Şuanki Zaman: 11-22-2008, 02:15 AM Hoşgeldin Misafir ! (GirişÜye Olun)
Özel Arama

Cevapla 
 
Derecelendir
  • 2 Oylar - 4 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Hicret
05-13-2008, 11:16 PM
Mesaj: #1
Hicret
Peygamber Efendimizin Medine'ye Hicreti


Medine??ye Hicretin Ba?laması

Peygamber Efendimiz ile Medineli Müslümanlar arasında cereyan eden Akabe bîatları ve yapılan anla?malar, Müslümanlar önünde yep yeni emniyetli bir saha açıyordu. İnançlarını burada serbestçe söyleyebilecek, ibâdetlerini serbestçe ifa edebilecek, dinlerini korkmadan ve çekinmeden yayabileceklerdi. ?ünkü, Medine??nin iki güçlü kabilesi olan Evs ve Hazreç onlara kucaklarını açmı?, her hal u kârda kendilerini koruyacaklarına ve yardımlarını esirgemeyeceklerine dâir vaadde bulunmu?lardı. İslâm güne?inin Medine??de bütün ha?metiyle parlayaca?ı ?imdiden gözüküyor gibiydi.

Mü?rikler, Müslümanların bu emniyetli yere göç edeceklerinden endi?e duyarken, Resûl-i Ekrem, hızla İslâmla?an bu yeni yurdun bir an evvel İslâm merkezi haline gelmesi için her türlü gayreti gösteriyordu.

Mekke??de oldukça nazik bir devre ya?anıyordu. Hz. Resûlullahın Medinelilerle anla?ma akdetti?ini duyan mü?rikler, Müslümanlara kar?ı olan zulüm ve i?kencelerini daha da arttırdılar. Mesele, âdeta bir ölüm kalım meselesi haline gelmi?ti.

Mekke??de hayat, onlar için bir azab; içilen su, teneffüs edilen hava, sanki yakıcı bir ate? olmu?tu.

Müslümanlar bu sıkıntılı ve acı durumlarını Peygamber Efendimize arzettiler ve hicret için izin istediler. Resûl-i Ekrem, ilk önce, kendisine böyle bir müsâadenin henüz verilmemi? oldu?unu belirtti. Ancak, bu açıklamasının üzerinden daha bir kaç gün geçmi?ti ki, sevinç içinde hicret müsâadesinin verildi?ini Müslümanlara ?öyle bildirdi:

??Sizin hicret edece?iniz yurdun, iki kara ta?lık arasında hurmalık bir ?ehir oldu?u bana gösterildi ve bildirildi. Mekke??den ayrılmak isteyen oraya gitsin. Medineli Müslüman karde?leri ile birle?sin. Yüce Allah, onları size karde? yaptı ve Medine??yi size emniyet ve huzur bulaca?ınız bir yurt kıldı.?1

Görüldü?ü gibi, Kurey?li mü?riklerin Müslümanlar üzerindeki tehdit ve baskısı, İslâmı ??ya?amak? ve ??ne?retmek? ?artlarıyla hayatta kalmaya imkân vermeyecek bir dereceye ula?ınca, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz hicrete izin vermi?tir.2 Hz. ?i?e??nin, ??Mü??min dini için Allah??a veya Resûlüne hicret etmek zorunda idi. Zira, dinini ya?amaktan menedilmesi korkusu vardı? sözü bu durumu ifâde eder.3

???u halde hicret, bazı kereler yanlı? olarak ifade edildi?i gibi bir kaçı? de?il, bir arayı?tır. Dinin tamamen yok edilme noktasına gelen tehdit ve tehlikelerden kurtarılarak ya?atılmasına müsait vasatın aranmasıdır.

??Din, kendisine gaye olarak, fiilen ya?anmayı tesbit etmi?tir. Bulunulan yerin ?artları, bu gâyenin tahakkukuna imkân vermeyecek duruma geldi ise, oradan hicret etmek ?arttır; dinen vecibedir, vazifedir. Bu duruma dü?en kimseleri, hicret etmedi?i takdirde Kur??an-ı Kerim mâzur addetmiyor ve kesinlikle sorumlu tutuyor.4 Bunlar, dinlerini ya?ayabilecekleri uygun bir yer aramakla mükelleftirler.?5

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz bu müsâadeden sonra ??dini ya?ayıp ne?redebilmek için müsâit yer arama gayreti? olan hicret hareketini inceden inceye dü?ündü. Müslümanlara hicret ederken ihtiyatlı ve tedbirli davranmalarını sıkı sıkıya tenbih etti. Mü?riklerin dikkatini çekmemek için küçük gruplar halinde yola çıkmalarını tavsiye buyurdu.

Peygamber Efendimizin bu müsaâde ve tavsiyelerinden sonra Müslümanlar, bu hareketlerine engel olacak mü?riklerin dikkatlerini çekmeyecek ?ekilde birer iki?er veya küçük gruplar halinde Medine??nin yolunu tuttular.

Herkesten önce Mekke??den Medine??ye hicret etmek üzere ayrılan Sahabî Ebû Seleme İbn-i Abdi??l-Esed idi.

İ?in farkına varan Mekkeli mü?rikler, görebildiklerini ve yakalayabildiklerini geri çeviriyorlardı. İslâm dininden vazgeçirmek için her türlü çâreye ba?vuruyorlardı. ?yle ki, gerekti?inde kadınları kocalarından ayırıyor ve kocalarıyla beraber göç etmelerine kar?ı çıkıyorlardı. Bazıları da hapsi boyluyordu. Fakat, dahilî bir harbin patlamasına sebebiyet verebilir diye kimseyi öldürme cihetine gitmek istemiyorlardı. Bunun dı?ında akla hayâle gelecek her türlü eziyet ve i?kencelerle Müslümanları hicret etmekten vazgeçirmeye çalı?ıyorlardı. Fakat Müslümanlar kat??i kararlarını vermi?lerdi ve ne pahasına olursa olsun Medine??ye göç edeceklerdi. Nitekim her engeli a?arak hicretlerine devam ettiler.

Onlara nurlu ufuklar ?imdiden gülümsüyordu. Baskı ve zulüm çemberinden kurtulup hür ufuklara do?ru kanat açıyorlardı. Zaten, Medine ve Medineliler de onları dört gözle bekliyorlardı.

Hz. ?mer??in hicreti

Sâir Müslümanlar gizli gizli hicret ederken, Hz. ?mer kılıcını ku?andı. Yayını, oklarını ve mızra?ını alıp Kâbe??ye gitti. Açıkça Kâbe??yi 7 sefer tavaf etti. Orada bulunan mü?rik ele ba?larına cesaretle ?öyle seslendi:

??İ?te ben de dinimi korumak için Allah yolunda hicret ediyorum. Karısını dul bırakmak, anasını a?latmak, çocuklarını öksüz bırakmak isteyen varsa ?u vadide önüme çıksın!?1

Bu pervasızca sesleni?ten sonra, yirmiye yakın Müslümanla gün ortasında Medine??nin yolunu tuttu. Mü?riklerden hiç biri arkalarına dü?me cesaretini gösteremedi.

Böylece bir kaç ay içinde Müslümanların büyük bir kısmı Medine??ye yerle?mek üzere Mekke??den ayrıldı. Geride Peygamber Efendimiz, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ali ile yol tedâriki göremeyecek kadar yoksul olanlar, yolculuk yapmaya takatı bulunmayanlar ve mü?rikler tarafından hapsedilenler kaldı.

Resûl-i Ekrem Efendimiz de hicret etmek niyetinde idi. Fakat, bu hususta Cenab-ı Hakkın iznini bekliyordu. Hatta, Hz. Ebû Bekir Medine??ye hicret etmek arzusunu izhar ettikçe, ??Sabret! Umulur ki, Allah Teâla, sana bir arkada? ihsan eder? buyururdu.

Mü?riklerin telâ?ı

Peyder pey Medine??ye hicret eden Müslümanları, Evs ve Hazreç kabileleri son derece güzel kar?ıladılar. Kendilerine yer gösterip barındırdılar. Evli muhacirler, evli Medineli Müslümanlar tarafından misafir edildiler. Bekâr muhacirler ise, Kubâ??da oturan bekâr Sahabî Sa??d bin Hayseme??ye misafir oldular.

Kurey? mü?rikleri hicret eden Müslümanların Medineli Müslümanlar tarafından korunduklarını, yardıma mazhar olduklarını ve onlarla birle?ip kuvvetlendiklerini görünce telâ?a kapıldılar. Hele, Peygamberimizin de bir gün hicret edip, ba?larına geçece?ini, kendilerine kar?ı sava?abilece?ini ve gerekti?inde ?âm ticâret yollarını bile kesebilece?ini dü?ününce telâ?ları büs bütün arttı.

Derhal bu hususu görü?üp tedbir almak için Dârü??n-Nedve??de toplanmayı kararla?tırdılar.

Dârü??n-Nedve; Resûl-i Ekrem Efendimizin atalarından Kusay bin Kâb??ın, kapısı Kâbe??ye bakan kona?ı idi. Kurey? ileri gelenleri mühim i?lerini hep burada toplanıp konu?ur, me?veret ederlerdi.

Peygamber Efendimizin i?ini görü?mek üzere de, daha önceden kararla?tırdıkları günün sabahında Dârü??n-Nedve??de bir araya geldiler.

Bu sırada düzgün giyimli, cin bakı?lı bir ihtiyarın kapıda dikilip durdu?unu gördüler. Tanımadıkları bu adama, ??Kimsin?? diye sordular.

??Necidli bir ihtiyarım,? diye cevap verdi adam. ??Böyle bir toplantının yapılaca?ını duymu?tum. Ben de katılıp fikirlerimi söylemek istedim. Uygun görüp görmedi?im tedbirler hususunda mütalâalarımı beyan etmek istiyorum!?

Kurey?liler, ??Olur, gir!? dediler ve onu içeri aldılar.

Aslında ihtiyar, insan suretine girmi? bir ?eytandı.

Verilen korkunç karar

Toplantıda yüz kadar Kurey?li bulunuyordu. Alınacak karardan hemen haberleri olmasın diye, Hâ?imo?ullarından sadece İslâm dü?manı Ebû Leheb alınmı?tı.

??Muhammed için ne gibi bir tedbir almamız lâzımdır?? diyerek meseleyi görü?meye açtılar.

Bazıları, ??Onu zincire vurup hapsettirelim? fikrini ileri sürdüler.

Necidli bir ihtiyar suretine girmi? olan ?eytan, ??Hayır? dedi. ??Vallahi bu görü?ünüz uygun de?ildir. Siz onu hapsettirecek olursanız, bunu duyan arkada?ları üzerinize yürürler. Onu elinizden çekip alırlar. Onun telkin ve propagandası ile ço?alarak bu i?te size galip gelirler. Siz ba?ka bir tedbir dü?ününüz.?

Bunun üzerine bazıları, ??Onu aramızdan, memleketimizden sürüp çıkaralım! Aramızdan ayrıldıktan sonra nereye giderse gitsin? dediler.

Necidli ihtiyar tekrar söz aldı ve ?öyle dedi:

??Hayır, vallahi, bu dü?ünceniz de yerinde de?ildir. Onun sözünün güzelli?ini, tatlılı?ını, getirdikleri ve tebli? etti?i ?eylerin insanların kalblerine hâkim olup durdu?unu görmüyor musunuz? Onu aranızdan kovacak olursanız, o da Arap kabileleri arasında dola?ır ve onlara hâkim olur. Sonra da üzerinize yürüyerek, size istedi?ini yapabilir. Onun için siz ba?ka bir?ey dü?ününüz!? dedi.

Sonunda Ebû Cehil söz aldı ve ??Vallahi, ben onun hakkında hiç bir zaman dü?ünemeyece?iniz bir tedbir dü?ündüm? dedi.

??Nedir o?? diye sordular.

Ebû Cehil fikrini ?öyle açıkladı:

??Onu öldürmekten ba?ka çâre yoktur. Bunun için de, aramızda her kabileden güçlü kuvvetli birer delikanlı seçeriz. Sonra onların herbirine keskin birer kılıç veririz. Hepsi birden onu vurup öldürürler. Böylece ondan kurtulmu? oluruz. Kimin öldürdü?ü de belli olmaz. Böyle olunca da Ha?imiler, bütün kabilelerle çarpı?mayı göze alamazlar ve çâr nâçar diyete razı olurlar. Biz de diyetini ödeyip meseleyi hallederiz.?

Necidli ihtiyar kılı?ına girmi? olan ?eytan ileri atıldı ve ??En do?ru fikir ve uygun çâre budur? dedi.

Di?erleri de Ebû Cehil??in bu görü?ünü kabul ettiler ve da?ıldılar.1

* * *


Peygamber Efendimize Hicret İzninin Verilmesi

Kurey? mü?rikleri Resûl-i Ekrem Efendimizin vücudunu ortadan kaldırmak için kat??î karar almı?lardı ve bunun için faâliyetlerini sürdürüyorlardı. Bu sırada Cenâb-ı Hak, Sevgili Resûlüne hicret emrini verdi.

Peygamber Efendimiz, Hz. Ebû Bekir??in evine her gün sabah veya ak?***** vakitlerinde u?rardı. Fakat, hicret emrini aldı?ı gün, ö?le vakti sıca?ında, âdeti olmadı?ı bir saatte ba?ını sararak Hz. Ebû Bekir??in evine vardı. Efendimizin geldi?i haber verilince Hz. Ebû Bekir ?a?ırdı ve ??Vallahi, Resûlullah bu saatte hiç gelmezdi. Bu geli?inde mutlaka bir i? var? diye konu?tu.

Sonra Efendimizi içeri alıp minderinin üzerine oturttu ve ??Anam, babam sana fedâ olsun, Yâ Resûlallah, ne haber var?? diye sordu.

Peygamber Efendimiz, ??Yüce Allah, bana Mekke??den çıkmaya ve Medine??ye hicret etmeye izin verdi? buyurdu.

Hz. Ebû Bekir merakla, ??Senin refakatınla ?ereflenecek miyim, yâ Resûlallah?? diye sordu.

Peygamber Efendimiz, ??Evet? deyince gönlüne sürûr, gözlerine sevinç göz ya?ları doldu.

Hz. ?i?e bu ânı ?öyle anlatır:

??O güne kadar, bir insanın sevincinden böylesine a?ladı?ını görmemi?tim.?1

Resûl-i Ekrem ve Hz. Ebû Bekir, Medine??ye kadar kendilerine kılavuzluk etmek üzere, henüz mü?rik, fakat güvenilir, sözünde durmasıyla tanınmı? biri olan Abdullah bin Ureykit??le anla?tılar. İki binit devesini kendisine teslim ettiler. ?ç gün sonra Sevr Da?ı ete?inde bulu?mak üzere sözle?tiler.

Bundan sonra Peygamber Efendimiz, Hz. Ebû Bekir??in yanından ayrılarak Hâne-i Saadetine döndü.1

Hz. Cebrâil??in ihbârı

Bu sırada vahiy mele?i Cebrâil (a.s.) gelip Peygamber Efendimize mü?riklerin kararını bildirdi ve ba?vuraca?ı tedbiri de ?öyle açıkladı:

???imdiye kadar yattı?ın yata?ında, bu gece yatma!?

Bunun üzerine Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Hz. Ali??yi ça?ırdı ve ??Yata?ımda bu gece yat uyu! ?u ye?il, geni? aba hırkamı da üzerine ört! Korkma! Sana hiç bir zarar eri?meyecektir? dedi.

Ayrıca Hz. Ali??ye, kendisine teslim edilen emânetleri sahiplerine verinceye kadar da Mekke??de kalmasını emretti.

Mekkeliler, ??Muhammedü??l-Emîn? lâkabını verdikleri Peygamber Efendimize son derece güvenirler ve en kıymetli e?yalarını, saklayamamaktan korktukları için ona teslim ederlerdi. Kurey? ileri gelenlerinin, hakkında ölüm kararı aldıkları sırada da kendilerinde emanet olarak bir çok kıymetli e?ya vardı. Ama o, bu karara ra?men, emânetlerin sahiplerine verilmesini Hz. Ali??ye emretmekle bir kere daha büyüklü?ünü ve emânete sadakatını ortaya koyuyordu.

Peygamberimizin evinin ku?atılması

Plân gere?i her kabileden seçilmi? eli kılıçlı iki yüze yakın mü?rik, gecenin üçte biri geçince, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin evinin önünde toplandılar. İçlerinde Ebû Cehil, Ebû Leheb ve ?meyye bin Halef gibi azılıları ve eleba?ıları da vardı. Katiller, gecenin geçmesini, aydınlı?ın etrafı sarmasını ve Fahr-i ?lem??in evinden çıkmasını bekliyorlardı. Zira, âdetlerine göre, bir adamı evinin içinde katletmek korkaklı?ın en âdisi sayılırdı.

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, eli kılıçlı katillerin Hâne-i Sâadetinin etrafını sardıkları sırada evinden çıktı. Yerden aldı?ı bir avuç topra?ı ba?larına attı ve ??Yasîn Sûresi?nin ilk sekiz âyetini okudu. İçlerinden hiç biri onu görmedi çıkıp gitti.

Bir müddet sonra yanlarına bir hem?ehrileri u?radı:

??Burada ne bekleyip duruyorsunuz?? diye sordu.

??Muhammed??i bekliyoruz? dediklerinde, ??Muhammed, sizin ba?ınıza toprak saçıp ve içinizden çıkıp gideli hayli vakit olmu?. Hele bir kere üstünüze ba?ınıza bakınız? diyerek gözü dönmü? katillerle âdeta alay etti.

Birbirlerine baktılar. ?zerlerinin toz toprak içinde kalmı? oldu?unu gördüler. ?a?ırıp kaldılar. Derhal Hane-i Sâadetin içerisine baktılar. İçerde birinin abaya sarınıp bürünerek yattı?ını görünce, ??İ?te, Muhammed yatıyor? diyerek beklemeye devam ettiler. Tâ ortalık a?arıncaya kadar.

Sabahleyin Resûl-i Kibriyâ Efendimiz yerine Hz. Ali??nin yataktan do?rulup kalktı?ını görünce, bütün bütün ?a?ırdılar ve ??Vallahi, bize söylenen do?ru imi?? dediler.

Sonra da Hz. Ali??ye, ??Muhammed nerede?? diye sordular.

Hz. Ali, ??Bilmem? deyince hayrette kalıp ne yapacaklarını ?a?ırdılar.

Cenâb-ı Hak, bu münâsebetle indirdi?i âyet-i celîlede ?öyle buyurdu:

??Hani kâfirler, bir zaman seni yakalamak, öldürmek ve yurdundan çıkarmak için bir tuzak kurmaya kalkmı?lardı. Onlar tuzak kurar, Allah da tuzaklarını ba?larına geçirir. Allah, hileyi hile ile cezalandıranların en hayırlısıdır.?1

Sevr Ma?arasına gidi?

Hâne-i Sâadetinden çıkan Resûl-i Ekrem Efendimiz, do?ruca Hz. Ebû Bekir??in evine vardı. Kendileri için acele sefer malzemesi hazırlandı ve bir da?arcı?a bir miktar azık kondu.

Sonra, Resûl-i Ekrem Efendimizle Hz. Ebû Bekir evin arkasındaki küçük kapıdan çıktılar ve Mekke??nin a?a?ısındaki güney batısına dü?en, ?ehre üç mil takriben bir saat uzaklıkta bulunan Sevr Da?ına do?ru yol aldılar.

Hz. Ebû Bekir, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin kâh önüne geçerek yürüyor, kâh arkasında kalarak yol alıyordu. Efendimiz, ??Yâ Ebâ Bekir! Niçin böyle yapıyorsun?? diye sordu.

Hz. Ebû Bekir, ???nünüzü arkanızı gözetlemek, sizi korumak için yâ Resûlallah? diye cevap verdi.

Cum??a gecesi Sevr Ma?arasına vardılar.

Ma?ara oldukça ıssızdı. ?nce Hz. Ebû Bekir içeri girdi. Yeri temizleyip düzeltti. Ma?aradaki delikleri elbisesini yırtarak tıkadı. Yetmeyince, geriye kalan bir deli?e de aya?ını dayadı. Sonra Fahr-i ?lem Efendimizi içeri dâvet etti.

Resûl-i Ekrem içeri girdi ve mübârek ba?ını Sıddık-ı Ekber??in dizini dayayarak uyudu.

Az sonra, Hz. Ebû Bekir deli?e dayadı?ı aya?ında müthi? bir acı hissetti. Yılan ısırması oldu?unu anladı. Fakat, delikten aya?ını çekmedi. Hatta, Kâinatın Efendisi uykudan uyanabilir diye yerinden bile kımıldanmadı. Canı öylesine acıdı ki, gözlerinden ister istemez ya? aktı. Akan gözya?larının bir kaç damlası mübârek yüzlerine damlayınca Resûl-i Kibriyâ Efendimiz uyandı ve ??Ne var, yâ Ebâ Bekir?? diye sordu.

Sadakat timsali Hz. Ebû Bekir, ??Yâ Resûlallah! Aya?ımı bir ?ey soktu. Ama mühim de?il. Anam babam sana fedâ olsun? diye cevap verdi.

Resûl-i Kibriyâ, yılanın soktu?u yeri mübarek tükürü?ü ile meshetti. Allah??ın lütfu ile acı derhal kayboldu ve Sıddık-ı Ekber ?ifâ buldu.

O anda Allah??ın emriyle bir örümcek gelip ma?aranın a?zına a?ını gerdi, bir çift güvercin ise gelip yuva kurdu.1 Bu hayvanlar, Resûl-i Kibriyâ ve Hz. Ebû Bekir??i bütün Kurey???e kar?ı korumak için nöbettârlık etmeye ba?lıyorlardı.

Resûl-i Kibriyâ Efendimizi Hâne-i Sâadetinde bulamayan mü?rikler fazlasıyla sıkılıp üzüldüler. Derhal Mekke??nin her tarafını didik didik aramaya koyuldular. Hz. Ebû Bekir??in evine vardılar. Onu da bulamayınca büs bütün öfkelendiler.

Mekke??de Resûl-i Kibriyâ Efendimizi (a.s.m.) bulamayınca bu sefer tellal ça?ırttılar:

??Muhammed??i ve Ebû Bekir??i bulup getirene veya öldürene yüz deve veririz.?

İçlerinde ne kadar hırsız, cani ve gözü dönmü? var ise, bu ilânı duyunca, kimi eline kılıç, kimi de sopalar alarak Mekke??nin dı?ına çıktılar ve etrafta ko?u?turmaya ba?ladılar.

Arayıcılar, yanlarına Müdlico?ullarından iki iz takib edici de almı?lardı. Resûl-i Ekrem Efendimizle, Hz. Ebû Bekir??in izlerini buldular. Takip ede ede gelip Sevr Da?ının eteklerine dayandılar.

İzcilerden biri, ??Vallahi? dedi. ??Onlar, ?u ma?aradan ileri geçmemi?lerdir. İz burada kesiliyor.?

İçlerinden bir kısmı ?meyye bin Halef ile beraber ma?aranın a?zına kadar geldiler.

Bu sırada sevgili Peygamberimiz ile Hz. Ebû Bekir onları görüyor, fakat mü?rikler, onları göremiyorlardı.

Hz. Ebû Bekir, fazlasıyla telâ?a kapıldı ve üzüldü:

??Yâ Resûlallah!? dedi. ??Beni öldürseler de gam çekmem. Ben nihâyet bir ferdim. Amma, Allah göstermesin, sana bir zarar ve ziyan eri?tirecek olurlarsa bu, bütün ümmetin helâkine sebep olur.?

Resûl-i Kibriyâ kemâl-i emniyet içinde, ???zülme, Allah bizimle beraberdir? buyurarak ona teselli verdi.

Hz. Ebû Bekir, ??Yâ Resûlallah? dedi. ??Onlardan birisi e?ilip de ayaklarının dibinden bir bakıverse, bizi görür.?

Fahr-i ?lem Efendimiz, yine emîn ve mütevekkil bir ?ekilde ?öyle konu?tu:

??Yâ Ebâ Bekir, iki ki?inin üçüncüsü Allah olursa, sen âkibetin ne olaca?ını zannediyorsun? Yakalanaca?ımızı mı sanırsın??1 Sonra da Hz. Ebû Bekir??in iç ferahlı?ına kavu?ması için Cenâb-ı Hakka duâ etti.2

Yüce Allah, Kur??ân-ı Kerim??inde bu hâdiseye ?u âyetiyle i?âret eder:

??Siz Allah??ın Resûlüne yardım etmeseniz de, Allah ona yardım etmi?tir. Kâfirler onu yurdundan çıkardıklarında, ma?aradaki iki ki?iden biri oldu?u halde o, yanındaki dostuna ???zülme,?? diyordu, ??Allah bizimle beraberdir.?? Allah böylece onun üzerine emniyet ve rahmetini indirdi, sizin göremedi?iniz ordularla onu takviye etti ve kâfirlerin dâvâsını alçalttı. Yüce olan Allah??ın dâvâsıdır. Allah??ın kudreti her?eye galiptir ve Onun her i?i hikmet iledir.?1

?rümcek ve güvercinlerin nöbettarlı?ı

Sevr Ma?arasına oldukça yakla?an mü?rikler, ???u ma?arayı da arayalım? dediler.

Konu?ulanları Fahr-i Kâinat Efendimizle Sıddık-ı Ekber duyuyorlardı.

İçlerinden biri ma?aranın a?zına kadar geldi. Fakat içeri girip bakma lüzumu hissetmeden geri döndü.

??Neden girip içeri bakmadın?? diye sordular.

??Ma?aranın a?zında iki yabanî güvercinin yuva kurdu?unu gördüm. Orada olduklarına asla ihtimal vermem? diye cevap verdi.

Azılı mü?rik ?meyye bin Halef ise, arkada?larına hiddetli hiddetli ?öyle seslendi:

??Hâlâ ma?aranın orada ne dola?ıp duruyorsunuz. Orada örümce?in a? ba?ladı?ını görmüyor musunuz? Vallahi ben, bu a?ın Muhammed do?madan önce gerilmi? oldu?u kanaâtındayım.?2

Bunun üzerine ma?aranın yanından uzakla?tılar.

Böylece Cenâb-ı Hak, nöbetçi tayin etti?i bir örümcek ve iki yabanî güvercin ile Sevgili Resûlünü bütün Kurey???e kar?ı korumu? oluyordu.

Per?embe günü sabahleyin Sevr Ma?arasına, Hz. Ebû Bekir??le birlikte giren sevgili Peygamberimiz Cuma, Cumartesi ve Pazar gecelerini orada geçirdi. ?ç gün üç gece ma?arada gizlenmeleri, tedbir içindi. Mü?rikler bu zaman zarfında, onların Mekke civarından uzakla?mı? olduklarına kanaat getirecek ve bir derece takiplerini gev?etmi? olacaklardı. Nitekim de öyle oldu.

Ma?arada gizlendikleri zaman zarfında, Hz. Ebû Bekir??in o?lu Abdullah, aldı?ı tâlimat üzere gündüzleri Kurey?liler arasında dola?ıyor, ne konu?tuklarını, neler dü?ündüklerini ö?rendikten sonra, geceleri gelip Resûl-i Ekreme haber veriyordu. Geceyi orada geçiriyor ve aydınlık tamamıyla etrafı sarmadan Mekke??ye geri dönüyordu.

Di?er taraftan Hz. Ebû Bekir??in kölesi ?mir bin Fuheyre de o civarda koyunlarını güdüyor, hem Abdullah??ın izlerini yok ediyor, hem de onlara süt *****ürüyordu.

Böylece üç gün, üç gece süren hayat da geride kalmı? oluyordu. Kurey?lilerin Resûl-i Ekrem ve Hz. Ebû Bekir hakkındaki arama taramaları da bir derece gev?emi?ti. Hz. Abdullah??ın Mekke??den getirdi?i haber bu meyandaydı.

Bu arada, daha evvel kararla?tırıldı?ı üzere kılavuz olarak tutulan Abdullah bin ?reykit de kendisine teslim edilen iki deve ile birlikte kendi devesi de yanında bulundu?u halde Pazartesi günü seher vakti Sevr Da?ının ete?inde göründü.

Peygamber Efendimiz ve beraberindekilere yol azı?ı olarak bir koyun kesilmi?, eti pi?irilmi?ti. Hz. Ebû Bekir??in kızı Esmâ (r.a.), bunu bir da?arcı?a koyup bir tulum su ile birlikte ma?araya getirdi.

Hz. Esmâ, da?arcık ve tulumun a?zını ba?lamak için ba? getirmeyi unutmu?tu. Ma?aradan hareket edilece?i sırada civarda ba?layacak bir ?ey bulamayınca belindeki ku?a?ı yırtıp, iki parçaya ayırdı. Bir parçasıyla yemek da?arcı?ının, di?er parçasıyla su tulumunun a?zını ba?ladı. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem, ??Esmâ??ya Cennette iki ku?ak var? diye buyurdu.

Bu sebeple, Hz. Esmâ??ya ??Zatü??n-nıtakeyn (iki ku?ak sahibi)? denilmi?tir.1

Sevr ma?arasından ayrılı?

Rebiülevvel ayının 4??ü, Pazartesi günüydü. Ma?aradan hareket saatı gelmi?ti.

Hz. Ebû Bekir, iki devesinden üstün olanını Resûl-i Kibriyâ Efendimize takdim ederek, ??Anam babam sana fedâ olsun, yâ Resûlallah, buyur bin? dedi.

Resûl-i Ekrem, ??Ben, benim olmayan deveye binmem? diye kar?ılık verdi.

Hz. Ebû Bekir tekrar, ??O, senindir. Babam, anam sana fedâ olsun, buyur bin? dedi.

Resûl-i Ekrem ??Binmem,? dedi. ??Satın aldı?ın bedeli bana söylemedikçe binmem.?

Mecbur kalan Hz. Ebû Bekir, devenin fiâtını söyledi ve Peygamberimiz de onu kabul etti.

Resûl-i Ekrem ve Hz. Ebû Bekir develerine bindiler. Hz. Ebû Bekir, yolda kendilerine hizmet etsin diye terkisine azadlı kölesi Amr bin Füheyre??yi aldı.

Yol göstermekte oldukça mâhir olan Abdullah bin Ureykit önlerine dü?tü. Sevr Ma?arasından ayrıldılar.

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, do?up büyüdü?ü mübârek ?ehirden ayrılıyordu. A?a?ısından geçerken Hezreve nâm mevkide devesini durdurdu. Kudsî Beldeye mahzun mahzun baktı ve ona olan sevgisini ?öyle dile getirdi:

??Vallahi, sen Allah??ın yarattı?ı yerlerin en hayırlısı, Allah katında en sevimli olanısın. Bana, senden daha sevgili, daha güzel yurt yoktur.

???ıkarılmaya zorlanmamı? olsaydım, senden asla ayrılmaz, senden ba?ka yerde yurt, yuva tutmazdım.?1

Bunun üzerine, Cenâb-ı Hak, Habîb-i Edîbini teselli eden ?u âyeti inzâl buyurdu:

??Kur??ân??ı okumayı, tebli? etmeyi ve ona uymayı sana farz kılan Allah, muhakkak ki, seni tekrar Mekke??ye döndürecek, âhirette de övülmü? bir makam olan en büyük ?efaat makamına kavu?turacaktır.?1

Dü?manın takibini zorla?tırmak ve onu ?a?ırtmak gayesiyle Medine??ye do?ru, herkesin gitti?i yoldan ayrı bir yol takib edildi. ?nce, güney istikametinde Kızıl Denize yakın Tihâme??ye gittiler. Sonra Kuzey??e döndüler. Denizden uzak çöl içinden sahile paralel yol aldılar. Salı günü ö?leye kadar durup dinlenmeden deve sırtında yol katettiler. Salı günü ö?le üzeri bir gölgelikte bir nebze dinlenmek için konakladılar. Peygamber Efendimiz, istirahata çekildi. Hz. Ebû Bekir ise ba?ında bir muhafız gibi bekliyordu. Bir taraftan da etrafa göz gezdiriyordu. Uzakta bir çoban gördü. Yanına gitti. ?obanın koyunundan sa?dı?ı bir miktar sütü alıp getirdi. Resûl-i Ekrem uyanınca kendisine takdim etti. Efendimiz kanasıya içti.2

Sütsüz keçinin süt veri?i

Yolculuk esnasında garip hâdiseler cereyan ediyordu.

Yanına varıp süt istedikleri bir çoban, ??Yanımda süt verecek ?u keçiden ba?kası yok. Fakat o da hamile oldu ve sütü çekildi? dedi.

Resûl-i Kibriyânın ?ifâlı ve bereketli eli keçinin memelerine uzandı. Mübârek elleriyle, onları sı?adı ve duâ etti. Memeler, anında sütle doldu. Sa?ılan sütü hepsi kana kana içti.

Hayretler içinde kalan çoban, ??Allah a?kına, sen kimsin? ?imdiye kadar senin gibisine rastlamadım? diye sordu.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, ??Kim oldu?umu söylerim, ama gördü?ünü, duydu?unu gizli tutmak ?artıyla? dedi.

?oban, ??Olur, gizli tutarım? diye söz verince, Fahr-i ?lem Efendimiz, ??Ben Allah??ın Resûlü Muhammed??im? buyurdu.

Hayreti bütün bütün artan çoban, ??Demek Kurey???in ??Yolunu sapıttı?? dedikleri zât sensin, öyle mi?? dedi.

Server-i Kâinat Peygamber Efendimiz, ??Onlar, böyle söylüyorlar? buyurdular.

Bunun üzerine çoban, ??Ben; ?ehâdet ederim ki, sen bir peygambersin. Getirdi?in de haktır. Senin yaptı?ını ancak bir peygamber yapabilir. Ben, sana tâbi oldum? dedi ve orada İslâmiyetle ?ereflendi.

?oban, ayrıca kendileriyle gitme arzusunu da izhar etti. Fakat Resûl-i Ekrem Efendimiz, ??Senin, buna bugün gücün yetmez. Benim muvaffak oldu?umu haber aldı?ın zaman, bize gel, katıl? buyurdu.1

Kısır keçinin süt vermesi

Fahr-i ?lem Efendimiz beraberindekilerle üçüncü u?rak yerleri olan Kudeyd mevkiine geldiler. Orada oturan Ebû Ma??bed??in çadırı önünden geçerken satın almak maksadıyla, ??Hurma veya yiyecek ba?ka bir ?ey var mı?? diye sordular.

Ebû Ma??bed o anda orada yoktu. Hanımı ?tike ?mmü Ma??bed, ??Hayır, yiyecek bir ?ey yok? diye cevap verdi.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, bir tarafta zâif bir keçi gördü.

??Bunda süt yok mu?? diye sordu.

?mmü Mâ??bed, ??Onun vücudunda kan yoktur, nereden süt verecek?? dedi.

Peygamber Efendimiz, ??İzin verirsen sa?arım? buyurdu.

?mmü Ma??bed, sürü ile otlamaya gidemeyecek kadar zâif olan keçiden süt çıkmayaca?ını biliyordu. Fakat, misâfire ??olmaz? demenin uygun dü?meyece?ini dü?ünerek, ??Pekâlâ, onda süt bulursan, sa?ıver? dedi.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, gidip keçinin beline elini sürdü ve memesini de mübârek eliyle meshetti. Sonra, ??Bismillahirrahmanirrahim? diyerek duâ etti. Daha sonra, ??Bir kap getiriniz, sa?ınız? buyurdu.

Sa?dılar. Getirdikleri kocaman kap doldu.

Peygamber Efendimiz önce ?mmü Ma??bed??e, sonra da orada bulunanlara doyuncaya kadar içirdi. En sonunda kendileri içti. Tekrar sa?ıp içtiler. ?çüncü defa da sa?ıp, onu ?mmü Ma??bed??e bıraktılar. Sonra da oradan ayrılıp yollarına devam ettiler.

Az sonra, Ebû Mâ??bed geldi. Kap içindeki sütü görünce, ??Bu ne?? diye sordu.

?mmü Mâ??bed, ??Buraya mübârek bir zât geldi. ?öyle ?öyle söyledi, keçiyi böyle sa?dı? diyerek olup bitenleri tafsilatıyla anlattı.

Ebû Ma??bed, ??Bunda bir hikmet var. O zâtın ?ekil ve simâsı nasıldı?? diye sordu.

?mmü Mâ??bed, ??Orta boylu, kara ka?lı, kara gözlü ve gayet nurânî yüzlü, lâtif bir adamdı? diyerek Peygamber Efendimizin ?ekil ve ?emâilini birer birer beyan etti.

Bunun üzerine Ebû Mâbed, ??Vallahi? dedi. ??Bu senin tarif etti?in zât, Kurey? içinde zuhûr eden peygamberdir. E?er, ben burada bulunsaydım, ona tâbi olur, beraberinde gitmeyi ondan dilerdim.?1

Resûlullahtan ??Bu keçiyi kesme? diye de emir alan ?mmü Ma??bed ?öyle demi?tir:

??Resûlullahın memesini meshetti?i o zâif keçi Hz. ?mer??in hilâfetinde meydana gelen hicretin 18. yılındaki kıtlık ve kuraklı?a kadar sa? kaldı. Yeryüzünde hayvanlar yiyecek bir ?ey bulamazken, biz onu sabah ve ak?***** sa?ardık.?1

Sürâka??nın ba?ına gelenler

Kurey???in Peygamber Efendimizi ele geçirenlere yüz deve va??d etti?i, Kinâne Kabilesinden olup o havalide ya?ayan Beni Müdlic a?ireti tarafından da duyulmu?tu. Sahil yolundan iki deve ile dört ki?inin geçip gitti?ini de i?itmi?lerdi.

Bunlardan gayet cesur ve aynı zamanda iyi iz takip eden Sürâka bin Mâlik de, bu mükâfatın tatlılı?ına kanarak Resûl-i Ekrem Efendimizi takibe koyulmu?tu. Bir ihbar üzerine harekete geçen Sürâka, kısa zamanda izlerini buldu. Dörtnala ko?turdu?u atı ile gittikçe Resûl-i Ekrem Efendimiz ve beraberindekilere yakla?ıyordu. Aralarında az bir mesafe kalmı?tı. Hz. Ebû Bekir Sürâka??nın geldi?ini görünce tela?landı.

Peygamber Efendimiz, ma?arada oldu?u gibi, ???zülme, Allah bizimle beraberdir? dedi ve dönüp Sürâka??ya baktı. Sürâka??nın atının ayakları bir anda dizlerine kadar yere battı. Kurtulunca, tekrar takib etti. Fakat yine atının ayakları yere saplandı ve atının ayaklarının saplandı?ı yerden duman gibi bir ?ey çıktı. O vakit anladı ki; ne onun elinden ve ne de kimsenin elinden gelmez ki, ona ili?sin.

??Yâ Muhammed? dedi. ??Duâ et kurtulayım. Sana hiç dokunmayaca?ım. Seni takib edecek kimselere de senden hiç bahsetmeyece?im.?2

Server-i Kâinat Efendimiz duâ etti. Cenâb-ı Hak, duâsını kabul etti ve Sürâka??yı o mü?kil durumdan kurtardı.

Sürâka Resûl-i Ekrem Efendimizin yanına vardı. Kendisini tanıttı. İlerde İslâmiyetin her tarafa hâkim olaca?ı mülâhazasıyla bir emânname istedi. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, kendisine yazılı bir emânname verdi. Bir rivâyete göre, bu emânnameyi Hz. Ebû Bekir,1 di?er bir rivâyete göre ise ?mir İbn-i Füheyre yazdı.2

Emânnameyi alan Sürâka, ??Ey Allah??ın peygamberi, emret istedi?ini yapayım? dedi.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, ??Git, öyle yap ki, ba?kası gelmesin? diye ferman etti.

Peygamber Efendimizden bu tâlimatı alan Sürâka derhal geri döndü. Arkadan gelen Kurey???in takipçilerine de, ??Ben buraları arayıp taradım, kimseyi bulamadım. Ba?ka tarafa bakalım? diyerek onları geri çevirdi.3

Kaderin tecellisine bakınız ki, günün ba?langıcında sevgili Peygamberimizi ele geçirmek ve öldürmek için atına atlayıp takibe çıkan Sürâka, günün sonunda, aynı zâtın bir muhafızı oluyor ve onu dü?man takibçilerinden korumaya çalı?ıyor.

Sonraları Ebû Cehil, Sürâka??nın bu haline vâkıf olunca, pek ziyâde gadaba geldi ve onun gayretsizli?inden bahsederek, hakkında bir kıt??a hicviye söyledi.

Mu??cize-i Ahmediyye??ye ?âhid olan Sürâka da ona, ??E?er, atımın ayaklarının yere gömüldü?ünü göreydin, sen de Muhammed??in peygamberli?ine îmân ederdin? kıt??asıyla cevap verdi.4

Aynı Sürâka, Hicretin sekizinci senesinde Resûl-i Ekrem Efendimizin Huneyn Gazasından dönü?ü sırasında huzur-ı risâlete emânname ile gelecek ve İslâmiyetle mü?erref olup, Peygamberimizin iltifatına mazhar olacaktır.

Sürâka döndükten sonra Resûl-i Ekrem Efendimiz beraberindekilerle yine kızgın çöller üzerinde yol almaya ba?ladı. Sanki gökten alev ya?ıyor, yerden kızgın kıvılcımlar fı?kırıyordu.

Bu sırada onları bir çoban gördü. Kurey???e haber vermek üzere son sür??at Mekke??ye geldi. Fakat, ?ehre girer girmez ne için geldi?ini birden unutuverdi. Ne kadar çalı?tı ise, bir türlü hatırlayamadı. Mecbur olup geri döndü. Sonra anladı ki, ona unutturulmu?.1

Hz. Zübeyr bin Avvam, ?âm ticâret kafilesiyle Medine??den Mekke??ye gitmekte idi. Yolda Resûl-i Kibriyâ Efendimizle kar?ıla?tı. Peygamber Efendimiz ile Hz. Ebû Bekir??e birer beyaz ?âm ma?lahı giydirdi. Medineli Müslümanlardan birinin, ??Resûlullah ve arkada?ları geciktiler? dedi?ini haber verdi. Bunun üzerine Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, hareketini sür??atlendirdi.2

Mekke??ye gelip i?lerini yoluna koyan Hz. Zübeyr bin Avvam da Medine??ye hicret etmi?tir.

Büreyde??nin Müslüman olması

Deve sırtında sür??atle yol alan Resûl-i Kibriyâ Efendimiz beraberindekilerle gelip Amim denilen mevkie ula?tı.

Sehmo?ulları yurdu buraya yakındı. Reislerinden Büreyde bin Huseyb, Kurey???in 100 deve va??dini i?itmi? oldu?undan yanına seksen kadar adamını da alarak Peygamber Efendimizi buldu.

Resûl-i Ekrem ona, ??Sen kimsin? diye sordu.

??Ben, Büreyde??yim? deyince, Peygamber Efendimiz Hz. Ebû Bekir??e, ??Yâ Ebâ Bekir! İ?imiz, serinledi ve düzeldi? dedi.

Peygamberimiz tekrar Büreyde??ye, ??Kimlerdensin?? diye sordu:

??Eslem Kabilesindenim? cevabını verdi.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, yine Hz. Ebû Bekir??e dönerek, ??Yâ Ebâ Bekir,? dedi. ??Selâmete erdik.?

Peygamber Efendimiz, ??Eslem??in hangi kolundansın?? diye sordu.

Büreyde, ??Sehmo?ullarındanım? dedi.

Bunun üzerine Efendimiz Hz. Ebû Bekir??e, ??Yâ Ebâ Bekir, okun çıktı? buyurdu.

Fahr-i Kâinat, katiyyen tatayyur1 etmezdi. Yalnız güzel ?eylerde, hasenatta tefeül ederdi, yani hayra yorardı. Onun için Büreyde??ye rastlamasını iyi bir hal ve alâmet saydı.

Bu sefer Fahr-i Kâinatın akval ve etvarındaki metanet ve a?ırba?lılı?a, lisanındaki düzgünlü?e müsahhar ve hayran olan Büreyde, ??Peki, yâ Sen kimsin?? diye sordu.

Resûl-i Ekrem, ??Ben, Abdülmuttalib??in o?lu Abdullah??ın o?lu Muhammedim ve Allah??ın Resûlüyüm? dedi ve onu İslâma davet etti.

Büreyde, davete derhal icâbet etti ve beraberindekilerle birlikte kelime-i ?ehâdet getirerek Müslüman oldu.2

Peygamber Efendimiz geceyi burada geçirdi.

Sabah olunca Büreyde, ??Yâ Resûlallah,? dedi. ??Yanında bir bayrak olmadan Medine??ye girmen do?ru olmaz.?

Sonra da sarı?ını çıkarıp mızra?ının ucuna ba?ladı. Medine??ye girinceye kadar Peygamber Efendimizin önünde onu ta?ıyarak yürüdü.

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Büreyde hakkında, ??Ashabımdan bir zât, bir memlekette vefât edecektir. O, kıyâmet gününde, o memleketin nûru ve o memleket halkının önderi olacaktır? buyurmu?tur.1

Hakikaten, Büreyde Hazretleri İslâm u?runda büyük fedakârlıklarda bulundu. İslâm mücahidleriyle Horasan??a kadar gitti ve Merv??de vefât etti.2

* * *



Peygamber Efendimizin Medine'ye Geli?i

Medineli Müslümanlar, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin Mekke??ye gelmek üzere yola çıktı?ını duymu?lardı. Bunun için her gün sabah namazından sonra Harre mevkiine çıkarak, ö?le sıca?ı basıncaya kadar yolunu heyecan ve sabırsızlıkla beklerlerdi.

Yine bir gün te?rif-i Nebevîyi uzun uzun beklemi?ler, gelmedi?ini ve etrafı da ?iddetli sıca?ın bastı?ını görünce geri evlerine dönmü?lerdi.

Bu sırada bir i?i için evinin damına çıkmı? olan bir Yahudî, beyazlara bürünmü? bir kaç ki?inin çölün sıcaklı?ını, serap ve sisleri yara yara gelmekte oldu?unu gördü. Müslümanların Hz. Resûlullahı günlerden beri beklemekte oldu?unu biliyordu. Kendisini tutamayarak, ??Ey Arap toplulu?u. İ?te bekledi?iniz devletliniz geliyor? diye haykırarak Müslümanlara müjde verdi.1

Bu müjde, o anda bir ?im?ek gibi çaktı. ?ehir bir anda bayram havasına büründü. ?ünkü, insanlı?a huzur ve saadet sunan zât geliyordu. Müslümanlar derhal silahlanıp o tarafa do?ru ko?tular.

Kar?ılayıcılar, Resûl-i Ekrem Efendimizle Hz. Ebû Bekir??e bir hurma a?acının gölgesinde dinlenirken kavu?tular. Hz. Ebû Bekir ba?ucunda ayakta duruyordu. Günlerden beri yolunu heyecan, sabırsızlık ve muhabbetle bekledikleri ak ma?laha bürünmü? Kâinatın Efendisini selâmladılar, nur saçan mübârek simasını tema?âya ba?ladılar.

Hurma a?acının gölgesinde bir müddet yorgunlu?unu gideren Resûl-i Kibriyâ daha sonra beraberindekiler ve kar?ılayıcılarla birlikte Medine??nin sa? tarafına dü?en Kuba köyüne do?ru yoluna devam etti.

Rebiülevvel ayının çok sıcak bir Pazartesi günü idi.

Güne? ate?ten oklarını bütün ?iddetiyle yeryüzüne gönderiyordu. Ku?luk vakti Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, etrafındaki mü??minler halkasıyla Medine??ye bir saat kadar mesafesi olan Kuba köyüne vardı. Orada Amr bin Avfo?ullarının karde?i Gülsüm bin Hidm??in evine indi. Kızgın kumlar üzerindeki sür??atli yolculuk Efendimizi oldukça yormu?tu. Hem bu yorgunlu?unu üzerinden atmak, hem de buradaki Müslümanlarla görü?mek arzusuna binaen Kuba??da bir müddet ikâmet etmeye karar verdi.

Geceleri, Medineli Müslümanların e?rafından oldukça ya?lı bir zât olan Gülsüm bin Hidm??in evinde kalan Efendimiz, gündüzleri ise, Müslümanlarla konu?mak, sohbet etmek için Ashabdan bekâr bir zât olan Sa??d bin Hayseme??nin evine giderdi. Zâten, Muhacirlerin bekârları da onun evinde kalırlardı. Bu sebeple evine ??Dârül-Uzab (Bekârlar Evi)? denirdi.1

Hz. Ali, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin emriyle Kurey?lilerin kendisine teslim ettikleri kıymetli e?ya ve emanetlerini sahiplerine iâde etmek maksadıyla Mekke??de kalmı?tı.

Hz. Ali, bu vazifeyi yerine getirmi? ve Efendimizin Mekke??den ayrılı?ından üç gün sonra da hareket etmi?ti. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz henüz Kuba??da iken gelip kavu?tu. Yürümekten ayakları ?i?mi? ve kabarmı?tı. Peygamberimiz onu gözya?ları arasında kucakladı ve aya?ının iyile?mesi için duâ edip eliyle meshetti. Cenâb-ı Hak anında ?ifâ ihsan etti. Hz. Ali??nin ayaklarında ne kabarmadan, ne de a?rı ve sızıdan eser kalmadı.2

Kubâ Mescidinin in?ası

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Amr bin Avfo?ullarında on küsur gece misafir kaldı. Bu müddet zarfında Kuba Mescidini te??sis etti ve bu mescid içinde namaz kıldı.



İslâmda ilk mescid: Kuba Mescidi

Efendimizin tesis ettikleri mescidden önce, Müslümanlardan bazıları kendileri için mescid in?â etmi?lerse de, İslâm cemâatı için ilk olarak binâ olunan mescid i?te bu Kuba Mescididir.

Gülsüm bin Hidm Hazretlerinin üzerinde hurma kuruttu?u arsasında binâ edilen bu ulvî ma??bedin in?asında, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz bizzat çalı?tı. Bir seferinde kuca?ına, güçlükle kaldırılabilecek büyükçe bir ta? almı?lardı. Sahabînin biri yanına varıp, ??Yâ Resûlallah! Anam, babam sana fedâ olsun. Elindekini bana ver? deyince, ??Hayır vermem. Sen de ba?kasını al? buyurarak gayret ve faaliyetten büyük zevk aldı?ını ifâde etmi?ti. Böylece, ibâdeti, takvası, sadakâtı, metaneti, cesareti, vesair bütün güzel vasıflarda oldu?u gibi gayret ve çalı?kanlı?ıyla da Sahabîlere en güzel örnek oluyordu.

Onun bu gayret ve faaliyetini mü?âhede eden Müslümanlar da a?k ve ?evk içinde bıkmadan usanmadan ve zerre kadar fütûr eseri göstermeden çalı?ıyorlardı. Mescid yapılıp bitinceye kadar Peygamber Efendimiz çalı?maktan bir an olsun geri durmadı ve kendisini sâir Müslümanlardan farklı bir muâmeleye tabi tutmadı.

Kuba Mescidi, Resûl-i Kibriyânın hicreti ve özellikle Kuba köyüne ula?masıyla ba?layan nuranî ve muazzam bir devrin mübârek bir âbidesidir. Bu sebepledir ki, Kur??an lisanıyla ??Takva Mescidi? adı verilerek ?erefli kılınmı?tır. İlgili âyet-i kerimede meâlen ?öyle buyurulur:

??Muhakkak bu bir Mescid??dir ki, onun temeli Medine??ye hicretin ilk gününde takvâ üzere atılmı?tır. Orada maddî ve mânevi pisliklerden temizlenmeyi seven kimseler vardır. Allah da çokça temizlenenleri sever.?1

Nebiyy-i Muhterem Efendimiz, hayatı müddetince her Cumartesi günü yaya veya binitli olarak bu mübârek mescidi ziyâret eder ve içinde namaz kılardı. Ayrıca mü??minleri de te?vik ederek, tam bir temizlik ve nezahetle bu mübârek mescidde namaz kılan kimse için bir umre sevabı oldu?unu müjdelerdi.

İslâmî geli?menin önündeki engellerin yava? yava? bertaraf oldu?u, İslâmın inki?af ve teâliye ba?ladı?ı bir dönemde in?â edilmi? olması Kuba Mescidine ayrı bir mânâ ve ehemmiyet atfeder.

Suheyb bin Sinan, mü?riklerin eziyet ve i?kencelerine ma??ruz kalan kimsesiz Müslümanlardan biri idi. Medine??ye hicrete Efendimiz tarafından izin verildi?i sırada bir türlü fırsatını bulup Mekke??den ayrılamamı?tı.

Hz. Ali??nin hicret etti?ini görünce o da, Medine??ye hicret maksadıyla hazırlanıp yola çıkmı?tı. Bunu gören Mekkelilerden bazıları arkasına dü?üp yeti?tiler ve ??Sen, buraya fakir olarak geldin. Yanımızda zengin oldun. Kendinle birlikte bu bol serveti de alıp *****ürmek istiyorsun. Buna müsâade edemeyiz? demi?lerdi.

?mânından aldı?ı cesaretle bu kahraman Sahabî hemen bine?inden inmi?, çantasındaki okları çıkarıp kar?ısında duran Kurey? toplulu?una, ??Benim, içinizde en iyi ok atanlardan biri oldu?umu bilirsiniz. Yanımdaki okların hepsini atar, onlar biterse kılıcımı çalarım. Bunlardan biri elimde bulundu?u müddetçe yanıma sizi yakla?tırmam? diye hitap etmi?ti.

Mü?rikler bu kahramanca sesleni?e cevap verememi?lerdi. Bu İslâm kahramanının kolay kolay teslim olmayaca?ını biliyorlardı.

Bir tarafta kalbindeki Allah??a îmânın verdi?i hadsiz cesaretle duran Suheyb bin Sinan, di?er tarafta gönüllerine ?irk ürkekli?i hâkim bir çok mü?rik vardı.

Sonunda Suheyb ?u teklifte bulunmu?tu: ??Size, bütün servetimin yerini gösterir, onu size bırakırsam, gitmeme müsâade eder misiniz??

Gönülleri dünya malı sevgisiyle dolu mü?rikler, ??Evet? dediler.

Hz. Suheyb de onlara bütün servetini bırakarak Allah yolunda, dini ve îmânını serbestçe ya?amak u?runda hicretine devam etmi?ti.

Rebiülevvel ayının ortalarına do?ru gelip Kubâ??da Resûl-i Kibriyâ Efendimize kavu?tu. Yolda gözü a?rımı?, karnı ise son derece acıkmı?tı. O sırada Efendimiz ve yanında bulunan Hz. Ebû Bekir ile Hz. ?mer??in önünde taze yapraklı salkım halinde hurma vardı. Hz. Suheyb hemen ya? hurmaları yemeye ba?ladı.

Hz. ?mer, ??Yâ Resûlallah! Suheyb??i görmüyor musun? Hem gözü a?rıyor, hem de ya? hurma yiyor? dedi.

Resûl-i Ekrem, ??Ey Suheyb! Hem gözün a?rıyor, hem de ya? hurma yiyorsun? buyurunca Suheyb, ??Yâ Resûlallah! Ben, gözümün sa?lam, a?rımayan tarafıyla yiyorum? diye latif bir cevap vererek Efendimizi tebessüme getirdi.

Hz. Suheyb daha sonra, ??Yâ Resûlallah! Sen Mekke??den çıktı?ın zaman mü?rikler beni yakalayıp, hapsettiler. Ben de servetimi vererek kendimi ve ailemi satın aldım? dedi.

Resûl-i Muhterem Efendimiz, ??Suheyb kazandı. Suheyb kazandı! Ebû Yahya, satı? kârlı çıktı?1 buyurarak bu kahraman Sahabîyi müjdeleyip sevindirdi.

Bunun üzerine ?u âyet-i kerime nazil oldu:

??Yine insanlardan öylesi vardır ki, kar?ılı?ında Allah??ın rızâsını kazanmak için kendisini fedâ eder. Allah ise kullarına pek ?efkatlidir.?2

Server-i Enbiyâ Efendimiz, Kuba??da on küsûr gece ikâmet buyurduktan sonra bir Cuma günü Medine??ye do?ru hareket etti. Kasvâ adındaki devesinin üzerinde idi. Pe?inde Hz. Ebû Bekir, sa? ve solunda ise ana tarafından akrabaları olan Neccaro?ullarından silahlı yüz ki?i ile bir çok Medineli Müslüman yer almı?tı. Manzara dü?ündürücü oldu?u kadar da sevindirici ve ümit verici idi. Mekke??de yalnızlıkla ba?ba?a bırakılmı? bulunan Resûl-i Kibriyânın etrafını ?imdi içleri nur, dı?ları nur yüzlerce insan sarmı?tı. Dillerinde tekbir, gönüllerinde ise hadsiz sürûr vardı. Kendilerinde dünya ve âhiret saâdetinin kayna?ı olan gerçek îmân ve İslâmı sunan bu ?erefli zâtın yolunu günlerden beri sabırsızlıkla beklemi?lerdi. ?imdi ise ona kavu?manın e?siz sevincini duyarak, hissederek ya?ıyorlardı.

Medine??de ilk Cuma namazı

Resûl-i Ekrem Efendimiz, yol esnasında sol tarafa yönelerek Sâlim bin Avfo?ulları yurduna vardı. Rânuna mevkiine geldiklerinde Cuma namazı vakti girdi. Efendimiz Rânûna Vadisinin ortasındaki Cuma Mescidinin yerine indi ve burada Cuma namazı kıldı.

Bu, Peygamber Efendimizin Medine??de kıldı?ı ilk Cuma namazı idi.

Resûl-i Ekrem Efendimiz burada arka arkaya iki hutbe irâd buyurdu. İlk hutbesinde Allah??a hamd ve senâdan sonra meâlen Müslümanlara ?öyle hitap etti:

??Ey İnsanlar! Sa?lı?ınızda âhiretiniz için tedârik görünüz. Muhakkak bilirsiniz ki; kıyâmet gününde birinin ba?ına vurulacak ve çobansız bıraktı?ı koyunundan sorulacak. Sonra Cenâb-ı Hak ona tercümansız ve perdedarsız olarak bizzat diyecek ki, ??Sana benim Resûlüm gelip de tebli? etmedi mi? Ben sana mal verdim, sana lütuf ve ihsan ettim, sen kendin için ne tedârik ettin???

??O kimse dahi sa?ına soluna bakacak, bir?ey görmeyecek. ?nüne bakacak Cehennemden ba?ka bir ?ey görmeyecek. ?yle ise her kim ki, kendisini velev ki bir yarım hurma ile olsun ate?ten kurtarabilecekse, hemen o hayrı i?lesin. Onu da bulamazsa bâri kelime-i tayyibe [güzel sözle] kendisini kurtarsın. Zira onunla bir hayra on mislinden yedi yüz misline kadar sevap verilir.

??Allah??ın selâm, rahmet ve bereketi üzerinize olsun.?1

Resûl-i Kibriyâ, ikinci hutbesinde ise meâlen ?öyle buyurdu.

??Allah??a hamdolsun. Allah??a hamdederim ve Ondan yardım isterim. Nefislerimizin ?erlerinden ve kötü amellerimizden Allah??a sı?ındık. Allah??ın hidâyet etti?ini kimse saptıramaz. Allah??ın saptırdı?ına da kimse hidâyet edemez.

??Allah??tan ba?ka ilâh olmadı?ına ?ehâdet ederim. O birdir, ?eriki yoktur.

??Kelâmın en güzeli Kelâmullah??tır. Kimin ki Allah kalbini Kur??an ile süsler ve onu kâfir iken İslâma dahil eder, o da Kur??an??ı sâir sözlere tercih ederse, i?te o kimse felâh bulur.

??Do?rusu Kitabullah, kelâmların en güzeli ve en beli?idir. Allah??ın sevdi?ini seviniz. Allah??ı can ve gönülden seviniz. Allah??ın kelâmından kalbinize kasavet gelmesin. Zira, Kelamullah, her?eyin en güzelini, en iyisini ayırıp seçer. Amellerin hayırlısını ve kulların güzîdesi olan Peygamberleri ve kıssaların iyisini zikreder. Ve helâl ve haramı beyân eder. Artık, Allah??a ibâdet ediniz ve Ona hiç bir ?eyi ?erik etmeyiniz. Ondan hakkıyla sakınınız.

??Hayırlı i?ler i?leyiniz ve bu iyi i?leri diliniz de te??yid etsin.

??Allah??ın kelâmı ile birbirinizi seviniz. Muhakkak bilmelisiniz ki, Allahü Taâla ahdini bozanlara gazab eder. Allah??ın selâmı üzerinize olsun.?1

Akabe??deki bîatta Medineli Müslümanlar, Resûl-i Ekrem Efendimiz kendi beldelerine geldi?i zaman, her cihetle onu koruyacaklarına dâir söz vermi?lerdi.

?nce, Resûl-i Ekrem onların yurduna gelip bir müddet Kuba??da ikamet buyurduktan sonra, bu sefer bizzat Medine??ye girmek üzere bulundu?undan, artık onların sözlerini yerine getirme vakti gelmi? demekti.

Bu sebeple Resûlullah Efendimiz, ikinci hutbesinin sonunda Cenâb-ı Hakkın, ahdini bozanlara gazab edece?ini beyân etmekle sözlerine son veriyordu.

* * *



Medine'ye Giri?

Peygamber Efendimiz, Rânûna mevkiinde Cuma namazını kıldıktan sonra tekrar devesine bindi ve yularını boynuna doladı. Arkasında Hz. Ebû Bekir, etrafında ise Neccaro?ulları yi?itleri ile Medineli Müslümanlar yer alıyordu. Kimi yaya, kimi binekli olan Müslümanların sevinç ve tekbir getiri?lerinden âdeta yer gök inliyordu.

Fahr-i ?lem, devesinin üzerinde a?ır a?ır Medine içlerine do?ru ilerliyordu. Sevinç dalgaları ?ehrin her tarafını sarmı?tı. İslâma merkez olma ?erefine erecek bu kudsî ?ehir, sürûrundan âdeta çalkalanıyordu. Kâinatın Efendisini sînesine alı?ın, ona yurt ve hicret yeri olmanın sevincini ya?ıyordu.

Kadınlar, çocuklar söyledikleri ?iirlerle manzaraya bir ba?ka tatlılık katıyorlardı. Dillerinden dü?meyen mısralar ?unlardı:

??Veda yoku?undan do?du dolunay bize.

??Allah??a yalvaran oldukça, ?ükretmek gerekir mes??ud halimize,

??Ey bize gönderilen yüce peygamber, sen,

??İtaat etmemiz gereken bir emirle geldin bize.?1

Medine halkı, etrafa pırıl pırıl nurlar saçan Hz. Resûlullahın mübârek yüzünü görmek için sokaklara dökülmü?tü. ?ocuklar, bayramlıklarını giymi?ler, ne?e ve sevinç içinde oynuyorlardı.

Evlerinin damından kadınlar, yollarda erkekler ona, ??Ho?geldin? diyorlardı:

??Muhammed geldi! Yâ Muhammed! Yâ Resûlallah!

Yâ Muhammed, Yâ Muhammed!?2

Bu kalbî ve duygulu tezahürat arasında Peygamberimiz tevazu ve vakarı birle?tiren müstesna bir eda içinde Kasvâ??nın üstünde yoluna devam ediyordu.

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz ilerlerken, önünden geçti?i her evin sahibi, kendisini evinde misafir etme ?erefine nâil olmak istiyor ve devesinin yularını tutup, ??Yâ Resûlallah, bize buyurun? diyordu.

Efendimiz ise, mübârek tebessümleri arasında, ??Hayra erin, deveye yol verin. Ona gidece?i yer buyurulmu?tur? diye cevap veriyordu. O mübârek hayvan da sa?a ve sola bakarak kendili?inden gidiyordu.

Yuları boynuna dolanmı? Kasvâ, ilerleyerek Malik bin Neccaro?ullarına ait develerin yanına kadar gitti ve oradaki bo? bir arsaya çöktü.

Peygamber Efendimiz, üzerinden hemen inmedi. Deve az sonra aya?a kalktı, biraz ilerledikten sonra birdenbire geriye döndü ve ilk çöktü?ü yere geldi. Oraya tekrar çöktü ve artık kalkmadı. Boynunu ve gö?sünü yere uzatarak tatlı tatlı bö?ürmeye ve sa?a sola debelenmeye ba?ladı.

Dikkatler Kasvâ??nın üzerine çevrilmi?ti. Resûl-i Ekrem, onun çöktü?ü yere mi misafir olacaktı, yoksa ba?ka bir yere mi? Henüz kimsenin bu hususta bilgisi yoktu.

O sırada Neccaro?ullarının mini mini masum kız çocukları, defler çalarak Sevgili Efendimize ??ho?âmedi? ediyorlardı:

??Biz Neccaro?ulları kızlarıyız.

Muhammed??in akrabalı?ı, kom?ulu?u ne ho?tur.?1

Resûl-i Ekrem, bu masum yavruların samimî duygu ve sevinçlerini gülümseyerek kar?ıladı ve ??Beni seviyor musunuz? diye sordu.

Hep bir a?ızdan, ??Evet, seni seviyoruz, yâ Resûlallah? dediler.

Kâinatın Efendisi ise, ??Allah biliyor ki, ben de sizi seviyorum. Vallahi, ben de sizi seviyorum. Vallahi, ben de sizi seviyorum. Vallahi, ben de sizi seviyorum? buyurdu.

Medineli Müslümanlardan her biri Fahr-i ?lem Efendimizin hanesine ?eref vermesini can u gönülden istiyordu. Hatta bir ara Kasvâ çöktü?ü zaman, Cebbar bin Sahr, kaldırmak için aya?ıyla ona vurdu. Bunu farkeden Hz. Ebû Eyyûb el-Ensari hiddete gelerek ?öyle dedi:

??Ey Cebbar! Sen benim evimin önünden kaldırmak için ona vurdun. Resûlullahı hak dinle gönderen Allah??a yemin ederim ki, İslâmiyet mâni olmasaydı sana kılıçla vururdum.?

Peygamberimiz Ebû Eyyûb??un evinde

Kasvâ, ikinci sefer çöküp yerinden kalkmayınca, Peygamber Efendimiz, ??İn?aallah menzilimiz burasıdır? buyurarak indi.

Böylece, İslâm ve cihân tarihinin kaydetti?i en parlak hâdiselerden biri olan Hicret-i Muhammediye (a.s.m.) bu ini?le sona eriyordu.

Müslümanlar merak ve heyecan içinde bekliyorlardı. Acaba kâinatın medar-ı iftiharı olan Resûl-i Kibriyâ kimin evini ?ereflendirecekti? Hepsinin göz ve gönüllerinde sevinç dalga dalga idi. Bu sevince Kâinatın Efendisini evlerinde misafir etmek hadsiz ?erefini de katmak istiyorlardı.

Peygamber Efendimiz etrafını saranlara, ??Akrabalarımızdan hangisinin evi buraya daha yakındır?? diye sordu.

Neccâro?ullarından Ebû Eyyûb el-Ensâri Hazretleri sevinç ve heyecanla ortaya atıldı:

??Yâ Nebiyyallah! Benim evim daha yakındır. İ?te ?u evim, ?u da kapısı? diyerek gösterdi.

Sonra da, ??Müsâade buyurursanız, devenizin üzerindekileri oraya ta?ıyayım? dedi ve Kasvâ??nın yükünü indirip palanını soydu ve evine ta?ıdı.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz de, ??Ki?i bine?inin ve a?ırlı?ının yanında bulunur? buyurdu ve Ebû Eyyub el-Ensarî??ye, ??Git, bizi kabul için yer hazırla!? diy
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Forum Atla:


 Quick Theme:


İletişim | irfanmeclisi | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Hafifleştirilmiş Sürüm | RSS Beslemesi
Forumlara hızlı giriş için tıklayın
|Allah C.C.|   | Kur'an-ı Kerim | | Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) |  | İslam Büyükleri Alimleri ve Eserleri | | Dini Bilgiler |
| İslamî Hayat ve Aile | | Resimler & Duvar kağıtları | | Ilahi & Ezgi Sozleri | Nükte,Hiciv,Fıkra ve Bulmacalar |
| Dini Filmler , vss. | | İlahiler & Ezgiler | | Cep Telefonları Ve Donanımları | | program download (program indir) |
| Gündemdeki Konular | | Dergi,Kitap ve Diğer Tanıtımlar.. | | İslam Tarihi | |  Peygamberler Tarihi | | Osmanlı Tarihi |

Google Pagerank CheckerTOPlist
Zirve100