

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz âdeta mücessem îmân halini almı? bu bir avuç mücâhidin haline bakarak, Cenâb-ı Hakka ?öyle içli niyâzda bulundu:

??Allah??ım! Onlar yaya ve yalın ayaktırlar, Sen onlara binecek ver!

??Allah??ım! Onlar açtırlar, Sen onları doyur!

??Allah??ım! Onlar fakirdirler, Sen onları fazl ve kereminle zengin eyle!?2

Sonra da dilinden dü?ürmedi?i duâsını tekrarladı:

??Allah??ım! Bana yaptı?ın va??dini yerine getir!

??Allah??ım! Bu bir avuç mücâhidi helâk edersen, artık sana yeryüzünde ibâdet edecek kimse kalmaz!?



Hz. Ebû Bekir ile o?lu

Manzara oldukça ibretli idi. Mus??ab bin Umeyr, Müslümanlar safında Muhacirlerin sancaktarı iken, kade?i Ebû Aziz İbn-i Umeyr ise mü?rik ordusunun birinci bayraktarı idi.

Daha garibi de vardı. Hz. Ebû Bekir o?lu Abdullah ile Müslümanlar safında bulunurken, di?er o?lu Abdurrahman ise Kurey? mü?rikleri arasında idi. Cesâreti ve keskin ok atıcılı?ı ile me?hur olan Abdurrahman bir ara ortaya atılıp er dileyince, Hz. Ebû Bekir aya?a kalktı. Hz. Resûlullahtan o?luyla çarpı?mak için müsaade istedi. Fakat, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, ??Ey Ebû Bekir! Bilmez misin ki sen, benim görür gözüm ve i?itir kula?ım yerindesin? buyururak izin vermedi ve yanından ayırmadı.

Hz. Resûlullahtan o?luyla kılıç kılıca dö?ü?mek için izin alamayan Ebû Bekir-i Sıddık (r.a.) hiddetli hiddetli o?luna, ??Ey Abdurrahman! Bana olan münasebetin nerede kaldı? diye seslendi.

Abdurrahman ise, ??Aramızda silahtan, uzun, yü?rük attan ve kılıçtan ba?ka bir?ey kalmadı.?1 diye cevap verdi.

Harp ba?ladı

Tarih; 17 Ramazan, Cuma günü, sabah saatleri. Artık iki ordu, olanca güç ve kuvvetleriyle birbirine saldırıya geçmi?ti.

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, mücâhidleri Allah yolunda cihada te?vik eden konu?malar yapıyor, ?ehid dü?enlerin makamlarının Cennet olaca?ını müjdeliyordu. ??Zafer bizimdir,? diyerek de her zaman mücâhidlerin gayret ve ümitlerini hep aynı canlılıkta tutmaya ihtimam gösteriyordu. Zaman zaman da ordunun önüne geçip bilfiil cesaretini göstererek, mücâhidlerin de cesaretini arttırıyordu.

Hz. Ali der ki:

??Bedir günü harp ?iddetlendi?i zaman, Resûlullaha sı?ınmı?tık. O gün, halkın en cesaretlisi, en kahramanı o idi. Mü?riklerin saflarına ondan daha yakın kimse yoktu!?2

Hazreç kabilesinden Hâris bin Sürakâ adındaki genç, ordunun gerisinde su havuzunun ba?ında bulunuyor ve vuru?mayı tema?a ediyordu. Dü?man tarafından atılan bir ok, ön saftaki mücâhidlerin üzerinden geçerek ona isabet etti ve orada ?ehid oldu. İ?te Ensardan ilk ?ehid dü?en bu zâttır.

Harp safında bulunan mücâhidleri a?ıp giden bir okun, geride Hâris??e isabet edip onu ?ehid etmesi hepsi için bir ibret dersi oldu.

Harb bütün ?iddetiyle devam ediyordu. Resûl-i Ekrem ise durmadan mücâhidleri harpte sebat etmeye ça?ırıyor ve ?öyle diyordu:

??Muhammed??in varlı?ı kudret elinde olan Allah??a yemin ederim ki; Allah??ın rızasını umarak sabr ve sebât göstererek çarpı?anları ve arkasına dönmeden ilerlerken öldürülenleri Allah, muhakkak Cennetine koyacaktır!?

Ensardan Umeyr bin Humâm Hazretleri, elinde hurmasını yerken Resûlullahın bu müjdesini i?itti ve ??Ne iyi! Ne iyi! Cennete girmek için ?u heriflerin elinde ölmekten ba?ka bir ?ey lâzım de?ilmi?? diye konu?arak elindeki hurmaları yere attı. Hemen kılıcını sıyırarak, ?ehâdetin faziletine ve âhiret hayatının ehemmiyetine dâir beyitler söyleyip dü?manın üzerine hücum etti. Gidi? o gidi? oldu. Bir daha geri dönmeyen Umeyr, bir çok mü?riki öldürdükten sonra, kendisi de arzuladı?ı ?ehâdet mertebesine ula?tı.



Bir mu??cize

?arpı?ma bütün ?iddetiyle devam ederken, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, yerden bir avuç ince kum alıp küffar ordusunun üzerine attı ve ?öyle duâ etti:

??Yüzleri kara olsun! Allah??ım! Kalblerine korku sal! Ayaklarına titreme ver.?1

??Yüzleri kara olsun? sözü bir kelâm iken, onlardan her birinin kula?ına gitmesi gibi, o bir avuç kum dahi her bir mü?rikin gözüne gitti. Hücumu terk edip gözleriyle me?gul olmaya ba?ladılar.

Kur??ân-ı Azimü??an bu mu??cizeyi ?u âyetiyle ilân eder:

??Onları siz öldürmediniz, Allah öldürdü. Attı?ın zamanda sen atmadın, ancak Allah attı??1

Evet, Resûl-i Kibriyânın avucunda küçücük ta?lar zikir ve tesbih etti?i gibi, aynı avucuna alıp attı?ı kum ve küçücük ta?lar da dü?mana el bombası hükmüne geçiyor ve onları deh?ete dü?ürüyordu.

Peygamber Efendimiz, bir taraftan mücâhidler arasında dola?ıp cihada olan a?k ve ?evklerini arttırıcı konu?malar yapıyor, bir taraftan da Kıbleye yönelerek Yüce Mevlâsına yalvarıyordu:

??Allah??ım! Bana va??detti?in yardımı lutfet.?

Bu münacaâtı esnasında bir ara öylesine kendinden geçti ki, ridâsı mübârek omuzlarından kayıp dü?tü?ü halde farkına varmadı. Yanından ayrılmayan Hz. Ebû Bekir, ridâsını yerden alıp mübârek omuzlarına koydu ve ??Yâ Resûlallah! Rabbine etti?in niyaz yeti?ir. ?üphesiz O, sana olan va??dini yerine getirecektir?2 dedi.

Bir müddet sonra Resûl-i Kibriyâ Efendimiz ?öyle buyurdu:

??Müjde ey Ebû Bekir! Sana Allah??ın yardımı geldi. İ?te ?u Cebrâil??dir. Kum tepeleri üzerinde atının dizginini tutmu?, silâhlanmı?, emir bekliyor!?

Kur??ân-ı Azimü??an bu vak??ayı da ?öyle hatırlatır:

??Muhakkak ki, siz Bedir??de zayıf durumda iken Allah size yardım etmi?ti de muzaffer olmu?tunuz. ?yleyse Allah??tan korkun ki, Onun yardımına ?ükretmi? olasınız.

??O zaman sen mü??minlere, ??Rabbinizin gökten indirdi?i üç bin melekle yardıma gelmesi size yetmez mi??? diyordun.?3

Rivâyet edilmi?tir ki; o esnâda, benzeri görülmedik gayet ?iddetli bir rüzgâr çıktı. Göz gözü görmez oldu. Sonra geçip gitti. Arkasından ikinci bir rüzgâr çıktı. O da geçip gitti. Daha sonra üçüncü bir rüzgâr daha çıktı ve o da geçip gitti.

Bu, Cebrâil (a.s.) emrindeki 3000 mele?in gelip Resûl-i Kibriyâ Efendimizin yanında, sa?ında ve solunda yer alı?ının tezahürü idi.

Melekler; ba?larına beyaz sarıklar sarmı?lar, sarıkların uçlarını ise arkalarına salıvermi?lerdi. Yalnız Cebrâil??in (a.s.) sarı?ı sarı idi. Meleklerin hepsi alaca renkte atlara binmi?lerdi.

Parolaları ??Yâ Mansur! Emit? olan mücahidler dü?manla kahramanca çarpı?ıyor, hücum ve hamleleriyle dü?man saflarını yarıyorlardı.

Hususan Hz. Hamza ile Hz. Ali (r.a.) son derece kahramanca ve cesurca mü?riklere hücum ediyorlar ve dü?manın hangi koluna hücum etseler yarıp geçiyorlardı. Hz. Hamza, iki elinde iki kılıç önüne geleni bir hamlede yere seriyordu. Bu iki kahraman Sahabî mü?rik ileri gelenlerinden bir çok kimseyi kılıçlarıyla öldürdüler.

Ebû Cehil??in öldürülmesi

Müslümanların büyük dü?manı olan Ebû Cehil??i öldürmek bir iftihar vesilesi olaca?ından, mücahidlerden her biri onu bulup öldürmek istiyordu. Hattâ, Ebû Cehil zannıyla Hz. Hamza mü?riklerin reislerinden Mahzumo?ullarından Halid bin Velid??in biraderi olan Ebû Kays İbn-i Velid??i ve Hz. Ali yine Beni Mahzumdan Abdullah İbn-i Münzir??i öldürmü?lerdi.

Ebû Cehil, yetmi? ya?ında pek gözlü, korkunç yüzlü, inatçı ve mütemerrid bir İslâm dü?manı idi. ??Anam beni bugün için do?urmu?? diyerek cesaretini izhar ediyor ve askerini harbe sürüyordu.

Mahzumo?ulları, mü?riklerden bir çok kimsenin öldürüldü?ünü görünce, Ebû Cehil??in etrafını deve sürüsü gibi sarmı?lardı. Ne pahasına olursa olsun onu koruyacaklardı.

Harp bütün ?iddetiyle devam ediyordu. Hz. Abdurrahman bin Avf, harp safında sa?ına soluna bakınca Ensâr gençlerinden iki delikanlıyı gördü.

Onlardan biri kendisine yakla?arak, ??Ey Amca! Sen Ebû Cehil??i tanır mısın?? diye sordu.

Abdurrahman bin Avf, ??Evet tanırım. Ne yapacaksın onu?? deyince genç ?öyle dedi:

??Allah??a söz verdim. Ebû Cehil??i gördü?üm gibi üzerine yürüyüp, ya onu öldürece?im, yahut bu u?urda ?ehid olaca?ım!?

Abdurrahman bin Avf Hazretleri gencin bu azim ve kahramanlı?ını hayretle takdir ederken, di?er genç de yanına yakla?ıp aynı ?eyleri söyledi.

Abdurrahman bin Avf, önceleri kendi kendine ??Harp safında iki çocuk arasında kaldım? derken, onların bu cesurca sözlerine hayret etti.

Bu iki genç, Afra Hatunun harbe i?tirâk etmi? yedi o?lundan ikisi olan Muaz ve Muavviz idiler.

O sırada Abdurrahman bin Avf??ın (r.a.) gözü mü?rikler arasında dola?ıp duran ve Mahzumo?ulları yi?itleri tarafından korunan Ebû Cehil??e ili?ti. Soran gençlere, ??İ?te aradı?ınız Ebû Cehil? dedi.

İki kahraman fedâi derhal kılıçlarını sıyırıp Ebû Cehil??in bulundu?u tarafa do?ru yürüdüler.

Bu iki genç gibi bir çok mücahid de Ebû Cehil??i öldürme fırsatını kolluyordu. Gençlerin Ebû Cehil??e yeti?mesinden önce, onu ba?ından beri gözetleyip duran, Ensardan Muaz bin Amr bin Cemuh, o esnada bir fırsatını bulup Ebû Cehil??in aya?ına bir kılıç darbesi indirdi. Ebû Cehil??in o?lu İkrime de kılıcı ile onun elini, kolunu yaraladı. Bu kahraman Sahabî der ki:

??Elim derisinde sallandı kaldı. ?arpı?manın ?iddeti bana onu unutturdu. O gün kesilen elimi arkama atıp hep çarpı?ıp durdum. Bana fazla zahmet verince de, aya?ımla üzerine bastım, sallanan kolumu koparıp attım.?1

Muaz bin Amr bin Cemuh??un yaralanmasından sonra iki genç karde? olan Muaz ile Muavviz de Ebû Cehil??in yanına vardılar. ?zerine hücum ederek, kılıç darbeleriyle yere serdiler. ?ldü zannıyla bırakıp gittiler.

??Ebû Cehil bu ümmetin Firavun??udur?

O esnâda Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, ??Acaba Ebû Cehil, ne yaptı? Ne oldu? Kim gidip bir bakar? buyurarak ölüler arasında onun ara?tırılmasını emretti.

Mücahidler aradılar. Fakat bulamadılar.

Peygamber Efendimiz, ??Arayınız! Benim onun hakkında sözüm var. E?er siz onun ölüsünü te?his edemezseniz, dizindeki yara izine bakınız? buyurduktan sonra sözlerine ?öyle devam etti:

??Bir gün onunla Abdullah bin Cud??â??nın ziyafetinde bulunuyorduk. Ben, ondan cüssece biraz büyükçe idim. Sıkılınca, onu ittim. İki dizi üzerine dü?tü. Dizinden birisi yaralandı ve bu yaralanmanın izi, dizinden kaybolmadı!?2

Bunun üzerine Abdullah ibni Mes??ud Hazretleri Ebû Cehil??i aramaya gitti. Onu son nefesinde, can çeki?irken gördü. Kendisine, ??Ebû Cehil sen misin?? dedi. Sonra da boynuna aya?ıyla bastı ve ??Ey Allah??ın dü?manı, nihâyet Allah seni, hor ve hakir etti, gördün mü?? dedi.

Can çeki?ti?i halde Ebû Cehil ?öyle dedi:

??Ey koyun çobanı! Pek sarp yere çıkmı?sın. Bir büyük ki?inin, kavim ve kabilesi tarafından öldürülmesi hemen ?imdi olan bir ?ey de?ildir! Sen bugün bana zafer ve galebenin hangi tarafta oldu?unu haber ver.?

İbni Mes??ud Hazretleri, ??Nusret ve galebe, Allah ve Resûlü tarafındadır? diyerek son nefesinde onu ye??se dü?ürdü. Böyle her cihetten me??yus olan Ebû Cehil bir kere daha küfrünü kustu:

??Muhammed??e söyle ki, ?imdiye kadar onun dü?manı idim. ?imdi dü?manlı?ım bir kat daha arttı!?

Bunun üzerine İbni Mes??ud Hazretleri, hemen ba?ını kesti.

Böylece Ebû Cehil, son nefeste bile îmâna gelmedi, küfür ve dalalette ısrar edip Cehennemi boyladı.

İbni Mes??ud (r.a.), kesik ba?ı alıp huzur-u Nebevîye getirdi.

??İ?te Allah??ın dü?manı Ebû Cehil??in ba?ı? dedi.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz, ??Kuluna yardım eden, dinini üstün kılan Allah??a hamdolsun!? dedikten sonra, ??Bu ümmetin firavunu i?te budur? buyurdu.1

Ebû Cehil??in öldürülmesinden sonra, mü?rik ordusunda Müslümanlara kar?ı koyacak pek kimse kalmadı. Bu arada, azılı mü?rik ?meyye bin Halef de Mekke??de merhametsizce i?kenceye u?rattı?ı Bilâl-i Habe?î (r.a.) tarafından yere serilince, Kurey? ordusu fenâ halde bozuldu. Mü?rik askerleri gerisin geri kaçmaya ba?ladılar. Kaçanlar o anda kurtuldular. Ele geçirilenler ise esir alındılar.



Netice

Bir kaç saat bütün ?iddetiyle devam eden kıyasıya mücadele neticesinde Peygamber Efendimizin kumandanlı?ını yaptı?ı İslâm ordusu, parlak bir muzafferiyet elde etmi?ti. Mücahidler 14 ?ehid vermi?lerdi. Mü?riklerden öldürdüklerinin sayısı ise 70 kadardı. Bir o kadarını da esir almı?lardı. ?ldürülenlerden 24 ki?i mü?riklerin ileri gelenlerindendi. Mücahidler, Peygamberimizin emri gere?i, mü?rik ileri gelenlerinin cesetlerini toptan bir çukura gömdüler.

Resûl-i Ekrem, ?ehid olan mücahidlerin cenaze namazını da Bedir??de kıldı.

Bu parlak zaferle ?üphe ve tereddüt bulutları parçalandı. Müslümanların cesaretlerine bir kat daha cesaret katılmı? oldu. Peygamber Efendimiz derhal iki haberci çıkararak bu ?anlı zaferin bir an evvel Medine??ye duyurulmasını istedi. Habercilerden biri ?ehrin üst tarafında di?eri ise alt tarafında bu muhte?em müjdeyi Müslümanlara ula?tırdı.

Büyük bir hezimete u?rayan Kurey? ordusu, geride bir çok mal ve 70 esir bırakmı?tı. Ganimet malları; 150 deve, 10 at, külliyetli miktarda kırmızı kadife, harp âlet ve edevâtı, sahtiyan, ev ve giyim e?yasından ibaretti.

Esirler arasında, Resûl-i Ekrem Efendimizin amcası Abbas, amcası o?ullarından Ukayl bin Ebî Talib ve Nevfel bin Abdülmuttalib ile kerimeleri Hz. Zeyneb??in kocası Ebü??l-?s ibni Rebi?? de vardı. Yine Musab bin Umeyr??in karde?i ve mü?rik ordusunun ba? bayraktarı olan Ebû Aziz ibni Umeyr de esirler arasında idi.

Esirlerin kaçmaması için ellerinin ba?lanmasına Hz. ?mer me??mur edildi.

Abbas, hepsinin büyü?ü oldu?u için pek sıkı ba?lanmı?tı. Bu sebeple de gece inlemeye ba?ladı. Bu iniltiyi duyan Efendimizin gözüne bir türlü uyku girmiyordu.

??Yâ Resûlallah! Ne diye uyumuyorsunuz? diye sorduklarında, ??Abbas??ın inlemesi yüzünden? diye cevap verdi.

Resûl-i Kibriyâ Efendimizin rahatsız ve müteesir olmasını istemeyen Ashab-ı Güzinden bazıları gidip Abbas??ın ba?ını çözdüler.

İniltinin kesildi?ini gören Efendimiz, ??Abbas??ın iniltisini ne diye i?itmiyorum?? diye sordu.

Sahabîler, ??Onun ba?ını çözdük? dediler.

Bunun üzerine Efendimiz, ??Bütün esirlerin ba?ını çözünüz? buyurduktan sonra uyudu.1



Ganimetlerin da?ıtılması

Muharebenin bitmesinden üç gün sonra Bedir??den ayrılan Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Medine??ye do?ru gelirken Safrâ Bo?azını geçtikten sonra, Seyer denilen kum tepesindeki bir a?acın altına indi. Orada ganimet mallarını e?it bir ?ekilde Müslümanlar arasında taksim etti.

Peygamber Efendimiz, ganimet malları arasından Ebû Cehil??in devesini Safiy (kumandanlık hakkı) olarak aldı.

Süvarilere iki?er hisse, piyadelere birer hisse verdi. İzinli olup veya vazifeli bulunup Medine??de kalan sekiz ki?i ile Bedir??de ?ehid dü?enlere de hisse ayrıldı.

Münebbih bin Haccâc??ın kılıcı Zülfikar da Peygamber Efendimizin hissesine dü?tü. Resûl-i Ekrem Efendimiz, Zülfîkârı bilâhere Hz. Ali??ye hediye etmi?tir.2

Esirler hakkında ne türlü muâmele yapılaca?ına dâir henüz ilâhî vahiy gelmemi?ti. Bu sebeple onlar hakkında re??y ile karar vermek gerekiyordu.

Re??y ile, yâni görü? beyân etmek sûretiyle karara ba?lanacak meselelerde ise ?shabıyla me?veret etmesi Resûl-i Ekrem Efendimizin mübârek âdetlerindendi. Me?veret meclisinde herkes fikrini serbest ve açıkça beyân ederdi.

Esirler hakkında ne yapmak gerekti?ine dair Peygamber Efendimiz Sahabîlerle isti?ârede bulundu.

Hz. Ebû Bekir, ??Yâ Resûlallah!? dedi. ??Bunlar bizim akrabalarımızdırlar. Benim reyim, onlardan kurtulu? fidyesi alarak affedip serbest bırakmandır. Onlardan alaca?ınız kurtulu? fidyeleri kâfirlere kar?ı bizim için bir kuvvet olur. Allah??ın onları hidâyete erdirip, bize yardımcı yapmaları da umulur.?

Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hz. ?mer??e, ??Ey Hattab??ın o?lu! Senin fikrin nedir?? diye sordu.

Hz. ?mer, ??Yâ Resûlallah! Onlar, seni yalanladılar. Seni, memleketinden çıkardılar. Hepsinin boynunu vurdur? cevabını vererek görü?ünü açıkladı.

Peygamber Efendimizin ?efkat ve merhameti bu ?ekil bir muâmeleye rıza göstermedi?inden sualini tekrarladı. Ancak, Hz. ?mer aynı fikrinde ısrar etti:

??Onlar mü?riklerin reislerindendir. Hepsinin boynunu vurmalı? dedi.

Peygamber Efendimiz, hiçbirine cevap vermeden sustu. Sonra da kalkıp çadırına girdi. Bir müddet orada durdu.

Sahabîlerin bir kısmı Hz. Ebû Bekir??in görü?üne, di?er bir kısmı ise Hz. ?mer??in fikrine i?tirâk ediyordu.

Bir müddet sonra Resûl-i Ekrem Efendimiz çadırından çıktı ve Hz. Ebû Bekir??e hitaben, ??Ey Ebû Bekir,? dedi, ??senin hâlin, Hz. İbrâhim??in hâline benzer. O, Allah??a, ??Kim, bana uyarsa, i?te o bendendir. Kim de bana kar?ı gelirse, ?üphe yok ki, Sen istedi?in kimseyi ma?firet edersin. Zirâ, Sen Gafûr ve Rahîmsin?? demi?ti.

??Ey Ebû Bekir senin hâlin, Hz. İsâ??nın haline de benzer. Hz. İsâ, Allah??a, ??E?er, onları gazaba u?ratırsan, onlar senin kullarındır. E?er onları affedersen, ?üphe yok ki, kudretiyle her ?eye üstün gelen, hikmetiyle her yaptı?ını yerli yerinde yapan Sensin?? demi?ti.?

Sonra Hz. ?mer??e dönerek, ??Ey ?mer,? dedi, ??senin hâlin de, Hz. Nûh??un haline benzer. O, Allah??a, ??Ey Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden yurt tutan hiçbir kimse bırakma?? demi?ti.

??Senin hâlin ey ?mer, Hz. Musâ??nın hâline de benzer. O, Allah??a, ??Sen, onların mallarını mahvet! Rabbimiz yüreklerini ?iddetle sık ki, onlar inletici azabı görünceye kadar îmân etmeyecekledir?? demi?ti.?

Bu konu?malardan sonra Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Hz. Ebû Bekir??in görü?ünü kabul etti. Esirlerden dörder bin dirhem bedel alınarak salıverilmelerini emretti. Bu arada durumlarına göre, bedel olarak 3000, 2000 ve 1000 dirhem kendilerinden alınması kararla?tırılanlar da oldu. En mühimi de ?u idi: Kurtulu? fidyesi vermeye gücü yetmeyip de okuma yazma bilen esirler, Ensardan onar çocu?a yazı ö?retmek ?artıyla serbest bırakılacakları Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, tarafından kararla?tırıldı.1 Zeyd bin Sabit Hazretleri, bu suretle okuma yazma ö?renen çocuklar arasında idi.

Bu sayede Medine??de de okuma yazma bilenlerin sayısı ço?aldı.



İnen âyetler

Esirler hakkında bu kararın alınması üzerine ?u âyet-i kerimeler nazil oldu:

??Hiçbir peygambere, yeryüzünde iyice kuvvetlenmedikçe esir alıp fidye kar?ılı?ında onları serbest bırakarak dü?manın kuvvetlenmesine sebep olmak uygun dü?mez. Siz dünyanın geçici menfaatini istiyorsunuz; Allah ise size âhiret sevabını nasip etmek ister. Allah??ın kudreti her?eye galiptir ve Onun her i?i hikmet iledir.

??E?er Allah sizi ba?ı?layaca?ını Levh-i Mahfuzda yazmı? olmasaydı, aldı?ınız fidye yüzünden size büyük bir azap dokunurdu.

??Artık ganimet olarak aldıklarınızı helâl ve temiz olarak yiyin. Allah??tan korkun. Muhakkak ki Allah çok ba?ı?layıcı, çok merhamet edicidir.?1

Hz. ?mer, konu ile ilgili bir hatırayı ?öyle anlatır:

??Sabahleyin Resûlullahın huzuruna geldi?im zaman, onu ve Hz. Ebû Bekir??i oturmu? a?lıyor gördüm.

??Yâ Resûlallah, sen ve arkada?ın niçin a?lıyorsunuz? Sizi a?latan ?eyi bana söyler misiniz? E?er a?lanacak bir durum varsa ben de a?layayım. A?lanacak bir durum yoksa, ikinizin a?lamasına yine katılırım?? dedim.

??Resûlullah, ??Senin arkada?larının esirlerden aldıkları kurtulu? fidyelerinden dolayı vay benim ba?ıma gelene! U?rayaca?ınız azabın ?u yakınınızdaki a?açtan daha yakın oldu?u bana gösterildi?? buyurdu?2

Peygamberimiz mücahidlerle, esirlerden bir gün önce Medine??ye geldi.

Bir gün sonra Medine??ye gelen esirleri Ashabı arasında da?ıttı ve ?öyle buyurdu:

??Siz esirler hakkında birbirinize iyilik ve hayır tavsiye ediniz.?

Esirler arasında bulunan Musab bin Umeyr??in (r.a.) karde?i Ebû Aziz der ki:

??Esirler, Bedir??den Medine??ye getirildikleri zaman, ben de Ensardan bir âilenin yanına dü?mü?tüm. Resûlullah, biz esirler hakkında Müslümanlara tavsiyelerde bulunmu?tu. Bu sebeple de onlar, sabah ve ak?***** yemeklerinde ekme?i bana verirler, hurmayı kendileri yerlerdi. Onlardan birinin eline bir ekmek parçası geçse, onu bana verirdi. Ben de utandı?ımdan o ekmek parçasını veren kimseye iâde ederdim. Fakat, o yine ekme?e dokunmadan tekrar bana verirdi.?1

Esirler arasında bulunan Peygamberimizin amcası Abbas oldukça zengin bir zattı.

Resûl-i Ekrem, ??Ey Abbas! Kendin, karde?inin o?lu ?kil bin Ebî Talib ile Nevfel bin Hâris için kurtulu? fidyeni öde! ?ünkü sen, servet sahibisin? dedi.

Hz. Abbas, mü?riklerle Bedir??e çıkıp gelirken beraberinde asker için sarfetmek üzere 800 dirhem altın alıp getirmi?ti. Harp esnasında bu da elinden alınmı? ve ganimet malları arasına katılmı?tı.

Bunun için Peygamber Efendimize, ??Bari harp esnasında elimden alınan o altınları kurtulu? fidyesi say? diye teklif etti.

Peygamberimiz, ??Hayır, o bizim aleyhimizde sarfetmek için ta?ıdı?ın ve Allah??ın sonunda bize nasib etti?i bir maldır. Onu sana geri veremeyiz? buyurdu.

Hz. Abbas, ??Benim ondan ba?ka param yok! Yâ Muhamed, beni avuç açtırıp da dilendirecek misin?? dedi.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, ??Ey Abbas, ya o altınlar nerede kaldı?? diye sordu.

Abbas, ??Hangi altınlar?? dedi.

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz ferman etti:

??Hani sen, Mekke??den çıkaca?ın gün, hanımın ?mmü Fadl??a teslim etti?in altınlar! Onları teslim ederken, yanınızda ikinizden ba?ka da kimse yoktu. Sen ?mmü Fadl??a ??Bu seferde ba?ıma ne gelece?ini bilmiyorum. ?ayet herhangi bir felâkete u?rayıp da dönemezsem, ?u kadarı senin içindir! ?u kadarı Fadl içindir! ?u kadarı Abdullah içindir! ?u kadarı Ubeydullah içindir! ?u kadarı da Kusem içindir?? demi?tin. İ?te o altınlar!?

Abbas, hayretle, ??Bunu sana kim haber verdi?? diye sordu.

Peygamber Efendimiz, ??Allah haber verdi? buyurdu.

Bunun üzerine Abbas, ?ehâdet getirerek kemâl-i îmânı kazanıp Müslüman oldu. Kurtulu? fidyesini ödedikten sonra da Mekke??ye döndü.

Hz. Abbas, Mekke??ye dönünce Müslümanlı?ını izhar etmeyip hep gizli tuttu. Mekke??de bulundu?u zaman zarfında mü?riklerin tutum ve davranı?larını Peygamber Efendimize yazar ve Mekke??deki Müslümanlara yardım ederdi.1

Bedir esirleri arasında Peygamber Efendimizin damadı Hz. Zeyneb??in kocası Ebû ?s bin Rebi?? de vardı.

Hz. Zeyneb (r.a.) kocası Ebû ?s??ın kurtulu? fidyesi olmak üzere boynundaki gerdanlı?ı çıkarıp Medine??ye gönderdi. Bu gerdanlı?ı Hz. Zeyneb??e evlendi?i sırada annesi Hz. Hatice hediye etmi?ti.

Resûl-i Kibriyânın bu güzide kerimesinin gerdanlı?ını kurtulu? fidyesi olarak göndermesi Ashab-ı Kirama fazlasıyla tesir etti.

Peygamber Efendimiz de onu görünce son derece rikkate geldi ve ??E?er münasip görürseniz, Zeyneb??in esirini salıveriniz, bedelini de geri çeviriniz? buyurdu.

Bunun üzerine Sahabîler Ebû??l-?s??ı serbest bırakıp gerdanlı?ı da geri çevirerek Resûl-i Kibriya Efendimizin mübârek kalbini memnun ettiler.2

Bedir Zaferi, gerek Medine içinde ve gerekse dı?ında müsbet-menfî akisler uyandırdı. Her ?eyden önce Medine içindeki Yahudî ve putperestlerin gözleri yıldı. Hattâ Yahudilerden bazıları, ??Evsafını kitaplarımızda okudu?umuz zât budur. Artık ona kar?ı durulmaz. Galip olacak hep odur? diyerek îmâna geldiler? Bir kısmı ise, korkularından îmân etmi? gibi göründüler. Ama fitne ve fesad çıkarmaktan yine de vazgeçmediler.

Habe? Neca?isi de Peygamberimizin bu muzafferiyetini haber alanlar arasındaydı. O da ülkesinde bulunan muhacir Müslümanlara, ??Allah, Resûlüne Bedir??de yardım etmi?tir. Bundan dolayı hamdederim? diyerek memnuniyet ve sevincini izhar etti.

Medine??de Müslümanlar arasında bayram havası ya?anırken, Mekke??de mü?rikler ise tam bir matem havasına bürünmü?lerdi?

Bedir galibiyeti ile, civardaki kabilelere de göz da?ı verilmi? oldu.

Ebû Leheb??in ölümü

Ebû Leheb, Bedir??e katılmamı? ve yerine ?sî bin Hi?âm??ı göndererek Mekke??de kalmı?tı.

Kurey? ordusu, İslâm ordusu kar?ısında büyük bir hezimete u?rayıp Mekke??ye dönünce, Ebû Leheb, Ebû Süfyan bin Hâris??i yanına ça?ırarak, ??Ey karde?imin o?lu, halkın i?i nasıl oldu, bana anlat? dedi.

Ebû Süfyan bin Hâris, ??Vallahi? dedi, ??biz o cemaâtle kar?ıla?ınca, bozguna u?radık. Onlar da kimimizi öldürdüler, kimimizi de esir ettiler. Fakat, ben halkı kınamam ve ayıplamam. Zira kır atlara binmi?, ak benizli bir alay süvarî ile kar?ıla?tık ki, onlara kar?ı koymak mümkün de?ildi!?

O sırada Hz. Abbas??ın zevcesi ?mmü Fadl ile kölesi Ebû Rafi?? de orada bulunuyorlardı. Ebû Refi??, ??Vallahi, o gördü?ün süvârîler, melekler idi? deyince Ebû Leheb hiddetlenip yüzüne ?iddetli bir tokat indirdi. Sonra da üzerine çöküp dövmeye ba?ladı.

?mmü Fadl, gayrete geldi, ??Biçâre köleyi, efendisi burada yok diye dövüyorsun? diyerek bir çadır dire?i ile Ebû Leheb??in ba?ını yardı.

Ebû Leheb, zelil ve peri?an bir halde kalkıp gitti.

Hemen sonra da Bedir ma?lubiyetinin gam ve kederinden a?ır hasta oldu. Bir hafta sonra da Resûlullah ve Müslümanlara yaptı?ı ?iddetli dü?manlı?ın hesabını vermek üzere ölüp gitti.

O?ulları ölüsünü, iki veya üç gün beklettiler. Evinde cesedi kokmaya ba?ladı. Hastalı?ının bula?masından korktukları için kimse yanına yakla?mak istemiyordu.

Kurey?lilerden biri bir gün o?ullarına, ??Yazıklar olsun size, babanız evinde koktu?u halde, onun yanına u?ramaktan utanıyor musunuz?? diye sordu.

Onlar, ??Biz, onun hastalı?ından korkuyoruz? deyince adam, ??Haydi gelin ben size yardım edeyim? dedi birlikte gittiler. Fakat yanına yakla?ılacak gibi de?ildi.

Onu ne yıkadılar ve ne de el sürdüler. Uzaktan üzerine su serptiler. Sonra sürükleyerek *****ürüp Mekke??nin yukarı taraflarında bir yere gömdüler. ?zerini ta?la kapattılar.1

* * *



Münafıkların Ortaya ?ıkması

Peygamber Efendimiz, Medine??ye te?rif ettiklerinde orada Müslüman Araplar, mü?rik araplar, ehl-i kitap olan Yahudiler ve çok az sayıda da Hıristiyan vardı.

Resûl-i Ekrem Efendimizin yerle?mesinden sonra, İslâmiyet Medine??de daha yaygın bir hale geldi. Medineliler gruplar halinde Müslüman oldular. Bu arada Peygamber Efendimiz, Müslümanları siyasî ve idarî bir te?kilâta kavu?turdu.

İ?te bu sırada, yeni bir zümre daha ortaya çıktı. Kalben inanmadıkları halde Müslüman gözüken bu grup münâfıklardı.

Peygamberimizin Medine??ye te?riflerinden az önce aralarında senelerce süren dahilî çarpı?ma ve kavgalardan bitkin dü?en Medine??nin yerli kabileleri Evs ve Hazreç, aralarında anla?arak Abdullah bin ?bey bin Selûl??ü kendilerine hükümdar yapmaya karar vermi?lerdi. Hattâ, ba?ına giydirecekleri, hükümdarlık tacını bile sipari? etmi?lerdi.1

Fakat, Abdullah bin ?bey??in hükümdar olma hayalleri Resûl-i Ekrem Efendimizin Medine??ye te?rifleriyle suya dü?mü?tü. Zira, Evs ve Hazreçlilerin hemen hepsi Müslüman olmu?lardı ve îmânlarının icabı olarak Peygamber Efendimizin etrafında toplanmı?lardı.

Bu durum reislik hayalleri suya dü?en Abdullah bin Selûl??ün fazlasıyla a?rına gitti. ?evresinde fazla kimsenin de kalmadı?ını görünce, istemeye istemeye Müslüman olmu? gözüktü.2

Zahiren Müslüman oldu?unu, bunda etrafının psikolojik baskısı bulundu?unu, bizzat kendisi de ifâde etmi?tir. Müriysi Gazâsı esnasında Muhacirlerle Ensarı birbirine dü?ürmek için olanca gayreti sarfetmi? ve ??Medine??ye dönersek, izzetli ve kuvvetli olan, zelil ve zâif olanı oradan muhakkak sürüp çıkaracaktır? diyecek kadar da ileri gitmi?ti. Bunun üzerine münâfıklar hakkında Münâfıkûn Sûresi nazil olmu?tu.

Sûrenin nazil olması üzerine Abdullah bin ?bey??e, ??Ey Ebû Hubab!1 Senin hakkında pek ?iddetli âyetler nâzil oldu. Resûlullaha (a.s.m.) git de, senin için Allah??tan af dilesin? denilince ?u cevabı vermi?ti:

??Benim îmân etmemi emrettiniz, îmân ettim. Malımın zekatını vermemi emrettiniz, verdim. Muhammed??e secde etmemden ba?ka hiç bir ?ey kalmadı!?2

Abdullah bin ?bey??in, reislik tasavvurunun suya dü?mesinden ne kadar müteessir oldu?unu ve bunu bir türlü hazmedemedi?ini ?u hâdise de açıkça gösterir:

Birgün Peygamber Efendimiz, evinde hasta yatan Sa??d bin Ubâde Hazretlerini ziyârete gidiyordu. Yolda, Abdullah bin ?bey??in evinin gölgesinde, Müslüman, mü?rik Araplardan ve Yahudîlerden bir takım kimselerle oturmakta oldu?unu görünce, selâm verip yanlarına oturdu. Onlara Kur??ân??dan bir parça okudu. İyi hareketinden dolayı Cennete kavu?ulaca?ını müjdeledi. Kötü hareketinden dolayı da Cehenneme girilece?ini anlatarak sakındırd
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Forum Atla:


 Quick Theme:


İletişim | irfanmeclisi | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Hafifleştirilmiş Sürüm | RSS Beslemesi
Forumlara hızlı giriş için tıklayın
|Allah C.C.|   | Kur'an-ı Kerim | | Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) |  | İslam Büyükleri Alimleri ve Eserleri | | Dini Bilgiler |
| İslamî Hayat ve Aile | | Resimler & Duvar kağıtları | | Ilahi & Ezgi Sozleri | Nükte,Hiciv,Fıkra ve Bulmacalar |
| Dini Filmler , vss. | | İlahiler & Ezgiler | | Cep Telefonları Ve Donanımları | | program download (program indir) |
| Gündemdeki Konular | | Dergi,Kitap ve Diğer Tanıtımlar.. | | İslam Tarihi | |  Peygamberler Tarihi | | Osmanlı Tarihi |

Google Pagerank CheckerTOPlist
Zirve100