Özel Arama
|
Hicretin 5. senesi
|
|
05-13-2008, 11:51 PM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
Hicretin 5. senesi
Hicretin Be?inci Senesi
Dûmetü'l-Cendel Gazâsı Hicretin 5. senesi, Rebiülevvel ayı (Milâdî, 626). Birkaç Arap kabilesi Medine??ye on be? gece uzaklıkta bulunan ?***** beldelerinden biri olan Dûmetü??l-Cendel??de toplanarak gelen giden yolcuları rahatsız ediyorlar, onlara zulmediyorlardı. Ayrıca İslâm devletinin ba??ehri Medine üzerine yürümeye de hazırlanıyorlardı.1 Peygamberimiz bu durumu haber aldı. Vakit geçirmeden bin ki?ilik ordusuyla yola çıktı. Efendimiz, bu tarz gazâlarda dâima dü?manı yerinde ve ânında bastırmak tarzını tercih ederdi. Ordusuyla adı geçen mevkie vardı?ında ortalıkta kimseler görünmüyordu. Dü?man, İslâm ordusunun üzerlerine gelmekte oldu?unu duymu? ve kaçmı?tı. Yalnız bir ki?iye rastladılar, o da dâvet üzerine Müslüman oldu.2 Resûl-i Ekrem Efendimiz, bir kaç geceyi burada dü?manı beklemekle geçirdikten sonra Medine??ye geri döndü. * * * Peygamberimizin Hz. Zeynep bint-i Cah? ile Evlenmesi Hicretin 5. senesi, Zilkâde ayı. Hz. Zeynep bint-i Cah?, Resûl-i Ekrem Efendimizin halası ?meyme bint-i Abdülmuttalib??in kızı idi. Daha önce Peygamber Efendimizin evladlık edindi?i Hz. Zeyd bin Hârise ile evlenmi?ti. Bu evlili?in dünürlü?ünü de bizzat Resûl-i Ekrem Efendimiz yapmı?tı.1 Hz. Zeynep ve ailesi böyle bir evlili?i istemedikleri halde sırf Peygamber Efendimizin ısrarı üzerine rıza göstermi?lerdi. Hz. Zeyd, izzetli zevcesi Hz. Zeynep??i kendisine mânen küfüv (denk) bulmuyordu. Bu durum mânevî imtizaçsızlı?a sebep oluyordu. Nitekim evliliklerinin birinci yılı henüz bitmi?ken, Hz. Zeyd, Peygamber Efendimize gelerek, ??Yâ Resûlallah! Ben, âilemden ayrılmak istiyorum? dedi. Peygamberimizin cevaben, ??Zevceni tut bo?ama! Allah??tan kork? buyurdu.2 Fakat Hz. Zeyd, ferasetiyle Hz. Zeynep??in yüksek bir ahlâkta yaratılmı? oldu?unu ve bir peygamber hanımı olacak fıtratta bulundu?unu hissetmi?ti. Kendisini de ona zevc olacak fıtratta mânen küfüv bulmadı?ı için bo?adı. Peygamber Efendimiz, mânevî geçimsizlik sebebiyle Hz. Zeyd ve Hz. Zeynep arasındaki evlili?in son bulmasından son derece üzüldü. ?ünkü, bu evlili?i kendisi arzu etmi?ti. Durumun düzeltilmesi, mahzun Zeynep (r.a.) ile hâdiseden dolayı üzülen akrabalarının gönlünün alınması gerekiyordu. Hz. Zeynep??in iddeti (bo?andıktan sonra beklemesi gereken müddet) dolmu?tu. Resûl-i Ekrem Efendimiz birgün Hz ?i?e Validemizle oturmu? sohbet ediyordu. Bu esnada kendisine vahiy geldi. İnen âyetlerde Cenâb-ı Hak ?öyle buyuruyordu: ??Zeyd o hanımla alâkasını kesince Biz onu sana nikâhladık??tâ ki evlâtlıklarının bo?adı?ı hanımlarla evlenmenin mü??minler için günah olmayaca?ı anla?ılsın. Allah??ın emri i?te böylece yerine getirilmi?tir. ??Allah??ın kendisi için takdir etti?i ?eyi yerine getirmesinde Peygamber için bir vebâl yoktur. Daha önce geçen peygamberler hakkında da Allah??ın kanunu böyledir. Allah??ın emri, tâyin edilmi? ve de?i?mez bir hükümdür.?1 Vahiy hali sona erince, Kâinatın Efendisi Peygamber Efendimiz (a.s.m.) gülümsedi, ??Allah??ın, onu bana gökte nikâhladı?ını, Zeynep??e, kim gidip müjdeler?? buyurdu. ?yet-i kerimelerden açıkça anla?ılaca?ı gibi, Cenâb-ı Hak, Hz. Zeynep??i zevceli?e alması için Peygamberimize emir vermi?tir. Resûl-i Ekrem Efendimiz de bu emre uyarak Hz. Zeynep??i zevceli?e almı?tır. ?yet-i kerimedeki ??Biz onu sana zevce yaptık? beyanı bu nikâhın bir akd-i semavi oldu?una açıkça delâlet ediyor. Demek ki, bu nikâh, harikulâde, örf ve zahirî muâmelelerin üstünde sırf Allah??ın emriyledir ki, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Allah??ın emrine boyun e?mi?tir. Nefsî arzularla hiçbir ilgisi yoktur. Bu evlili?in mühim bir hikmeti Cenâb-ı Hakkın emriyle, Peygamber Efendimizle (a.s.m.) Hz. Zeynep arasında kurulan bu evlili?in ehemmiyetli bir ?er??i hükmü oldu?u gibi, bütün mü??minleri ilgilendiren bir hikmet ve fayda tarafı da vardı. Bu da konu ile ilgili gelen vahyin: ??Tâ ki, evlâtlıklarını, kendilerinden alâkalarını kestikleri zevcelerini almakta mü??minler üzerine günah olmasın? meâlindeki kısmında beyan buyurulmu?tur. ?ünkü, Cahiliyye Devrinde, bir kimse birisini evlât edindi?i zaman, halk, evlâtlı?ı, onun adıyla anar ve evlâtlık, öz evlât gibi o kimsenin mirasından faydalanırdı. Haliyle bu inanca göre, evlâtlı?ın bo?adı?ı kadını, onu evlât edinen kimse alamazdı, bu haramdı. İ?te, Peygamber Efendimizin, Allah Teâlânın emrine uyarak, Hz. Zeynep??i zevceli?e almasıyla Cahiliyye Devrinin bu inanç ve âdetinin bâtıl oldu?unu ortaya kondu. Böyle bir durumda mü??minler için de vebâl ve günahın söz konusu olamayaca?ı belirtildi.1 Münafıkların dedikoduları Peygamber Efendimiz (a.s.m.) Hz. Zeynep??le evlenince, her meselede fırsat kollayıp, Müslümanlar arasında fitne ve fesad çıkarmaya can atan münafıklar, bu meselede de ileri geri konu?maya ba?ladılar. Cahiliyye Devri inancına göre, evlâtlı?ın bo?adı?ı karısını almayı haram sayıp, bunu Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) aleyhinde dedikodu vesilesi yapıp, ??Muhammed, evlâdın karısıyla evlenmeyi haram kıldı. Kendisi ise o?lu Zeyd??in bo?adı?ı karısıyla evlendi? diyerek yaygaraya ba?ladılar.2 Gelen vahiy bu hususa da açık bir ?ekilde ?öyle cevap veriyordu. ??Muhammed hiçbirinizin babası de?ildir; o Allah??ın Resûlüdür ve peygamberlerin sonuncudur. Allah ise her?eyi hakkıyla bilir.?1 Peygamberlerin, ümmetlerine bir baba gibi nazar ve hitapları risâlet vazifesi itibariyledir, be?erî ?ahsiyetleri itibariyle de?ildir. Bu bakımdan, elbette onlardan zevce almanın uygun olmayaca?ından bahsedilemez. Kur??ân-ı Kerim, zihinlerde bu hususta uyanacak herhangi bir istifhamı bertaraf etmek maksadıyla, meâlini aldı?ımız son âyet-i kerime ile mânen ?öyle demektedir: ??Peygamber rahmet-i İlâhiye hesabıyla size ?efkat eder, pederâne muâmele eder ve risâlet namına siz onun evlâdı gibisiniz. Fakat ?ahsiyet-i insaniye itibariyle pederiniz de?ildir ki, sizden zevce alması münasip dü?mesin! Ve sizlere ??o?lum?? dese, ahkâm-ı ?eriat itibariyle siz onun evlâdı olamazsınız!?2 Böyle bir çok cihetlerden hikmetleri bulunan ve hayırlara vesile olan bu pâk ve nezih evlili?e toz kondurmak ve bununla da Resûl-i Kibriyâ Efendimizin yüce ?ahsiyetine gölge dü?ürmek niyetiyle çırpınıp duranların, hüsn-i niyetten ne kadar uzak ve maksatlı hareket ettikleri, elbette ki, bu izahlarımız neticesinde, basiret ve feraset sahibi mü??minlerin gözünden kaçmaz. Dü?ün ziyafeti ve bir mu??cîze Evliliklerinde Ashabına dü?ün ziyafeti tertiplemek, Resûl-i Ekrem Efendimizin bir âdeti idi. Bu âdet, Müslümanlar arasında da günümüze kadar sünnet olarak devam edip gelmi?tir. Fahr-i Kâinat Efendimiz, Hz. Zeynep??le evlendi?i gün, Enes bin Mâlik??in annesi ?mmü Süleym, kendilerine ya?da kavrulmu? biraz Medine hurması gönderdi. Gönderilen hurma küçük bir kap içinde ancak Peygamber Efendimiz ve Hz. Zeynep??e kâfi gelebilecek kadardı. Hâdiseyi, bu bir avuç hurmayı getiren ??Hâdim-i Nebevî? ünvaniyle ?öhret bulan Hz. Enes bin Mâlik ?öyle anlatır: ??Nebî (a.s.m.) *****ürdü?ümü kabul etti ve ??Bana, Ebû Bekir, ?mer, Osman ve Ali??yi (r.a.) ça?ır?? diye emretti. Bu arada daha birçok kimsenin ismini zikretti. Resûlullahın azıcık bir yiyecek için birçok kimseyi ça?ırmayı bana emretmesine ?a?tım. Ama emrine aykırı hareket edemezdim. Onların hepsini ça?ırdım. ??Bu sefer, ??Bak, Mescid??de kim varsa, onları da ça?ır?? dedi. ?yle yaptım. Mescid??e gidip, orada namaz kılan kimi buldumsa onlara, ??Resûlullahın dü?ün ziyafetine buyurunuz?? dedim. ??Geldiler. Nihayet sofra doldu. Bana, ??Mescid??de kimse kalmadı mı??? diye sordu. ??Hayır?? dedim. ??Bu sefer, ??Bak, yolda kim varsa, onları da ça?ır?? dedi. ???a?ırdım. Odalar da doldu. ??Gelmeyen kimse kaldı mı??? diye sordular. ??Hayır, yâ Resûlallah!? dedim. ????Haydi çana?ı getir?? buyurdu. ??Getirip önüne koydum. Elini çana?ın üzerine koyup bereket duâsında bulundu. Bundan sonra, ??Onar onar halkalansınlar ve herkes kendi önünden yesin?? buyurdu. ??Dâvetliler emredilen ?ekil üzere oturarak doyuncaya kadar yediler. Böylece bütün dâvetliler bölük bölük gelip yiyip gittiler. ??Ben çanaktaki hurmaya bakıyordum. Sofada ve odalarda bulunanların hepsi ondan doyuncaya kadar yedikleri halde çanaktaki hurma getirdi?im gibi duruyordu. ??Resûlullah bana, ??Ey Enes! Kaldır?? diye emretti. ??Ben de çana?ı kaldırdım. Sonra da annemin yanına vardım. Hâdiseyi oldu?u gibi anlattım. Annem de bana, ??Hiç hayret etmene gerek yok! E?er, Allah ondan bütün Medinelilerin yemesini dilemi? olsaydı, hepsi de yer ve doyarlardı?? dedi.?1 Peygamberimiz Hz. Muhammed??in (a.s.m.) dini, dâveti ve risaleti umumî oldu?u için, hemen hemen kâinatın her nevinden mucîzelere mazhar olmu?tur. Duâsıyla yemeklerin bereketlenmesi hususunda da birçok mucîzeler göstermi?tir. Mevzu ile ilgisi bakımından bu mucîzeyi burada naklettik. Ve, duâ ediyoruz: ??Yâ Rab! Resûl-i Ekremin (a.s.m.) bereketi hürmetine bize ihsan etti?in maddî ve mânevî rızkımıza bereket ihsan eyle!? Hicâb âyetinin nâzil olması Hz. Zeynep??in dü?ün yeme?ine dâvet edilenler, da?ılmı?, sadece üç ki?i kalmı?tı. Bunlar oturup konu?maya dalmı?lardı. Peygamber Efendimiz bu durumdan ho?lanmadı. Kalkıp Hz. ?i?e??nin odasına kadar gitti. Sonra birbiri ardınca Ezvâc-ı Tâhiratın da odalarına u?radı. Biraz sonra konu?anlar gitmi?lerdir zannıyla döndü. Fakat, onlar hâlâ konu?malarına devam ediyorlardı. Resûl-i Ekrem Efendimiz, onlara bir?ey diyemedi. Tekrar, Hz. ?i?e Vâlidemizin odasına do?ru gider gibi davrandı. Bu sırada onlar da kalkıp gittiler. Peygamber Efendimize haber verilince hemen geri döndü. Hücre-i Saâdete girdi. Daha önceleri de Hz. ?mer, ??Yâ Resûlallah! Hanımlarınızı perde arkasına alsanız. Zira, huzurunuza her çe?it insan gelir, gider? derdi. Fakat, Cenâb-ı Hak tarafından herhangi bir emir gelmedi?inden Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Hz. ?mer??in bu sözüne kar?ı sükût ederdi. Hattâ bir gün Ezvâc-ı Tâhirattan Hz. Sevde??yi dı?arda görmü? ve ??Ey Sevde! Biz seni tanıdık? demi?ti.2 Bu sözü, Hicab hakkında İlâhî emrin gelmesini ?iddetle arzu etti?i için sarfetmi?ti. Hz. Zeyneb??in dü?ün yeme?inde de yukarıda bahsetti?imiz hâdise meydana gelince, hicâb âyeti nâzil oldu: ??Ey îmân edenler! Yemek için dâvet olunmadan Peygamberin evine girip de orada yemek vaktini beklemeyin. Dâvet edildi?inizde ise girin; fakat yeme?inizi yedikten sonra sohbete dalmadan da?ılın. Bu hareketleriniz Peygambere eziyet verir; o da size bunu açıklamaktan sıkılır. Allah ise hakkı açıklamaktan çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir?ey istedi?inizde de perde arkasından isteyin. Hem sizin kalbiniz, hem de onların kalbi için bu daha temiz bir harekettir. Ne Allah??ın Resûlüne eziyet vermeniz, ne de ölümünden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız size ebediyen câiz de?ildir. Muhakkak ki bu Allah katında pek büyük bir günahtır.?1 Nâzil olan bu âyet-i kerimeyi Peygamber Efendimiz dı?arı çıkıp halka okudu. Bunun üzerine Ezvâc-ı Tâhirat da perde arkasına çekildiler.2 Bundan sonra, neseb ve süt emme yönünden akraba olanlarla, hizmetçi ve hürriyetlerine kavu?mak için anla?ma yapmı? bulunanlar dı?ındakilerle Ezvâc-ı Tâhirat gerekti?i zaman ancak perde arkasında konu?ur görü?ürlerdi.3 Bir gün Peygamber Efendimizin yanında Hz. ?mmü Seleme ile Hz. Meymune bulunuyordu. Bu esnada âmâ olan Abdullah ibni ?mmi Mektum (r.a.) içeri girdi. Peygamberimiz hanımlarına, ??Perde arkasına çekiliniz? diye emretti. Onlar, ??Yâ Resûlallah, o âmâ de?il midir? Gözleri görmez ve bizi tanımaz? dediler. Peygamber Efendimiz, ??Siz de âmâ mısınız? Onu görmüyor musunuz?? buyurdu.4 Müslüman kadınlara tesettürün emredilmesi Bir kısım edepsiz münafıklar, köle kadınlara sata?ırlardı. Zaman zaman sâir kadınları da, köle zannıyla rahatsız ederlerdi. Bunların, mü??minlerin hanımlarını da rahatsız ettikleri olurdu. Neden böyle yaptıkları soruldu?unda ise, ??Biz onları köle sanmı?tık? diyerek mazeret uydururlardı. Bu hâdiseler üzerine Müslüman kadınların örtünmelerini emreden ?u âyet-i kerime nâzil oldu: ??Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü??minlerin hanımlarına söyle, evlerinden çıktıklarında dı? örtülerini üzerlerine alsınlar. Bu, onların hür ve iffetli hanımlar olarak tanınmaları ve eziyete u?ramamaları için daha uygundur??1 * * * Benî Mustalık Gazâsı Huzaâ kabilesinden Benî Müstâlik oyma?ının reisi Hâris bin Ebî Dırar, kabilesiyle birlikte etrafta sözünü geçirdi?i bir kaç Arap kabilesini daha bir araya toplayarak Medine??ye, Müslümanların üzerine yürümeye hazırlanıyordu.1 Böyle bir hazırlı?ın oldu?u haberi Medine??ye ula?tı. Peygamber Efendimiz, önce haberin do?ruluk derecesini ö?renmek istiyordu. Bu maksatla, Ashabtan Büreyde bin Husaybe??l-Eslemî??yi vazifelendirdi. Hz. Büreyde, Benî Müstalık yurduna gidecek ve durumu ö?renecekti. Hz. Büreyde, Medine??den ayrılmadan önce, Peygamberimize, onları ?üphelendirmemek ve kendini muhafaza etmek gayesiyle hakikata muhalif beyanda bulunup bulunamayaca?ını sordu. Resûl-i Ekrem gerekti?inde böyle hareket edilebilece?i müsâadesini verdi. Hz. Büreyde, Müstalıko?ullarının yurduna vardı. Onlardan biriymi? gibi davrandı ve ?öyle dedi: ??Ben, sizdenim. ?u adam [Peygamberimiz] için derlenip toplandı?ınızı i?ittim. Ben de kavmimden bana itâat edenlerle size katılmak istiyorum. Onların [Müslümanların] kökünü kazıyıncaya kadar i?birli?i yapalım!? Benî Müstalıkların reisi Hâris bin Ebî Dırar, ??Biz de, bu i? için hazırlanıyoruz. Bize katılmakta acele et!? dedi. Hz. Büreyde, ???imdi hayvanıma atlar ve kavmimden büyük bir toplulukla yanınıza gelirim? diyerek oradan ayrıldı.2 Hz. Büreyde, derhal Medine??ye gelip durumu Resûl-i Kibriyâ Efendimize bildirdi. İslâm ordusunun hareketi ?aban ayının ikinci Pazartesi günü idi. Resûl-i Ekrem Efendimiz, yedi yüz ki?i ile, yerine Hz. Zeyd bin Hârise??yi vekil tayin ederek Medine??den hareket etti. İslâm ordusunda 30 kadar at vardı. Ayrıca Ezvâc-ı Tâhirattan Hz. ?i?e ile Hz. ?mmü Seleme Vâlidemiz de birlikte idiler.1 Gariptir ki, münafıklar, hiç bir gazâya bu gazâ kadar ilgi göstermemi?lerdi. Bir ço?u İslâm ordusuna katılmı?tı.2 Maksatları; ganimetten istifâde etmek ve fırsat kollayarak Müslümanlar arasına fitne fesad dü?ürmekti. İslâm ordusu Müreysi Suyu ba?ına do?ru ilerlerken, dü?man casuslarından biri ele geçirildi. Yapılan dâvet üzerine Müslüman olmayınca katledildi.3 Bunu duyan Müstalıko?ulları fazlasıyla korktular. Hattâ etraftan topladıkları bir çok kimse kendilerini terk ederek da?ıldı. Resûl-i Ekrem Efendimiz, ordusuyla Müreysi Kuyusu ba?ına kadar geldi. Hemen orada kendileri için deriden bir çadır kuruldu. Sonra ordusunu harp nizamına koydu. Muhacirlerin sanca?ını Hz. Ebû Bekir??e, Ensarınkini ise Sa??d bin Ubâde??ye verdi. Hz. ?mer??e, ??Lâ ilâhe illallah, deyiniz de canlarınızı, mallarınızı koruyunuz? diye seslenmesini emretti. Müstalıko?ulları teklifi kabul etmediler. ?stelik mücahidlere ok atarak çarpı?mayı bizzat ba?latmı? oldular.4 Bunun üzerine mücahidler de onlara ok atmaya ba?ladılar. Sonra Peygamber Efendimiz, ordusuna birden hücuma kalkma emri verdi. Hücum neticesinde Benî Müstalıklardan on ki?i öldürüldü. Geri kalanları ise esir alındı.1 İslâm ordusundan ise, sadece bir mücahid yanlı?lıkla dü?mandan biri sanılarak bir Müslüman tarafından ?ehid edildi.2 Benî Müstalıklardan esir alınanlar 200 kadardı. Bir çok deve, sı?ır ve davar da ganimet alındı. Ganimet malları bir araya toplandı. Usûlüne göre taksim edildi. Esirler ise mücahidler arasında bölü?türüldü. Müreysi Kuyusu mevkiinde çarpı?ma vuku buldu?u için bu gazâ, Müreysi Gazâsı adıyla da zikredilir.3 Münafıkların bir tertibi Müreysi zaferi kazanıldıktan sonra, Peygamber Efendimiz, mücahidlerle burada bir kaç gün istirahat edip beklemeyi uygun bulmu?lardı. ?nceden de bahsetti?imiz gibi, bu gazâya çok sayıda münafık katılmı?tı.4 Hattâ bazı kaynaklara göre, o zamana kadar münafıkların, hiç bir gazâya bu derece ilgi gösterdikleri görülmemi?ti. Bu ilgileri ve fazla i?tirakleri elbette sebepsiz de?ildi. Bir taraftan ganimete konmak, di?er taraftan gün geçtikçe saflarını sıkla?tıran, ço?alan ve kuvvet kazanan Müslümanları, en küçük fırsatları dahi de?erlendirerek birbirine dü?ürmek, aralarına fitne, fesad tohumu saçmak. İ?te bu bekleme esnasında, Hazreç Kabilesinden Benî Amr bin Avf??ın müttefiki olan Sinan bin Veber el-Cühenî ile Hz. ?mer??in Benî Gıfar??dan ücretle tuttu?u seyisi Cahcah arasında kuyu ba?ında bir kavga çıktı. Cahcah, yumruk ve tokatlarla Sinan??ın yüzünü kanlar içinde bıraktı. Sinan ise feryadı basıp, ??Yeti?in Muhacirler, neredesiniz?? diye seslendi.5 Feryadları duyan Ensarla Muhacirler derhal toplandılar. Kılıçlarını sıyırdılar. Az kalsın büyük bir fitne kopacak, Müslümanlar birbirlerine gireceklerdi. Muhacirlerle Ensarın bazı ileri gelenleri, araya girip, yatı?tırıcı konu?malar yaptılar. O sırada Resûl-i Ekrem Efendimiz, toplulu?un bulundu?u yere geldi ve ??Cahiliyye insanlarının dâvâsı mı güdülüyor? Nedir bu çı?lıklar, bu feryadlar? Derdiniz nedir?? diye sordu. Ashab, bir Muhacirin Ensardan birini tokatladı?ını söyleyince, ??Bırakınız ?u Cahiliyye âdet ve dâvâsını. ?ünkü o, bir murdarlık, bir kötülüktür. Cahiliyye dâvâsını güden, kendini Cehenneme atmı? olur?1 buyurdu. Bunun üzerine Sinan, Cahcah üzerindeki hak ve dâvâsından vazgeçti. Bu esnada münafıkların reisi Abdullah bir ?beyy bin Selûl??un ortaya atıldı?ı görüldü. Zira, bu hâdise onun için ele geçmez bir fırsattı. Bunu bahâne ederek Müslümanların arasını bozabilirdi. Nitekim, ??Ey Ensar! Bu Muhacirler, sayenizde kuvvet ve ?öhrete nâil olmu?ken, ?imdi bize böylesine hakaretle muâmele ediyorlar? diye ba?ırdı. Sonra ?eytanî bir tavırla kavmine dönerek ?öyle dedi: ??Bunları ?ehrinize getirip bir yer verdiniz, mal ve erzakınıza ortak yaptınız. U?radı?ınız bu hakaretlere tek sebep yine sizsiniz. ??Vallahi, biz Medine??ye dönecek olursak en izzetli ve kuvvetli olan [kendisi ve etbâı] en zelil ve en zâif olanı [hâ?â Peygamberimiz ve Muhacirler] oradan sürüp çıkarılacaktır.?2 Arkasından da bir sürü herzeler savurdu. Orada bulunan genç Sahabî Hz. Zeyd bin Erkam, Abdullah bin ?beyy??in bu sözüne kar?ı çıktı, ??Vallahi, kavminin içinde zelil ve menfur olan ancak sensin. Muhammed (a.s.m.) ise, Allah tarafından aziz kılınmı?tır? dedi. Peygamberimize derhal durumu bildirece?ini söyledi. Ba?münafık, bu sözler kar?ısında vaziyet de?i?tirerek, ??Ey karde?imin o?lu! Sus! Vallahi ben ?aka yapmı?tım?1 diyerek münafıklı?ını ortaya koydu. Hz. Zeyd bin Erkam susmadı. Abdullah bin ?beyy??den i?ittiklerini oldu?u gibi gelip Peygamber Efendimize haber verdi. Efendimizin rengi birden de?i?ti. Yanında Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman, Sa??d bin Ebî Vakkas, Muhammed bin Mesleme gibi Muhacir ve Ensardan zatlar bulunuyordu. Her ?eye ra?men meseleyi tahkik etmeyi uygun buldu. Hz. Zeyd??e, ??Sakın, İbni ?beyy??e kar?ı kin ve dü?manlı?ından dolayı bunu söylemi? olmayasın?? buyurdu. Hz. Zeyd (r.a.), ??Hayır! Vallahi, bunları ondan i?ittim!? dedi. Resûl-i Ekrem, tekrar, ??Yanlı? duymu? olamaz mısın?? diye sordu. Hz. Zeyd, aynı ?ekilde bu sözleri münafıkların reisinden kelimesi kelimesine i?itti?ine dâir ikinci defa Allah adına yemin etti. Abdullah bin ?beyy??in bu sözleri sarfetti?i orduda da duyuldu. Ensardan bazıları, ??Kendi kavminin efendisi hakkında haksız isnadda bulundun? diyerek Hz. Zeyd bin Erkam??ı kınadılar. Zeyd onlara cevaben ?öyle dedi: ??Vallahi, ben bu sözleri ondan i?ittim! E?er bu sözleri babamdan dahi i?itmi? olsaydım yine Resûlullaha gidip söylemekten asla geri durmazdım. Allah Teâla??nın, Peygamberine bu hususta vahiy indirip, kimin yalancı oldu?unu bildirece?ini ve Resûlullahın sözlerimi do?rulayaca?ını umarım? dedi. Sonra da, ??Allah??ım! Resûlüne, sözlerimi do?rulayacak vahyini indir?1 diye duâ etti. O sırada Hz. ?mer, ??Yâ Resûlallah! Müsâade buyur da ?u münafı?ın boynunu vurayım! E?er onu Muhacirlerden birinin öldürmesini uygun görmüyorsanız, Sa??d bin Muaz veya Muhammed bin Mesleme??ye emredin, onu öldürsünler!?2 dedi. Resûl-i Ekrem, bu tekliften memnun kalmadı?ı gibi, cevabı da dü?ündürücü oldu: ??E?er, ben onun öldürülmesine müsâade edersem, Medine e?rafından bir ço?unun gönlüne korku ve endi?e dü?er. Ayrıca i?in iç yüzünü bilmeyen halk, ??Muhammed Ashabını öldürüyor?? diye konu?maya ba?ladıkları zaman durum ne olur, biliyor musun??3 Resûl-i Ekrem Efendimiz, günün en sıcak saati olmasına ra?men mücahidlerle derhal Medine??ye do?ru yola çıkmalarını emretti. Halbuki, o güne kadar, böyle günün en sıcak saatinde yola çıktıkları görülmü? de?ildi.4 Resûl-i Ekrem Efendimiz, Abdullah bin ?beyy??i yanına ça?ırdı, ??Bana ula?mı? olan sözleri sen mi söyledin?? diye sordu. Ba?münafık söylediklerini inkâr etti: ??Hayır! Sana kitabı indirmi? olan Allah??a yemin ederim ki, ben o sözlerin hiçbirini söylemedim. Zeyd, muhakkak bir yalancıdır? dedi. Peygamber Efendimizin, günün sıcak saatinde ordusunu harekete geçirmesi, Müslümanlar arasında hayretle kar?ılandı. Ensarın ileri gelenlerinden ?seyd bin Hudayr, ??Yâ Resûlallah! Bu saatte yola çıkmak uygun de?ildir. Sen, böyle zamanda yola hiç çıkmazdın? dedi. Resûl-i Ekrem, ??Adamınızın söyledi?ini duymadın mı?? buyurdu. ?seyd bin Hudayr, ??Hangi adam, yâ Resûlallah?? diye sordu. Peygamber Efendimiz, ??Abdullah bin ?beyy? dedi. ?seyd bin Hudayr, ??Ne söylemi??? diye sordu. Peygamber Efendimiz, ??Medine??ye dönünce, en aziz ve kuvvetli olan, en zelil ve zaif olanı oradan muhakkak sürüp çıkaracaktır, demi?? dedi. ?seyd bin Hudayr, ??Yâ Resûlallah! İstersen, sen onu Medine??den sürüp çıkarırsın! ??Vallahi, zelil ve zâif olan odur. Aziz ve kuvvetli olan da sensin! ??Yâ Resûlallah! Sen, yine de ona rıfk ve ?efkat ile muâmele buyur! ??Vallahi, Allah, seni bize getirdi?i zaman, kavmi ona hükümdarlık tacı hazırlıyordu. ??O, elinden saltanatı senin çekip aldı?ını sanmaktadır? diye konu?tu.1 Peygamber Efendimiz mücahidlerin Abdullah bin ?beyy??in söyledi?i sözlerle me?gul olmasını istemiyordu. Bunun için hareket emri verdi?i günün sabahına kadar yola devam ettiler. Mücahidler son derece yorulmu?lardı. Güne?in sıcaklı?ı etrafı basınca konakladılar. Yorgunluk ve uykusuzluktan mecalleri kalmamı?tı. Derhal uykuya daldılar. Böylece Resûlullah Efendimiz, dedikodunun ordu arasında da büyümesine fırsat vermemi? oluyordu. Resûl-i Ekrem Efendimiz, ordusuyla Bek??â mevkiinden hareket edece?i sırada ?iddetli bir fırtına esti. Mücahidler korkup ürktüler. Gatafanların reisi Uyeyne bin Hısn??ın Medine??ye baskın yapmı? olmasından endi?e duydular. Zira, onunla yapılan anla?ma müddeti son bulmu?tu. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, ??Size Uyeyne bin Hısn??dan bir zarar gelmez? dedi. Sonra da, ??Korkmayınız! Bu fırtına, bir büyük kâfirin ölümü dolayısıyla esmektedir!? buyurdu. Gerçek, Resûl-i Ekrem Efendimizin haber verdi?i gibiydi. Medine??ye vardıklarında münafıklara arka çıkan Yahudî büyüklerinden Rifaâ bin Zeyd bin Tabut??un aynı gün ölmü? oldu?unu ö?rendiler.1 Bu adam, Peygamberimiz ve İslâmın azılı dü?manlarından biri idi. Hz. Abdullah??ın teklifi Kaderin cilvesi bu; baba ?beyy, nifakın reisli?ini yaparken, o?ul Abdullah, İslâmı fevkalâde bir ciddiyet ve ittikâ içinde ya?ayan halis bir Müslümandı. Babasının sözlerini duyunca, Resûl-i Ekremin huzuruna çıktı, ??Yâ Resûlallah,? dedi, ??babamla aranızda geçen hadiseyi i?ittim. Onu öldürmek istedi?inizi haber aldım. E?er bu i?i muhakkak yapacaksanız, bana emir buyurunuz, ?u anda gidip ba?ını huzurunuza getireyim. Bütün Hazreçliler bilirler ki, babama pek ziyade muhabbetim vardır. Onun öldürülmesini ba?kasına havale ederseniz, ihtimal ki, o adama kar?ı nefsimde bir dü?manlık meydana gelir ve bir kafire kar?ı bir mü??mini öldürerek Cehenneme müstahak olurum!? Sahabîdeki îmân i?te böylesine kuvvetli idi. Resûlullah ve Müslümanlara hakaret eden babasının ba?ını kesecek kadar! Resûl-i Ekrem; verdi?i cevapla bu kahraman Sahabîyi ?öyle teselli etti: ??Ey Abdullah! Babanı öldürmeyi istemedim. Hiç kimseyi de onu öldürmekle vazifelendirmedim. Aramızda ya?adıkça ona iyi davranırız!?1 İslâm ordusu Medine??ye yakla?mı?tı. Akik denilen vadide Hz. Abdullah atından indi. Babası Abdullah bin ?beyy??in önünü kesti. Devesini ıhdırıp çöktürdü ve, ??İzzet ve kuvvetin, Allah ve Resûlüne ait oldu?unu söylemedikçe, seni asla bırakmayaca?ım? dedi. Ba?münafık birden ?a?kına döndü. Bu sözleri hiddetli hiddetli söyleyen, o?lu Abdullah idi. Bunu nasıl yapabilirdi? ?mân etmi? gibi görünen münafık, elbette gerçek bir îmânın insana neler yaptırabilece?ini bilemezdi. O?luna, ??Demek, sen, bu kadar insanlar arasında beni Medine??ye sokmayacaksın, öyle mi?? dedi. Hz. Abdullah, ??Evet,? dedi, ??bugün insanlar arasında, en aziz kimdir, en zelil kimdir, sana ö?retmeden seni asla bırakmayaca?ım. Hattâ izzet ve ?erefin Allah ve Resûlüne ait oldu?unu burada itiraf ve ikrar etmezsen, boynunu vururum.? Ba?münafık, Hz. Abdullah??ın sözlerinde kararlı oldu?unu anlayınca mecburen, ??Ben, ?ehadet ederim ki, izzet ve kuvvet, Allah??a, Resûlüne ve mü??minlere âittir? dedi. Hâdiseyi duyan Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hz. Abdullah??a, ??Allah, seni, Resûlünden ve mü??minlerden dolayı hayırla mükâfatlandırsın? diyerek duâ etti ve babasını serbest bırakmasını da kendisine emretti.2 Resûl-i Ekrem Efendimiz, yirmi sekiz gün sonra Ramazan hilâli do?du?u zaman ordusuyla Medine??ye geri döndü.3 Münâfıklar hakkında müstakil sûre inmesi Bütün bu olup bitenlerden sonra, ba?münafık Abdullah bin ?beyy bin Selûl ile di?er münafıklar hakkında müstakil bir sûre nazil oldu. Sûrede meâlen münafıkların vasıflarından ?öyle bahsediliyordu: ??Münâfıklar sana geldiklerinde ???ehâdet ederiz ki ?üphesiz sen Allah??ın Resûlüsün?? dediler. Allah bilir ki sen elbette Onun Resûlüsün. Münâfıkların yalancı olduklarına da Allah ?âhittir. ??Onlar yeminlerini bir kalkan olarak kullanıp halkı Allah??ın yolundan saptırdılar. Bu yaptıkları ne kötü bir ?eydir! ???ünkü onlar önce îmân etmi?, sonra da kâfir olmu?lar, bu yüzden kalbleri mühürlenmi?tir. Artık hakkı anlayamazlar. ??Onları gördü?ünde cüsseleri ho?una gider. Konu?tuklarında sözlerine kulak verirsin. Onlar elbise giydirilmi? odun gibidir. Her gürültüyü aleyhlerine sanırlar. Onlar dü?manın tâ kendisidir; onlardan sakın. Allah onları kahretsin; nasıl da haktan yüzleri çevriliyor!?1 Sûrenin daha sonraki âyetlerinde ise, Abdullah bin ?beyy??in sarfetti?i sözlerden bahsediliyor ve meâlen ?öyle deniliyordu: ??Onlar, ??Allah Resûlünün yanındakilere bir?ey vermeyin ki da?ılıp gitsinler?? diyen kimselerdir. Halbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah??ındır; lâkin münâfıklar bunu anlayamazlar. ????E?er Medine??ye dönersek, üstün ve ?erefli olanlar, hor ve hâkir olanları oradan çıkaracaktır.?? diyorlar. Halbuki ?eref ve üstünlük Allah??a, Resûlüne ve mü??minlere âittir; lâkin münâfıklar bunu bilmezler.?2 Bu âyetler nâzil olup, münâfıkların yalancıların tâ kendileri oldukları haber verilince, Resûl-i Ekrem Efendimiz Hz. Zeyd bin Erkam??ı huzuruna ça?ırdı. Kula?ından tuttu ve, ??İ?te, Allah yolunda kula?ıyla vazifesini yerine getirmi? olan genç budur!? buyurdu. Sonra da, ??Ey Zeyd! Allah, seni tasdik etti? dedi.1 * * * Peygamberimizin Hz. Cüveyriye ile Evlenmesi Hz. Cüveyriye, Benî Müstalık Kabilesi reisi Hâris bin Ebî Dırar??ın kızı idi. Müreysi Gazâsında alınan esirlerden biri de kendisiydi. Kocası Müsafi bin Safvan Peygamberimizin amansız dü?manlarından biri idi. Harpte öldürülünce Hz. Cüveyriye dul kalmı?tı. Esirler, mücahidler arasında bölü?türüldü?ü zaman, Hz. Cüveyriye, Sabit bin Kays ile amcası o?lunun hissesine dü?mü?tü.1 Hz. Cüveyriye, Sabit bin Kays??la anla?mı?, kesi?me yapmı?tı2 Tayin edilen fidyeyi ödedi?i takdirde hürriyetine kavu?acaktı. Fakat, fidye ödeyecek imkânı yoktu. Bu sebeple Peygamber Efendimize müracaat etti ve kurtulu? fidyesinin ödenmesi hususunda yardım talebinde bulundu. Resûl-i Ekrem Efendimiz, ona, ??Sana, bundan daha hayırlı olan yok mudur?? diye sordu. Beklenmedik bir soruya muhatap olan Hz. Cüveyriye birden ?a?ırdı. Hürriyetine kavu?maktan, tekrar anne babasına, yurduna varmaktan daha hayırlı ne olabilirdi? Bir anlık bir tereddütten sonra, ??Yâ Resûlallah!? dedi. ??Hakkımda yapaca?ınız bundan daha hayırlı ?ey nedir?? Peygamber Efendimiz, ??Senin kurtulu? fidyeni ödeyerek seni zevceli?e kabul etmemdir? buyurdu. Hz. Cüveyriye bütün bütün ?a?ırdı. Esaretten kurtuldu?u gibi, böylesine büyük bir ?erefe de nâil olacaktı. Bir an kendi âlemine daldı. Peygamber Efendimizin yurtlarına varmadan bir kaç gün önceki rüyasını hatırladı: Ay Medine??den sanki yürüyüp gömle?ine girmi?ti.1 Bir anlık bir ?a?kınlıktan sonra, yüzünde sevinç alâmetleri belirdi. Peygamberimizin teklifine cevabı ?u oldu: ??Yâ Resûlallah! E?er, beni bu ?erefe nâil ederseniz, ?üphesiz benim için bundan daha hayırlı bir devlet ve saadet olamaz!?2 Hâris bin Ebî Dırar??ın Müslüman olması Hz. Cüveyriye??nin babası Hâris bin Ebî Dırar da o sırada, kızını kurtarmak için yanına develer alarak Medine??ye do?ru yola çıkmı? idi. Akik Vadisine varınca develerine baktı. Kıyamadı?ı ikisini vadide iki da? arasında kuytu bir yerde sakladı. Sonra Peygamber Efendimizin huzuruna geldi, ??Yâ Muhammed! Kızımı esir almı?sınız. ?unlar onun kurtulu? fidyesidir? dedi. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, ??Akik??ten, filan da?lar arasında, filan kuytuya saklamı? oldu?un iki deveyi neden getirmedin?? diye sordu. Hâris birden ?a?ırdı. Hiç kimse develeri oraya saklamı? oldu?unu bilmiyordu. Artık beklemek mânâsızdı. Derhal ??Ben, ?ehâdet ederim ki, Allah??tan ba?ka ilâh yoktur. Muhakkak sen de Allah??ın Resûlüsün. Vallahi, yaptı?ımı Allah??tan ba?ka kimse bilmiyordu? diyerek Müslüman oldu. Onunla birlikte, iki o?lu ve kavminden yanında bulunanlar da orada Müslüman oldular.3 Peygamberimiz, Sabit bin Kays??a (r.a.) haber gönderip, durumu kendisine arzetti. Hz. Cüveyriye??yi kendisinden istedi. Sabit bin Kays tereddüt göstermeden, ??Babam anam sana fedâ olsun yâ Resûlallah, sana onu ba?ı?ladım? dedi. Resûl-i Ekrem Efendimiz, kurtulu? fidyesini ödeyerek Hz. Cüveyriye??yi babasına teslim etti. Hz. Cüveyriye??nin Peygamberimizle evlenmesi Müslüman olan Hz. Cüveyriye??yi zevceli?e kabul etmek üzere Peygamber Efendimiz onu babası Hâris bin Ebî Dırar??dan istedi. Baba Hâris buna muvafakat gösterdi. Peygamber Efendimiz, dört yüz dirhem mehir vererek Hz. Cüveyriye??yi zevceli?e aldı.1 Peygamber Efendimizin Hz. Cüveyriye??yi zevceli?e aldı?ını gören Ashab-ı Kiram, ??Resûlullahın zevcesinin akraba ve taallûkatı artık esir kalmamalıdır? diyerek ellerindeki bütün esirleri serbest bıraktılar. Bu esirler arasında sadece yüz tane kadın vardı. Bunun için Hz. ?i?e der ki: ??Ben, kavmi için Cüveyriye??den daha hayırlı, daha mübârek bir kadın bilmiyorum.?2 Gerçekten de Hz. Cüveyriye bahtiyar bir kadındı. Bir günde esir iken hem Resûl-i Ekrem Efendimize zevce olma ?erefi ve saadetine erdi, hem de kavminin esaretten kurtulmasına sebep oldu. Peygamber Efendimizin Hz. Cüveyriye??yi e? olarak aldı?ını duyan Müstalıko?ullarından birçok kimse de, bu mürüvvet ve alicenaplı?a hayran kalıp, Medine??ye gelerek Müslüman oldular. Peygamber Efendimizin bütün evliliklerinde ayrı ayrı hikmet ve maslahatlar vardır. Bu evlili?inde içtimâî bir hikmet ve maslahatı göz önünde bulundurmu?tur. O da, kalbleri kendisine ve İslâma ısındırmak, kabileleri akrabalık ba?ı kurarak etrafında toplamak, kendisine ve İslâma yardımcı kılmaktı. Malûmdur ki, insan bir kabileden veya bir a?iretten evlendi?i zaman, onun ile o kabile veya a?iret arasında bir yakınlık meydana gelir. Bu da, tabiî olarak onları o insanın yardımına ko?turur. İ?te, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Hz. Cüveyriye ile evlenmesinde bu maksat ve gayeyi gütmü?tür. Ve bunda görüldü?ü gibi muvaffak da olmu?tur. Hz. Cüveyriye??nin asıl adı Hz. Cüveyriye??nin asıl adı Berre idi. Bu ismi be?enmeyen Resûl-i Ekrem Efendimiz, evlendikten sonra, ??kadıncık? veya ??kızca?ız? mânâsına gelen Cüveyriye ismini taktı.1 Hz. Cüveyriye, son derece takvâ sahibi idi. Yoksullara, fakirlere kar?ı son derece ?efkatli, merhametli davranırdı. Yemez, ba?kasına yedirir; içmez, ba?kasına içirirdi. Bir gün Resûl-i Ekrem odasına giderek, ??Yiyecek bir ?ey var mı?? diye sormu?tu. Hz. Cüveyriye, ??Hayır, yâ Resûlallah! Yanımda yiyecek bir?ey yok. Sadece bir davar kemi?i vardı ki, onu da kadın azadlımıza sadaka olarak verdim?2 cevabını vermi?ti. Hz. Cüveyriye, hicretin 57. yılında vefât etti. Baki mezarlı?ına defnedildi. * * * İfk Hâdisesi Zâhiren îmân etmi? görünüp, hakikatte îmân etmemi? münâfıklar gürûhu, her zaman her fırsatta Resûl-i Ekrem Efendimiz ve Ashabını rahatsız etmek gayret ve maksadını ta?ıyorlardı. Bu maksatlarına muvaffak olmak için de ellerinden gelen her yola ba?vurmaktan asla çekinmiyorlardı. ?yle ki Kâinatın Efendisinin lekesiz, tertemiz mahrem hayatına dil uzatacak kadar küstah ve âdice hareket edebilme cü??retini bile gösterebiliyorlardı. İfk hâdisesi, Hz. ?i?e (r.a.) Validemize münâfıkların reisi Abdullah bin ?beyy tarafından yapılan iftira hâdisesidir. Hâdise ?öyle cereyan etmi?tir: Hz. ?i?e??den (r.a.) ö?rendi?imize göre, Resûlullah (a.s.m.) herhangi bir sefere çıkacakları zaman ezvâc-ı tâhirat arasında kur??a çeker, kime dü?erse onu beraberinde *****ürürdü.1 Benî Müstalık Gazâsında ise kur??a Hz. ?i?e Validemize çıkmı?tı.2 Hâdisenin bundan sonrasını bizzat Hz. ?i?e Validemiz ?öyle anlatmı?tır: ??Resûlullah ile beraber sefere çıkmı?tım. Bu sefer, tesettür âyeti inzâl buyrulduktan sonra idi. Bunun için ben hevdeçin içinde ta?ınır, konak yerine de hevdeç içinde indirilirdim. Bu suretle gittik. ??Resûlullah (a.s.m.) Benî Müstalık gazâsından dönüyordu. Medine??ye yakla?tı?ımızda bir konak yerine indi. Gecenin bir bölümünü orada geçirdi. Sonra göç edilmesini emretti. ??Hareket emri verildi?i zaman, ben kalkıp ihtiyacımı gidermek için yalnız ba?ıma ordudan ayrılıp gittim. Kazâ-yı hâcet ederek dönüp bindi?im devemin yanına geldim. Gö?sümü yokladı?ımda, Yemen göz boncu?undan dizilmi? gerdanlı?ımın kopmu? oldu?unu farkettim. (Bu gerdanlı?ı annesi ?mmü Rumân dü?ün hediyesi olarak takmı?tı.) Dönüp gerdanlı?ımı aramaya koyuldum. Fakat onu aramak beni yoldan alıkoymu?tu. Ben öyle zannetmi?tim ki, sefere i?tirak etmi? olanlar bir ay bekleseler dahi, benim devemi, ben hevdeçte bulunmadıkça sevk etmezler. Halbuki yolda bana hizmet edenler gelip hevdecimi yüklemi?ler, bindi?im deveyi de hareket ettirmi?lerdi. Onlar beni hevdeç içinde sanıyorlarmı?. ???ünkü o zaman kadınlar hafif idi. İri ve a?ır vücutlu de?illerdi. Yemek de az yerlerdi. Bu sebeple hizmetçiler hevdeci yüklemek üzere kaldırdıklarında hevdecin a?ırlık derecesinin farkına varamayarak yüklemi?ler. Hem ben, küçük ve zaif bir kadındım. Deveyi sürüp gitmi?ler. ??Gerdanlı?ımı, ordu ayrılıp gittikten sonra buldum. Hemen dönüp ordugâha geldim. Fakat onlardan kimseyi bulamadım. Hepsi çekip gitmi?ti. Bende orada evvelce bulundu?um yere geldim. ?ar?afıma bürünü yanımın üzerine uzandım. Hevdeç??te beni bulamayınca, aramak için yanıma gelirler sandım. ??O sırada gözlerimi uyku bürüdü, uyumu? kalmı?ım. ??Safvan bin Muattal, ordunun arkasına kalır, halkın mallarını ara?tırır, bir ?ey kalmı?sa, kaybolmamak için alıp di?er konak yerine *****ürürdü. ??Safvan, askerin arkasından yürüyerek, sabaha kar?ı bulundu?um yere do?ru gelmi?. Uyuyan bir insan karaltısı görünce, gelip ba?ucuma dikilmi? ve beni görür görmez tanımı?. ?ünkü, bize hicâb âyeti inmeden evvel, onun beni görmü?lü?ü vardı. ??Safvan, beni görünce ?a?ırarak ??İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn [Biz Allah??ın kullarıyız ve muhakkak Ona dönüp varıcıyız]?? dedi. ??Hemen onun sesine uyandım. ?ar?afımla yüzümü örtüp büründüm. ??Vallahi, onunla ne bir kelime konu?mu?uzdur, ne de ??İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn?? ifâdesinden ba?ka ondan bir kelime i?itmi?imdir. ??Bundan sonra Safvan, devesini ıhdırdı. Beni, binsin diye aya?ını devesinin ön aya?ına bastı. ??Bin?? dedi ve kendisi geri çekildi. ??Ben de hemen kalkıp deveye bindim. Kendisi de devenin ba?ını, yularını çekerek askere yeti?mek için sür??atle ilerlemeye ba?ladı. Sabaha kadar askerin arkasından yeti?emedik. ??Nihayet asker, konak yerine inip yerle?ti?i sırada idi ki Safvan??ın, devemin yularını çekerek konak yerine getirdi?i görüldü.?1 Ba?münafı?ın durumu de?erlendirmesi Safvan bin Muattal, Hz. ?i?e Validemizi deve üzerinde getirirken, münafıkların ba?ı Abdullah bin ?beyy??le kar?ıla?mı?lardı. Abdullah bin ?beyy, ??Bu kimdir?? diye sordu. ???i?e??dir? dediler. Kavmi arasında itibarı oldukça sarsılan, bütün nazarları menfî ?ekilde üstüne toplamı? bulunan ba?münâfık bu masum hâdiseyi diline dolamak istedi. Bu me???um niyetini hemen orada izhar etti: ??Vallahi? dedi, ??ne ?i?e, o adamdan dolayı kurtulur, ne de o adam, ?i?e??den dolayı kurtulur.? Daha bir sürü alçakça laf etti.2 Ordugâh, ba?münâfık Abdullah bin ?beyy bin Selûl??ün yaptı?ı iftira ile çalkalandı. Hz. ?i?e der ki: ??İftiracılar, aleyhimde söyleyeceklerini söylemi?ler, ordugâh çalkalanmı?. Vallahi, benim bunların hiçbirinden haberim yoktu!?1 ?enî iftira Görüldü?ü gibi hâdise her türlü ?âibeden uzak cereyan etmi?ti. Hz. ?i?e Validemiz makul ve me?ru bir mazeret sebebiyle geride kalmı?. Bir müddet sonra, ordunun geride kalan ve dü?en e?yalarını bulup sahiplerine teslim etmek üzere toplamakla vazifeli gayet saf, temiz kalbli ve sonradan hasûr oldu?u, yani erkekli?i bile bulunmadı?ı anla?ılan Safvan bin Muattal tarafından görülmü? ve getirilip orduya yeti?tirilmi?tir. Kur??an-ı Azimü??ana göre; peygamberler (a.s.), mü??minlere öz nefislerinden daha üstündür. Ezvâc-ı Tâhirat da mü??minlerin anneleri hükmündedir. Resûl-i Ekrem Efendimizden sonra bile zevcelerinden herhangi birini nikâhlamak kesinlikle yasaklanmı?tır.2 Buna binaen, Allah??a ve Resûlüne gerçek mânâda îmân etmi? olan bir Müslümanın, bu kadar kesin ve açık âyetler kar?ısında, Hz. Resûlullahın, gerek sa?lı?ında ve gerek Mele-i A??lâya yükseli?lerinden sonra, hanımlarından herhangi birisine, kîmân gözle bakması, hatta böyle bir kötülü?ü kalbinden geçirmesi bile tasavvur edilemez. Allah ve Resûlüne gerçek mânâda îmân etmi? ve onların emir ve yasaklarına riayet eden gerçek bir mü??min ve Müslümanın, canından çok sevdi?i Peygamberinin zevcesini, örtüsüne bürünmü? ve yapa yalnız uykuya dalmı? bir halde görünce, onu hürmet ve saygı içinde deveye bindirip, orduya sü??ratle yeti?mesi kadar tabiî ve zarurî ne olabilirdi? İ?te, gerçek mânâda bir mü??min ve Müslüman olan, hattâ erkeklik özelli?inden bile mahrum bulunan Safvan bin Muattal da dininin gere?i olan bu vazifeyi yapmı?tır. Ne var ki, kalblerinde hastalık bulunan, dilleriyle îmân ettik deyip, kalben îmân etmemi? bulunan ve i?leri güçleri mü??minleri birbirine dü?ürmek olan münafıklar, hususan Abdullah bin ?beyy bin Selûl, bunu bir ganimet bilmi? ve diline dolayarak Hz. ?i?e Vâlidemize ?en??îce iftirada bulunmu?tur. Maksadı üzerine toplanan nazarları da?ıtmak, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin nazik ruhunu rencide etmek ve Müslümanları birbirine dü?ürmek, onların birbirine kar?ı olan itimadlarını sarsmaktı. Hz. ?i?e söylenenlerden uzun müddet habersizdi Münafıkların reisi Abdullah bin ?beyy??in ba?lattı?ı, Hassan bin Sabit, Mistah bin ?sâse, Hamne bint-i Cah? ve halktan bazı saf Müslümanların, münâfıkların tuza?ına dü?erek etrafa yaydıkları iftira hâdisesinden Hz. ?i?e??nin uzun bir müddet haberi olmamı?tı. Bu hususu Hz. ?i?e (r.a.) ?öyle anlatır: ??Medine??ya gelince ben, çok geçmeden a?ır bir hastalı?a [humma] tutuldum. Bir ay çektim. Me?er bu esnada halk arasında Ashab-ı İfk??in iftirâları dola?ıyormu?. Ben ise olanlardan bütünüyle habersizdim. Aleyhimdeki iftirâları Resûlullahla annem ve babam da duymu?lar, fakat bana hiçbir ?eyden bahsetmiyorlardı. ??Yalnız hastalı?ımda beni ?üphelendiren bir husus vardı: Nebî??den (a.s.m.) daha önce hastalandı?ım zamanımda görmü? oldu?um lütuf ve ?efkatı bu hastalı?ım esnasında görmüyordum. Ve adımı bile zikretmeden ??Hastanız nasıl??? diyor ve bununla iktifâ ediyordu. Benim, iftiracıların uydurduklarından hiç haberim yoktu.?1 Söylenenleri Hz. Resûlullah, Hz. Ebû Bekir ve Hz. ?i?e??nin anneleri duymu? olmasına ra?men, Hz. ?i?e??ye bir ?eyden bahsetmiyorlardı. Ancak yukarıda zikretti?imiz ?ekilde Hz. Resûlullahın kendisine kar?ı tavrından Hz. ?i?e endi?e duyuyor ve üzülüyordu. Fakat, bunun sebebinden haberi yoktu. Hz. ?i?e, iftirâyı nasıl ve kimden ö?rendi? Hz. ?i?e, iftirayı kimden ve nasıl ö?rendi?ini de ?öyle anlatır: ??Aradan yirmi küsûr kadar gece geçmi?ti. Hastalı?ımı atlatmı?, nekâhet devresine girmi?tim. ??Bizler, o zaman Arap olmayanların evleri yanında edindikleri ?u helâları, kokusundan tiksindi?imiz için, evlerimizin yanında bulundurmaz, Medine??nin kırlarına çıkardık. Kadınlar, her gece oraya ihtiyaçlarını gidermek için çıkarlardı. ??Ben, yine bir gece Mıstah bin ?sâse??nin annesi ile, hacet giderme yerimiz olan Menası?? tarafına çıkmı?tım. Mıstah??ın annesi, çar?afına takılarak dü?ünce, ??Mıstah yüzünün üzerine dü?sün, kahrolsun!?? diyerek o?luna bedduâ etti. ??Ben, ??Ey ana! Ne diye o?luna bedduâ ediyorsun??? dedim. Sustu, cevap vermedi. ??İkinci kere aya?ı dola?ıp dü?tü. Yine; ??Mıstah, yüzünün üstüne dü?sün, kahrolsun!?? diye bedduâ etti. ??Ben, ??Ey ana! Ne diye o?luna bedduâ ediyorsun??? dedim. Yine susup cevap vermedi. ???çüncü kere dü?tü. Yine; ??Mıstah, yüzünün üstüne dü?sün, kahrolsun!?? diye bedduâ etti. ??Ben yine ??Ey ana! Ne diye o?luna bedduâ ediyorsun??? Bedir Sava?ında bulunmu? bir zata sövülür, bedduâ edilir mi??? dedim. ??O, ??Vallahi, ben, ona senin aleyhinde söylediklerinden dolayı bedduâ ediyorum?? dedi. ??O, neler söylemi???? diye sordum. ??Bunun üzerine, Mıstah??ın annesi, iftiracıların söylediklerini bana teker teker anlattı. Hastalı?ım tekrar geri geldi. ??Vallahi, üzüntümden hacetimi gidermeye bile güç yetiremedim ve döndüm. O kadar a?ladım ki, a?lamaktan ci?erlerim kopacak, parçalanacak sandım.?1 Hz. ?i?e annesinin evinde Hastalı?ında Hz. ?i?e??ye annesi ?mmü Rumân bakıyordu. Birgün yine Resûlullah, selâm verip yanına girdi. Hz. ?i?e??nin ismini zikretmeden, ??Hastanız nasıldır? diye sordu. Ba?ka da hiçbir ?ey konu?madı. Hz. ?i?e der ki: ??Artık kendimi tutamadım, ??Yâ Resûlallah! ?imdiye kadar görmedi?im eziyeti görüyor ve çekiyorum. Bana müsâade etsen de annemin evine gitsem. Hastalı?ıma orada bakılsa olmaz mı? dedim. ??Resûlullah, ??Gitmende bir mahzur yok?? dedi. ??Ben, ebeveynimin yanına gidip, aleyhimdeki haberin iç yüzünü anlamak istiyordum. ??Resûlullah, yanıma bir hizmetçi katıp, beni babamın evine gönderdi. ??Annem, ??Kızca?ızım, sen niçin geldin??? diye sordu. ??Anneci?im dedim, ??halk, benim aleyhimde neler söyleyip duruyormu? da, siz bana hiçbir ?ey sızdırmadınız? ??Annem ??Kızca?ızım,?? dedi, ??sen kendini hiç üzme. Sıhhatini dü?ün. Vallahi, bir kadın senin gibi güzel ve kocasının yanında sevgili olsun ve onun birçok ortakları bulunsun da onu kıskanmasınlar ve onun aleyhinde bir takım laflar çıkarmasınlar, bu pek nâdirdir.?? ????Babamın, bundan haberi var mı??? dedim. ????Evet?? dedi. ????Resûlullahın da haberi var mı??? diye sordum. ????Evet?? dedi. ??Kendimi tutamadım a?ladım. Babam, damda Kur??ân okuyordu. Sesimi duyunca, indi. ??Anneme ??Nedir bunun hâli?? diye sordu. ??Annem, ??hakkındaki dedikodulardan haberi olmu??? dedi. ??Babamın da gözleri ya?la doldu. O gece, sabaha kadar hep a?layıp durdum.?1 Peygamberimizin Ashabıyla isti?âresi Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hz. ?i?e aleyhinde yapılan iftirânın etrafta konu?uldu?u günlerde vakitlerinin ço?unu evinde geçiriyor, pek dı?arı çıkmıyordu. Konu ile ilgili vahyin gelmesi gecikince, Ashabıyla konu?tu, onların fikirlerini aldı. Hz. ?mer fikrini ?öyle ifâde etti: ??Yâ Resûlallah! Hâ?â! Bu büyük bir bühtan ve iftirâdır. Kesinlikle biliyorum ki, bu, münâfıkların yalanlarından birisidir. ??Allahü Teâlâ, bedeninize sinek kondurmaktan sizi koruyor. Bedenini böyle pisliklere konan sineklerden bile muhafaza eden, onları bedenine yakla?tırmayan Allah, nasıl olur da âileni, böyle kötülüklere bula?maktan korumaz?? Hz. Osman ise görü?ünü ?öyle açıkladı: ??Yâ Resûlallah! Allah, üzerine insan aya?ı basmasın, yahut yeryüzündeki pislikler üzerine dü?mesin diye gölgenizi yere dü?ürmekten korumaktadır. ??Böyle gölgenizi bile hiç kimseye çi?netmezken, nasıl olur da sizin âilenizin namusunu herhangi bir kimsenin kirletmesine meydan ve imkân verir?? Hz. Ali de kanaatini ?öyle ifâde etti: ??Yâ Resûlallah! Bir gün bize namaz kıldırıyordun. Namaz içinde iken, ayakkabılarını çıkartmı?tınız. Size uyarak biz de çıkartmı?tık. ??Namaz bitince, ayakkabılarımızı çıkarmanın sebebini bize sormu?tun. Biz de sana uymu? olmak için çıkardı?ımızı söylemi?tik. Bunun üzerine siz; ??Temiz olmadıkları için, onları çıkarmamı bana Cebrâil emretti?? demi?tiniz. ??Böyle ayakkabılarınıza bula?an pislik, size bildirildi?i ve onları pislik bula?ı?ından dolayı çıkarmanız size emredildi?i halde, âilenize, namus kirletecek kötülüklerden bir ?ey bula?sın da, onu çıkarmanız için size emredilmesin, olur mu hiç??1 Resûl-i Ekrem Efendimiz bu arada, Hz. ?i?e Vâlidemizin hizmetçisi Hz. Berire??nin de görü?ünü sordu. Hz. Berire, ?? Yâ Resûlallah,? dedi, ??seni hak peygamber olarak gönderen Allah??a yemin ederim ki, ben onun hakkında hayırdan ba?ka bir?ey bilmiyorum. Onun hakkında kusur olarak sadece ?unu söyleyebilirim: Kendisi çok genç bir kadındı. Ev halkının hamurunu yo?ururken uyuya kalırdı da, evde beslenilen koyun gelir, hamurunu yerdi.2 Hz. Zeyneb (r.a.) Peygamberimizin zecveleri arasında güzelli?i ve Efendimiz yanındaki mevkii ile kendisini Hz. ?i?e Vâlidemizle e?it görür ve zaman zaman rekabet ederdi. Buna ra?men Hz. ?i?e hakkında bu hususta en küçük bir kötü zanna kapılmamı?, Resûlullah bu hususta onun görü?ünü sorunca, ?u cevabı vermi?ti: ??Yâ Resûlallah! Ben i?itmedi?imi ??i?ittim?? demekten, kula?ıma gelmeyeni ??duydum?? demekten kula?ımı; ve görmedi?imi ??gördüm?? demekten gözümü korurum. Vallahi, ben onun hakkında hayırdan ba?ka hiçbir ?ey bilmiyorum.?1 Peygamberimizin hitâbesi Aslında Resûl-i Ekrem Efendimiz, zevcesi Hz. ?i?e??nin böyle bir isnaddan uzak oldu?unu çok iyi biliyordu. Ancak böylesine hâince ve sinsice plânlı bir iftiranın halk arasında yayılması, kendisini son derece üzmü?tü. Bu, Hz. ?i?e??ye kar?ı ister istemez tavrını de?i?tirmesine sebep olmu?tu. Nitekim, mescidde irad etti?i hutbede bunu açıkça ifâde ediyordu: ??Ey Müslümanlar cemâatı! ?ilem aleyhindeki iftirasıyla beni üzüntüye dü?üren bir ?ahsa kar?ı bana kim yardım eder? Halbuki, vallahi ben, âilem hakkında hayırdan ba?ka bir ?ey bilmiyorum. İftiracılar öyle bir adamın ismini de ileri sürdüler ki, ben onun hakkında da hayırdan ba?ka bir ?ey bilmiyorum.?2 Peygamberimizin, Hz. ?i?e ile konu?ması Hz. ?i?e??ye iftirâ edili?in üzerinden bir ay gibi uzun bir müddet geçmi? olmasına ra?men, Resûl-i Ekrem Efendimize (a.s.m.) bu hususta herhangi bir vahiy inmedi. Mescidde Ashabına irad etti?i hitabesinden birkaç gün sonra Hz. Ebû Bekir??in evine vardı. Selâm verdikten sonra, Hz. ?i?e??nin yanına oturdu ve ?öyle dedi: ??Ey ?i?e! Hakkında bana ?öyle ?öyle sözler eri?ti. E?er sen bu isnadlardan uzak isen, yakında Allah, seni onlardan berî ve uzak tuttu?unu açıklar. Yok e?er böyle bir günaha yakla?tınsa, Allah??tan af dile ve Ona tevbe et! ?ünkü kul, günahını itiraf ve sonra da tevbe edince, Allah da ona afv ile muamele buyurur.? Hz. ?i?e o andaki durumunu da ?öyle anlatır: ??Resûlullah (a.s.m.) sözlerini bitirince gözümün ya?ı kesildi. ?yle ki, göz ya?ından birtek damla bulamıyordum. Hemen babama dönüp, Resûlullaha bu hususta benim tarafımdan cevap ver?? dedim. ??Babam, ??Vallahi kızım! Resûlullaha (a.sm.) ne diyece?imi bilemiyorum?? dedi. ??Sonra anneme döndüm, Resûlullaha bu hususta benim tarafımdan cevap ver?? dedim. ??O da, ??Vallahi, ben de Resûlullaha ne diyece?imi bilmiyorum?? dedi.?1 Baba ve annesi Resûlullaha herhangi bir cevapta bulunmayınca, Hz. ?i?e bizzat konu?mak mecburiyetinde kaldı. ?ehâdet getirip, Cenâb-ı Hakka hamd ve senâda bulunduktan sonra, ??Vallahi,? dedi. ??Ben anladım ki, siz halkın yaptı?ı dedikoduyu i?itmi?siniz. Hattâ, onlara inanmı? gibisiniz! ???imdi, ben, size o kötülükten uza?ım, desem??ki Allah biliyor, uza?ımdır??beni do?rulamazsınız! ??Farazâ, ben, kötü bir i? yaptım(!) desem??ki Allah biliyor, ben böyle bir ?eyden uza?ım??siz, beni hemen tasdik edersiniz! ??Vallahi, ben kendim için de, sizin için de Yâkub??un (a.s.) o?ulları ile olan misâlinden ba?ka getirecek misâl bulamıyorum. Nitekim, o zaman o, ??? Artık, bana dü?en güzel bir sabırdır. Söylediklerinize kar?ı ancak Allah??tan yardım istenir??2 demi?ti.?3 Peygamberimize vahyin geli?i Henüz Resûl-i Kibriyâ Efendimiz yerinden kalkmamı?tı. Ev halkından da hiç kimse dı?arı çıkmamı?tı. Peygamber Efendimize hemen orada vahiy geldi. Hz. ?i?e o ânı da ?öyle anlatır: ??Resûlullahı, vahyin a?ırlı?ı ve ?iddetinden terlemek gibi vahiy alâmetleri bürüdü. Nitekim, vahiy sırasında kı? günleri bile kendisinden inci tanesi gibi ter dökülürdü. ??Resûlullahın (a.s.m.) üzerine elbisesi örtüldü. Ba?ının altına da deriden bir yastık konuldu. ??Vallahi, ben ne korktum, ne de aldır |
|||
|
|
| Benzeyen Konular | |||||
| Konu: | Yazar | Cevaplar: | Görüntüleyenler: | Son Mesaj | |
| Hicretin 10. senesi | ahmust | 0 | 53 |
05-13-2008 11:56 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 9. senesi | ahmust | 0 | 41 |
05-13-2008 11:55 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 8. senesi | ahmust | 0 | 36 |
05-13-2008 11:54 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 7. senesi | ahmust | 0 | 39 |
05-13-2008 11:53 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 6. senesi | ahmust | 0 | 34 |
05-13-2008 11:53 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 4. senesi | ahmust | 0 | 29 |
05-13-2008 11:50 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 3. senesi | ahmust | 0 | 37 |
05-13-2008 11:50 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 2. senesi Di?er Olaylar | ahmust | 0 | 42 |
05-13-2008 11:49 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 2. senesi | ahmust | 0 | 32 |
05-13-2008 11:47 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 1. senesi | ahmust | 0 | 35 |
05-13-2008 11:47 PM Son Mesaj: ahmust |
|




