Şuanki Zaman: 11-22-2008, 02:13 AM Hoşgeldin Misafir ! (GirişÜye Olun)
Özel Arama

Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Hicretin 6. senesi
05-13-2008, 11:53 PM
Mesaj: #1
Hicretin 6. senesi
Hicretin Altıncı Senesi

Kurata Seferi

Hicretin 6. senesi, Muharrem ayı. Bu tarihte, Peygamber Efendimiz (a.s.m.), Ashabdan Muhammed bin Mesleme Hazretlerinin kumandasında otuz ki?ilik bir süvari birli?ini Necid diyarında bulunan Bekir bin Kilâbo?ulları üzerine gönderdi.

Mücahidler, bu kabileye ait ?erebbe mevkiine vardıklarında Benî Muharipten bir toplulukla kar?ıla?tılar. Aralarında bir çatı?ma vuku buldu. Muharibo?ullarından bazıları öldürüldü. Sa? kalanlar ise kaçtılar. Mücahidler, onların geride kalan çoluk çocuklarına ise dokunmadılar.

Daha sonra mücahidler Benî Bekirlerin bulundu?u yere kadar ilerlediler. ?niden baskında bulunarak on kadar adamlarını öldürdüler. Bir kısım davar ve develerini de ganimet olarak aldılar. Muhariplerle Benî Bekirlerden alınan ganimet mallar, yüz elli deve ile üç bin davarı buluyordu.

Birlik kumandanı Muhammed bin Mesleme (r.a) bunların be?te birini Peygamber Efendimiz için ayırdı. Geri kalanını ise mücahidlere bölü?türdü.

Mücahidler Medine??ye dönerken yolda Benî Hanife Kabilesinden Sümâme bin ?sal??i yakaladılar. Sümâme Mekke??ye umre yapmaya gidiyordu.

Müslüman süvari birli?i, Muharrem ayının son gecesinde Medine??ye döndü.1

Mücahidler tarafından esir alınan Sümâme bin ?sâl, Yemâme halkının ileri gelenlerindendi. Bir ara, Peygamber Efendimizin vücudunu ortadan kaldırma te?ebbüsüne geçmi? ise de, amcası onu bu cinayeti i?lemekten alıkoymu?tu. Resûl-i Ekrem Efendimiz de, bunun üzerine Sümâme??nin kanının dökülmesini mübâh saymı?tı.1

Sümâme??yi Peygamberimizin huzuruna getiren mücahidler onu tanımıyorlardı. Resûl-i Ekrem onlara ?öyle buyurdu:

??Kimi yakalamı? oldu?unuzu biliyor musunuz? Yakaladı?ınız bu adam, Benî Hanife Kabilesi efendisi Sümâme bin ?sal??dir. Ona iyi davranınız.?

Sahabîler, onu Mescid-i ?erifte barındırdılar.

Resûl-i Ekrem Efendimiz Mescid??e gidip Sümâme??nin yanına vardı. ??Ey Sümâme, gönlünde ne var? İçinden ne geçiriyorsun?? diye sordu.

Sümâme mahcup bir edâ içinde ?u cevabı verdi:

??Yâ Muhammed! Gönlümde hayır var! ?ayet, beni öldürecek olursan, eli kanlı bir katilin hayatına son vermi? olursun. E?er, bana iyilik eder, beni affedersen, iyili?e kar?ı te?ekkür eden, iyilik bilen bir kimseye iyilikte bulunmu? olursun. E?er, hürriyetime kavu?mam için benden mal istersen, diledi?in kadar iste al.?

Peygamber Efendimiz, ba?ka bir ?ey demeden yanından ayrıldı.

Daha sonra iki gün üstüste Peygamber Efendimiz Sümâme??ye aynı suali sordu. Sümâme aynı cevabı verince Ashabına, ??Sümâme??yi serbest bırakınız? diye emrederek onu kurtulu? fidyesi almaksızın serbest bıraktı.

Hiç beklemedi?i bu alicenap davranı? kar?ısında Sümâme??nin gönül âlemi birden nurlandı. Hemen orada kelime-i ?ehâdet getirerek Müslüman oldu.2

Müslüman olan Sümâme Peygamberiimizin müsâadesiyle niyetlenmi? oldu?u umresini yapmak üzere Mekke??ye gitti. ??Telbiye? getirerek ?ehre girince, Kurey? mü?rikleri Müslüman oldu?unu anladılar. Yakalayıp boynunu vurmak istediler. O sırada içlerinden birisi, ??Bırakınız onu! Siz, yiyecek maddesi bakımından Yemâme??ye her zaman muhtaçsınız.? deyince onu serbest bıraktılar.

Buna ra?men Sümâme onlara meydan okudu. ??Vallahi,? dedi, ??Resûlullah müsâade etmezse size Yemame??den bir bu?day tanesi bile gelmeyecektir.?

Gerçekten de, umresini yapıp Yemâme??ye dönen Sümâme, Yemâme halkını Kurey?lilere herhangi bir ?ey yükleyip göndermekten men etti.1

Yemâme halkı, Sümâme??nin emri üzerine Mekke??ye yiyecek bir?ey göndermeyince Kurey? mü?rikleri son derece zor bir duruma girdiler. Kıtlık yüzünden olmadık ?eyler yemeye ba?ladılar.

Sonunda, Resûl-i Kibriyâ Efendimize bir mektup yazmak zorunda kaldılar:

??Sen, hem akraba haklarını gözetmeyi emretmektesin, hem de bizimle akrabalık ba?larını koparıp babaları kılıçtan geçirmekte, çocukları da açlıktan öldürmektesin.

??Sümâme, bizim yiyeceklerimizi kesti. Son derece daraldık. Ne olur Sümâme??ye bu hususta bir mektup gönderiver.?2

?efkat timsali Peygamber Efendimiz, onların yaptıkları bütün dü?manlık ve kötülükleri bir tarafa bırakarak, Yemâme??den Mekkelilere yiyecek satı?ına mani olmaması için Sümâme bin ?sal??e bir yazı gönderdi.

Sümâme, Hz. Resûlullahın bu emri üzerine Mekkelilere zahire satı?ını serbest bıraktı.1

Görülüyor ki, Peygamber Efendimiz (a.s.m.), insan hayatına vermi? oldu?u de?erden dolayı, en ?iddetli dü?manlarına kar?ı bile yiyecek içecek noktasında son derece ?efkatli ve merhametli davranmı?tır. Kurey? mü?rikleri gibi en azgın dü?manlarının bile, açlık ve susuzlukla kar?ı kar?ıya kalıp yok olmalarına ?efkat ve merhamet timsali olan mübârek gönülleri rıza gösterememi?tir. Bu, onun, hayata hürmeti telkin eden en güzel davranı?larından sadece birisidir. Mübârek hayatına bu nazarla baktı?ımızda buna benzer bir çok hadiseye rastlarız.

* * *



Benî Lihyan Seferi

Hicretin 6. senesinin Rebülevvel ayı ba?ları. Benî Lihyanlar, Hicretin dördüncü yılında Bi??r-i Maûna mevkiinde kırka (veya yetmi?) yakın Müslüman mür?id ve muallimi hunharca ?ehid etmi?lerdi. Reci?? mevkiine ir?ad için gönderilmi? bulunan İslâm birli?ini ku?atıp bir çoklarını ?ehid edenler de yine bu kabiledendi.1

Peygamber Efendimiz, bu hâin kabileye haddini bildirmek için yerine Medine??de Abdullah bin ?mmi Mektum??u vekil bırakarak 200 ki?ilik bir kuvvetle yola çıktı. Efendimiz, Benî Lihyanları gafil avlamak istiyordu. Bu sebeple, ?*****??a do?ru gitmek istiyormu? gibi davrandı.

Daha sonra yolunu de?i?tirerek, Benî Lihyanların konak yerlerinden olan Guran Vadisine kadar gitti.

?sım bin Sabit ve di?er Müslüman muallim ve mür?idler burada ?ehid edilmi?lerdi. Efendimiz, orada onları rahmetle andı, kendileri için duâ etti.2

Lihyano?ulları, Peygamber Efendimizin geli?ini duymu?lar ve korkup da? ba?larına sı?ınmı?lardı. Kimse yakalanamadı.

Peygamber Efendimiz oradan Usfan denilen mevkie vardı. Burası Mekke??ye yakındı. Efendimizin maksadı, geli?ini Mekkelilere bildirmekti. Nitekim, Mekkeliler bunu duymu?lar ve korkuya kapılmı?lardı.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, on dört gece sonra tekrar Medine??ye döndü.3

* * *



Gâbe Zû Kared Gazâsı

Hicretin 6. senesinin Rebiülahir ayı. Ebû Zerr (r.a.), Medine-i Münevvereye üç saat mesafesi olan Gâbe Mer??asında o?lu ile birlikte Peygamber Efendimizin yirmi kadar devesini güderken, Uyeyne bin Hısne??l-Fezarî, kırk atlı ile gelip Ebû Zerr??in o?lunu ?ehid etmi?, develeri de alıp *****ürmü?tü.

Durum Peygamberimize haber verildi. Derhal baskıncıların arkasından Hz. Sa??d bin Zeyd komutasında bir süvari birli?i gönderdi. Hz. Sa??d??a, ??Ben, sana halk ile birlikte gelip kavu?uncaya kadar baskıncı, mü?rikleri takip et? diye emretti.

Süvari birli?i yola çıktıktan sonra, Peygamber Efendimiz de Medine??de yerine Abdullah bin ?mmi Mektum??u vekil tayin ederek be? yüz ki?ilik bir kuvvetle Gatafan??a do?ru yola çıktı. Medine??ye iki günlük mesafesi olan Zû Kared mevkiinde dü?mana yeti?ildi. Bir kaçı öldürüldü. Develerin bir kısmı da geri alındı.1

Resûl-i Ekrem Efendimiz etrafı ara?tırmak maksadıyla burada bir gün bir gece kadar bekledi. Sonra Medine??ye geri döndü.2

* * *



?s Seferi

Hicretin 6. senesinin Cemaziyelevvel ayı. Kurey? mü?riklerine âit bir ticaret kervanının ?*****??dan Mekke??ye do?ru gitmekte oldu?u Medine??de i?itildi.

Peygamber Efendimiz, Kurey? mü?riklerini iktisaden güç durumda bırakmak maksadıyla, Hz. Zeyd bin Hârise kumandasında yüz yetmi? ki?ilik bir süvari birli?ini bu kervanı ele geçirmek üzere yola çıkardı.

Mücâhidler, ?s denilen mevkide Kurey? kervanına rastgeldiler. Kervandaki mallara el koydular. Adamları da esir aldılar. Resûl-i Ekrem Efendimizin kerimesi Hz. Zeyneb??in kocası olan Ebû??l-?s bin Rebî?? de bu esirler arasındaydı.

Mücahidler, malları ve esirleri Medine??ye getirdiler. Peygamber Efendimiz, malları mücahidler arasında taksim etti.1

Ebû??l-?s, Hz. Zeyneb??e, ??Babandan, benim için emân al? diye haber göndererek himâyesini istedi.

Hz. Zeyneb de onu himâyesi altına aldı?ını Müslümanlara bildirdi. Peygamber Efendimiz de kızına, ??Senin himâyene aldı?ın kimseyi, biz de himâyemize aldık? buyurdu.2

Hz. Zeyneb, Resûl-i Ekrem Efendimizden, Ebû??l-?s??ın ganimet alınan mallarının da geri verilmesini rica etti.

Resûl-i Ekrem Efendimiz de bunu mücahidlerden istedi. Mücahidler de, aldıkları malların tamamını getirip ona geri verdiler.

Ebû??l-?s, geri aldı?ı mallarla Mekke??ye döndü. Sahiplerine haklarını teslim etti.

Sonra, ??Ey Kurey?liler! Kimsenin bende malı veya hakkı kaldı mı?? diye sordu.

??Hayır? dediler, ??yanında hiç bir malımız ve hakkımız kalmadı!?

Ba?ta Resûlullah olmak üzere, zevcesi Hz. Zeynep ve Müslümanlardan gördü?ü alicenap muâmele kar?ısında Ebû??l-?s??ın mânâ âlemi de?i?mi?ti.

Bunu Kurey? mü?riklerine de ?öylece açıkladı:

??Vallahi, yanınıza gelmeden önce, Müslüman olmamı engelleyen tek ?ey; ??Mallarımızı *****ürmek için Müslüman oldu?? diye yapaca?ınız dedikodulardan duydu?um endi?eydi.

??Fakat, ?imdi mallarınızı teslim etmi? bulunuyorum. ?ehâdet ederim ki, Allah??tan ba?ka ilâh yoktur ve yine ?ehâdet ederim ki, Muhammed, Allah??ın kulu ve Resûlüdür!?1

Daha sonra Ebû??l-?s Medine??ye İslâmiyetle ?ereflenmi? halde döndü. Peygamber Efendimiz de yine Hz. Zeyneb??i ona verdi.2

* * *



Peygamberimizin, Abdurrahman bin Avf??ı Dumetü'l-Cendel??e Göndermesi

Hicretin 6. senesinin ?aban ayı. Bu tarihte Peygamber Efendimiz, Abdurrahman bin Avf Hazretleri kumandasında yedi yüz ki?ilik bir birlik hazırladı. Birli?in vazifesi, Dûmetü??l-Cendel beldesi halkını İslâmiyete dâvet etmekti.

Peygamberimiz, Abdurrahman bin Avf Hazretlerine sanca?ını teslim etti?i sırada Allah??a hamd ve senâda bulunduktan sonra, mücahidlere ?öyle hitap etti:

??Hepiniz Allah yolunda, Allah??ın ismi ile gazâ ediniz. Kâfirlerle çarpı?ınız. Ganimet mallarına hıyânet etmeyiniz. Ahdinizi bozmayınız. ?ldürdüklerinizin burun, kulak gibi uzuvlarını kesmeyiniz. Küçük çocukları öldürmeyiniz.?1

Efendimiz, sonra da bütün Müslümanlara ?u umumî dersini verdi:

??Ey insanlar! Zamanla size gelip çatacak be? musibetten Allah??a sı?ınırım:

??Bir kavimde çirkin hareketler yayılıp açı?a vurulunca, kendilerinden önce geçmi? kavimlerde görülmedik vebâ, acılar ve a?rılar onlar arasında ortaya çıkar.

??Bir kavim ölçüde, tartıda eksiklik yaptı mı, muhakkak kuraklık ve kıtlık yıllarına, geçim sıkıntısına, hükümdar zulmüne u?rarlar.

??Mallarının zekâtını vermeyen kavimlerin, gökten ya?an ya?murları kesilir.

??Allah ve Resûlünün ahdini bir kavim bozdu mu, muhakkak dü?manları onların üzerine salınır. Onlar da, kavmin el ve avuçlarındakilerden bir kısmını çekip alırlar.

??Bir kavmin idarecileri, Allah??ın Kitabına uygun hareket etmediler mi, Allah??ın indirdi?i hükümlerle hükmetmeyi onurlarına yedirmediler mi, o zaman Allah da onların arasına tefrika ve harp sokar.?1

Bundan sonra Abdurrahman bin Avf Hazretleri beraberindeki Müslümanlarla Dûmetü??l-Cendel??e hareket etti. Oraya varınca onları İslâmiyete dâvet etti. Bu dâvetini üç gün tekrarladı.

?çüncü günü Hıristiyan olan reisleri Asba? bin Amre??l-Kelbî İslâmiyetle mü?erref oldu. Onunla birlikte bir çok kimse de imana geldi.2 Müslüman olmayanlar ise cizye (vergi) vermek üzere orada kaldılar.

Peygamber Efendimiz, Medine??den u?urlarken Abdurrahman bin Avf Hazretlerine, ??E?er onlar İslâmiyeti kabul ederlerse, reislerinin kızıyla evlen? buyurmu?tu.

Hz. Abdurrahman, Nebiyy-i Muhterem Efendimizin bu emri üzerine reisleri Asba???ın kızı Tümandır??la evlendi ve onu da yanına alarak Müslümanlarla birlikte Medine??ye döndü.3

Peygamberimizin ilk ya?mur duâsı

Hicretin altıncı yılında büyük bir kuraklık ve kıtlık her tarafı sarmı?tı. Ramazan ayında, bir Cuma günü, Resûl-i Ekrem Efendimiz hutbe irad buyururken, kendisinden, ??Allah??a dua et de bize ya?mur versin? diye rica edildi.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, ??Allah??ım! Bize ya?mur ver. Allah??ım Bize ya?mur ver? diyerek duâ etti.4

Bir anda ayna gibi berrak olan gökyüzünde bulutlar belirdi. Ve ya?mur ya?maya ba?ladı. Peygamber Efendimiz bu sefer, ??Allah??ım! Bu ya?muru bardaktan bo?anırcasına ya?dır ve hakkımızda hayırlı kıl?1 diye duâ etti.

Enes bin Mâlik der ki: ???zerimize öyle bir ya?mur ya?dı ki, neredeyse evlerimize gitme imkânı bulamayacaktık.

??O gün, ertesi gün, daha ertesi gün, tâ öteki Cuma??ya kadar ya?mur ya?maya devam etti.?2

Cuma günü Peygamber Efendimiz yine hutbe irad ederken, bu sefer ya?murun dinmesi için duâ etmesini ?öyle rica ettiler:

??Yâ Resûlallah! Evler, ya?murdan yıkılmaya ba?ladı. Yollar kapandı. Allah??a dua etsen de ya?muru kesse!?3

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz tebessüm buyurdular, sonra da ellerini kaldırarak, ??Allah??ım! ?evremize ya?dır, üzerimize de?il?4 diyerek duâ etti.

Yine Enes bin Mâlik der ki:

??Resûlullah Aleyhisselâm duâ ederken de eliyle, semânın neresine i?aret ettiyse orası açıldı ve Medine üstü, açık bir meydan gibi oldu.

??Medine çevresine ya?mur ya?arken, Medine??ye bir damla bile dü?müyordu.

??Etraftan gelenler, oralarda bol bol ya?mur ya?dı?ını haber vermekte idiler?5

Bu, Resûl-i Ekrem Efendimizin yaptı?ı ilk ya?mur duâsıdır.

Bundan ba?ka çe?itli zamanlarda be? ya?mur duâsı daha yapmı?lardır.

* * *



Umre Seferi

Hicretin 6. senesi, Zilkâde ayı (Milâdî 13 Mart 628). Resûl-i Ekrem Efendimiz, bir gece rüyâsında hiç bir korku ve endi?e duymadan, Ashabıyla birlikte gidip Kâbe-i Muazzama??yı tavaf ettiklerini, kiminin ba?ını kazıttı?ını, kiminin de saçını kısalttı?ını görmü?tü.1

Peygamber Efendimiz, bu rüyâsını anlatınca Ashab-ı Kiram, görülmedik bir sevinç ve heyecan izhar etmi?lerdi. Zira, Muhacir Müslümanların Mekke??den Medine??ye hicretlerinin üzerinden altı yıl geçmi?ti. Bu altı yıl zarfında büyüklü küçüklü bir çok hadise cereyan etmi?ti, ama vatanlarının hasreti yine de gözlerinde tütüyordu. Do?up büyüdükleri vatanlarına bir gün tekrar kavu?acaklarını her an hayallerinde ya?ıyorlardı. Hasret duydukları belde alelâde bir yer de de?ildi. Her gün be? vakit namazlarında yöneldikleri Kâbe-i Muazzamanın bulundu?u mübarek bir belde idi.

Resûl-i Ekrem Efendimizin, ??Siz muhakkak Mescid-i Haram??a gireceksiniz? müjdesi bu bakımdan Müslümanlar arasında büyük bir sevinçle kar?ılanmı?tı. Hattâ, hemen o yıl gidip Kâbe-i Muazzamayı tavaf edeceklerini zannettiler ve bunu umdular.

Peygamberimizin (a.s.m.), bu rüyâsını Kur??an-ı Kerim de bize haber verir.2



Medine??den hareket

Peygamber Efendimiz, yerine Medine??de Abdullah bin ?mmi Mektum??u bıraktı. Yemen i?i giydi?i iki elbisesi ile Pazartesi günü yola çıktı. Kendisiyle birlikte hazırlanan Müslümanların sayısı 1400 idi Kafilede 4 de kadın vardı. Bunlardan biri Efendimizin muhterem hanımları ?mmü Seleme (r.a.) idi. Müslümanlardan sadece 200??ü atlı idi. Yanlarında yolcu silahı olan kılıçtan ba?ka bir silah da bulunmuyordu. Onlar da kınlarında idi. Umre kafilesiyle birlikte ayrıca kurbanlık 70 de deve vardı.1

Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) Ashabıyla Zü??l-Huleyfe mevkiine gelmi?ti.

Bu sırada Hz. ?mer huzura çıkıp, ??Yâ Resûlallah! Seninle harp halinde bulunan bir kavmin üzerine silahsız ve atsız mı gireceksin? Gerekti?inde, onlarla çarpı?mak için yanınıza silahlarımızı almayalım mı?? diyerek endi?esini dile getirdi.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, ??Ben, umreye niyetlenmi?tim. Silah ta?ımak istemem? diyerek, mübârek niyetlerinin muharebe olmayıp, mücerred umre, yani Kâbe-i Muazzamayı ziyaretten ibaret oldu?unu ifade buyurdu.

Aynı endi?eyi bu sefer Ensarın ileri gelenlerinden Sa??d bin Ubade Hazretleri izhar etti.

??Yâ Resûlallah? dedi, ??ke?ke yanımızda silah ta?ısaydık. Onların ?üpheli bir hareketini gördü?ümüz takdirde üzerlerine yürürdük.?

Peygamber Efendimizin bu Sahabîye de cevabı aynı oldu:

??Ben, silah ta?ımam. Ben, sadece umreye niyetlenerek yola çıktım.2

Zü??l-Huleyfe, Medinelilerin mîkatı, yani ihrama girme yeridir. Peygamber Efendimiz de burada ö?le namazını kıldıktan sonra ihrâma girdi. Yetmi? kadar olan kurbanlık develere de i?aret vurdurdu. Müslümanların bir kısmı da burada ihrama girdi.

Peygamber Efendimiz, ö?le namazını kıldıktan sonra, kıbleye döndü ve, ??Lebbeyk! Allahümme Lebbeyk! Lebbeyke lâ ?erike leke lebbeyk! İnnel hamde ven??nimete leke ve??l-mülke lâ ?erîke leke? diyerek telbiye getirdi.

Bu ulvî sadâ, her tarafı nuranî bir havaya büründürdü. Sahabîlerin heyecanları zirvedeydi.

Henüz Zü??l-Huleyfe??den ayrılmamı?larken, Resûl-i Ekrem Efendimiz mü?riklerin durumunu ö?renmek ve kendi geli? gayesini de bildirmek üzere Büsr bin Süfyan??ı Mekke??ye gözcü olarak gönderdi. Büsr daha önce, Medine??ye Peygamber Efendimizi ziyârete gelmi?ti. Efendimizin arzusu üzerine kendisiyle birlikte Mekke??ye dönüyordu.



Kurey? mü?riklerinin kararı

Mü?rikler, Peygamber Efendimizin kalabalık bir Sahabî toplulu?u ile gelmekte oldu?unu ö?renmi? ve kat??î karar almı?lardı: ??Muhammed ve beraberindekiler Mekke içine sokulmayacaktır.? Bunun için, Halid bin Velid emrinde 200 ki?ilik bir süvari birli?ini sür??âtle Kürâü??l-Gamim denilen mevkie göndermi?lerdi. Di?er taraftan da Ahabi? kabilelerine ziyafetler vererek, herhangi bir çarpı?ma ihtimaline kar?ılık, onları yanlarına almak için bir gayretin içine girmi?lerdi.

Mü?riklerin bu kat??î karar ve gayretlerini, tecessüs için gönderilen Büsr bin Süfyan gelip Usfan mevkiinde Resûl-i Ekrem Efendimize haber verdi.

Fahr-i Kâinat Efendimiz, bu haberi alınca ?öyle buyurdu:

??Yazıklar olsun! Kurey? helâk oldu. Zaten harp, onları yiyip bitirmi?tir.

??Ne olurdu, benimle di?er Arap kabileleri arasına girmeselerdi. Beni onlarla ba?ba?a bıraksalardı. Onlar beni ma?lûp edecek olurlarsa, zaten kendilerinin de istedi?i budur. E?er Allah beni onlara galip getirecek olursa ve kendileri de isterlerse toptan İslâmiyete girerlerdi.

??E?er, böyle yapmazlarsa çarpı?mayı göze almı?lardır demektir. Heyhâyt! Kurey? mü?rikleri kuvvetlerinin çok oldu?unu mu zannediyor?

??Vallahi, Allah??ın tebli?i için beni göndermi? oldu?u dini hâkim ve üstün kılıncaya kadar, ?u ba?ım ?u gövdemden ayrılıncaya kadar onlarla sava?maktan asla çekinmeyece?im!?1

Kurey? mü?riklerinin kar?ı koymak için hazırlanmaları, Peygamber Efendimizi fazlasıyla müteessir etti. Birbirleriyle kanlı bıçaklı olanlar bile Haram Aylarda iki karde? gibi yanyana gelip Kâbe??yi tavaf edebiliyorlardı. Mü?rikler buna mani olmuyorlardı. Sadece Peygamberimiz ve Müslümanların Kâbe??yi ziyaret etmek gibi masum, ulvî, kudsî ve haklı arzusu kar?ısında, böylesine menfî bir tavır takınıyorlardı.

Peygamberimizin yol güzergâhını de?i?tirmesi

Resûl-i Ekrem Efendimizin mübârek niyetleri sadece Kâbe-i Muazzamayı ziyaret etmekti. Bunun için herhangi bir çatı?manın çıkmasını istemiyordu. Bu sebepledir ki, Halid bin Velid kumandasında bir Kurey? süvari birli?inin Gamim mevkiine gelmi? oldu?unu duyunca, Ashabına, ??Halid bin Velid bir takım süvari ile birlikte gözcü olarak Gamim mevkiinde bulunuyor! Bu bakımdan siz, yolun sa? tarafını tutup gidiniz? buyurdu ve yol güzergâhını de?i?tirerek, Müslümanları bir ba?ka yoldan *****ürdü. Halid bin Velid, İslâm ordusunu uzaktan görünce, derhal dönüp Kurey?lilere durumu haber verdi.

Bu ?artlar çerçevesinde Resûl-i Ekrem bir durum de?erlendirmesi yapmak istedi. Sahabîleri toplayarak görü?lerini sordu. Onlar fikirlerini ?öyle ifâde ettiler:

??Allah ve Resûlü daha iyi bilir. Biz, ancak umre niyetiyle buraya gelmi? bulunuyoruz. Kimseyle çarpı?maya gelmedik. Ama bu niyetimizin gerçekle?mesine mani olmak isteyen çıkarsa, elbette onlarla çarpı?ırız.?

Sahabîlerin bu kararlılı?ından Peygamber Efendimiz son derece memnun oldu. ??Haydi öyle ise, Allah??ın ismi ile yürüyünüz,? buyurdu. Sadece Kâbe??yi ziyaret etmek gibi masum ve kudsî bir maksatla yola çıkmı? Müslümanlar tekbir ve telbiyelerle Mekke??ye, Kâbe-i Muazzamaya do?ru adım adım yol alıyorlardı.

Fâhr-i ?lem Efendimiz (a.s.m.), Kasvâ adındaki devesinin üzerindeydi. Kasvâ, Mekke haremi sınırına girince çökmek istedi. Sahabîler buna mani olmaya çalı?tılar. Fakat sonunda Kasvâ galip geldi ve bir adım ileri atmadan Allah??ın hikmetiyle yere çöktü. Kaldırmaya u?ra?tılar. Fakat bir türlü muvaffak olamadılar.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz ?öyle buyurdu:

??Onun böyle bir çökme âdeti yoktur. Fakat, bir zamanlar, filin Mekkeye girmesine mani olan, ?imdi de Kasvâ??ya mani oluyor.

??Hayatım kudret elinde olan Allah??a yemin ederim ki Kurey?, Allah??ın Harem dahilinde yapılmasını haram kıldı?ı ?eylere hürmeti kastederek benden ne kadar çok istekte bulunursa bulunsun, ben onu muhakkak onlara verece?im.?1

Gerçekten Kasvâ çökmemi? olsaydı. Müslümanlar do?ruca Kurey? mü?riklerinin üzerine varacaklardı. Bu hal ise bir çarpı?mayı kaçınılmaz duruma getirebilirdi.

Halbuki, Müslümanlar beraberinde sadece kılıç getirmi?lerdi. Sair harp silahlarından tamamıyla mahrum bulunuyorlardı. Sayıları da azdı. Buna kar?ılık Kurey?liler daha tedbirli ve etraftaki kabileleri de yanlarına aldıklarından sayıca daha fazla idiler.

Bütün bunlara ra?men, elbette Müslümanlar çarpı?maktan geri durmayacaklardı. Tek bir kalb halinde çarpan bu bir avuç Müslüman, azlı?ı ve teçhizatsızlı?ına ra?men cesareti ve kahramanlı?ıyla ve Allah??ın da yardımıyla muzaffer de olabilirlerdi. Fakat bu durum, Harem-i ?erife kar?ı bir hürmetsizlik mânâsını ta?ıyacaktı. Peygamberimiz ve Müslümanlar ise, böyle bir ?eyi asla arzu etmezlerdi.

Ayrıca Mekke??de imanlarını gizlemekte devam eden, Müslümanların tanımadıkları kadın erkek bir çok kimse vardı. ?arpı?ma meydana geldi?i takdirde bunlar da arada telef olabilirlerdi.

Kaldı ki, henüz iman etmemi? olan Kurey? ileri gelenlerinden bir çok zat, yakın bir gelecekte imana gelip de İslâm dinine büyük hizmet etmeleri ve nice hayırlı evlâd yeti?tirmeleri mukadderdi.

İ?te, Kasvâ??nın âdeti olmadı?ı halde, Allah tarafından bir ilhamla çöküvermesi bu gibi hikmet ve inceliklere bir i?aretti.

Sahabîlerin bütün gayretlerine ra?men yürümek için yerinden kımıldamayan Kasvâ, Peygamber Efendimizin sevkiyle kalkıp yürüyüverdi. Fakat, Kurey?lilere do?ru gitmeyip, ba?ka tarafa saparak Hudeybiye denilen mevkiin nihâyetindeki suyu çekilmi? bir kuyunun ba?ına indi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, Müslümanların da gelip oraya konmasını emir buyurdu.1



On musluklu çe?me gibi

Hudeybiye??de Müslümanların yerle?ti?i saha susuz bir yerdi. Bu yüzden o gün susuz kalmı?lardı.

Bir ara Peygamber Efendimizin abdest ibri?inden abdest almak istedi?ini görünce ko?u?tular. Resûl-i Ekrem, ??Ne oluyor, size?? diye sordu.

??Mahvolduk yâ Resûlallah!? dediler. ??Yanımızda senin ibri?indeki sudan ba?ka ne içecek, ne de abdest alacak su var.?

Resûl-i Ekrem Efendimiz, elini ibri?in üzerine koydu, ??Alınız, Bismillah? buyurdu.

O anda çe?melerden su akarcasına, mübârek parmaklarının arasından sular fı?kırmaya ba?ladı. Müslümanlar, o sudan doya doya içtiler, abdest aldılar ve su kırbalarını a?zına kadar doldurdular.

Resûl-i Kibriyâ Efendimizin bu mucizesini anlatan Câbir bin Abdullah Hazretlerine sonradan, ??Kaç ki?i idiniz?? diye sorulunca ?u cevabı vermi?ti:

??E?er, yüzbin ki?i olsaydık, yine kâfi gelecekti. Fakat biz, bin be? yüz kadar idik.?1

Resûl-i Ekrem Efendimiz, Ashabıyla Hudeybiye??de bulunurken Huzaa Kabilesi reisi Büdeyl ibni Verkâ, kabilesinden birkaç ki?i ile çıkıp huzura geldi. Tihâme kabilelerinden olan Huzaalılar, Cahiliye Devrinde bir husustan dolayı Peygamberimizin mensub oldu?u Benî Ha?im ile ittifak etmi?lerdi. İslâmiyetin zuhurundan sonra da bu anla?maya sadakat göstererek, Peygamber Efendimize taraftarlık göstermekten geri durmuyorlardı. Müslüman olsun, mü?rik olsun hepsi Kurey???in hal ve hareketlerine dair Mekke??de olup bitenleri Peygamber Efendimize gizlice haber verirlerdi.

Peygamberimizin huzuruna çıkan Büdeyl, ??Kurey?liler seninle çarpı?maya and içmi?lerdir. Beytullahı ziyâret etmene asla müsâade etmeyeceklerdir? dedi.

Resûl-i Ekrem Efendimiz geli? maksadını tekrarladı. ?öyle buyurdu:

??Biz, buraya herhangi bir kimse ile çarpı?mak için gelmedik. Maksadımız, umre yapmak, Beytullah??ı tavaf ve ziyâret etmektir.

??Harpler, Kurey???i fazlasıyla yıpratmı?, güçsüz hale getirmi? ve bir çok zararlara u?ratmı?tır. ?ayet arzu ederlerse, yine kendilerine bir mütâreke müddeti tayin edeyim. Bu müddet zarfında, benden taraf emniyet içinde bulunsunlar.

??Kendileri, benimle sâir halklar arasına girmesinler. Beni onlarla ba?ba?a bıraksınlar. E?er ben, o topluluklara galip gelir ve onlar İslâm dinine girerlerse ve e?er, Kurey? mü?rikleri de, o toplulukların girdikleri dine girmeyi isterlerse girebilirler.

???ayet ben, zannettikleri gibi, di?er topluluklara galip gelemezsem, o zaman kendileri de rahata kavu?mu? ve kuvvet kazanmı? olurlar.

??E?er, Kurey? mü?rikleri bunları kabul etmez ve benimle çarpı?maya kalkı?ırsa, varlı?ım kudret elinde olan Allah??a yemin ederim ki, ?u tebli? etti?im din u?runda ba?ım gövdemden ayrılıncaya kadar onlarla çarpı?aca?ım! O zaman Allah??da, bana yardım edece?i hakkındaki vâdini muhakkak yerine getirecektir.?1

Büdeyl, ??Ben, senin söylediklerini Kurey?lilere ula?tırırım? diyerek Peygamberimizin yanından ayrıldı.

Büdeyl, adamlarıyla Mekke??ye dönüp durumu Kurey?lilere bildirmek istediyse de onlar önce, ??Bizim, ondan gelecek bir habere ihtiyacımız yoktur! Onun bilmesini istedi?imiz tek ?ey vardır: Bizden tek ki?i sa? kalıncaya kadar o Mekke??ye giremeyecektir!? dediler.

Sonra büyükleri olan Urve bin Mes??ud araya girdi, ??Siz ne diye Büdeyl ve arkada?larını dinlemek istemiyorsunuz? Dinleyiniz! Söyleyece?i ?ey ho?unuza giderse kabul edersiniz, ho?unuza gitmezse reddedersiniz!? dedi.

Bunun üzerine Büdeyl??i dinlediler. Büdeyl, Peygamber Efendimizin geli? maksadını ve yaptı?ı mütâreke teklifini anlattı.2

Kurey? elçisi Peygamberimizin huzurunda

Kurey?in ileri gelenlerinden biri olan Urve bin Mes??ud Büdeyl??in sözlerini yerinde buldu ve onlara ?u teklifte bulundu:

??Do?rusu, Büdeyl size do?ruluk ve sulh yolunu göstermek üzere gelmi?tir. Siz, onun tekliflerini kabul ediniz. Benim de gidip onunla konu?mama, görü?meme izin veriniz? dedi.

Kurey? mü?rikleri bu sözlerden ho?lanmadılar, ??Muhammed??e git! Fakat, kendi görü?ünü gelip bize haber verme? diyerek Urve??yi azarladılar.

Buna ra?men Urve, çıkıp Peygamberimizin yanına geldi. Mü?riklerin hazırlıklarını, Hudeybiye suyu ba?ında beklediklerini ve hiçbir kimseyi Mekke??ye sokmamaya kararlı olduklarını tekrarladı.

Peygamber Efendimiz ?öyle buyurdu:

??Ey Urve! Allah için söyle. ?u kurbanlık develerin kurban edilmelerine, ?u Beytullahı ziyâret ve tavafa engel olunur mu?

??Biz çarpı?mak için gelmedik. Niyet etti?imiz umremizi ifâ etmek ve kurbanlık devererimizi kurban etmek arzusundayız.

??Sen, benim âile halkım olan kavmime ?unu haber ver: Harp onları yiyip bitirmi?tir. Kendileri, aramızda mütâreke ve sava?maya ara vermek için bir müddet tayin etsinler. Bir de benimle Beytullah arasından çekilsinler. Bıraksınlar umremizi yapalım, kurbanlarımızı keselim.

??Aksi takdirde, yemin ederim ki, Allahu Taâla ?u İslâm dinini yeryüzünde yayaca?ı hakkındaki va??dini yerine getirinceye ve benim de ba?ım gövdemden ayrılıncaya kadar, onlarla, çarpı?maktan asla vazgeçmeyece?im.?1

Urve bin Mes??ud, bir taraftan Peygamberimizle konu?uyor, di?er taraftan Sahabîlerin Resûl-i Ekreme kar?ı davranı? ve hareket tarzlarını göz ucuyla süzüyordu. Ashabın Peygamberimize kar?ı son derece hürmetkâr ve kendisine teslimiyet içinde hareket edi?lerine hayran kalmı?tı.

Kurey? mü?riklerinin yanına dönünce, Efendimizin maksadını bildirdikten sonra, hayranlık duydu?u mü?âhedelerini anlatmaktan da kendisini alamadı.

??Ey kavmim!? dedi. ??Ben birçok hükümdarın huzuruna elçi olarak çıkmı? bir kimseyim. Vallahi, ben bunlardan hiçbir hükümdarın adamlarının onları, Ashabının Muhammed??e hürmet ettikleri, sayıp sevdikleri gibi görmedim.

??Ashabından herhangi biri ondan izin almadan konu?muyordu. Muhammed onlara bir ?ey emretti?i zaman yerine getirmek için âdeta birbirleriyle yarı?ıyorlardı.

??Sahabîleri onun yanında konu?urlarken seslerini alçaltıyorlardı, kendisine olan hürmetlerinden dolayı yüzüne dikkatle bakamıyorlar, gözlerini yere indiriyorlardı.

??Ben öyle anladım ki, bu kavim hiç bir zaman onu yalnız bırakmayacak, onun bir tek kılını bile kimseye teslim etmeyecek, hiç bir kimseyi onun tenine dokundurmayacaktır. Gerisini siz dü?ünün.1

Sonra da, ??O, size bir sulh teklifinde bulunmu?tur. Gelin bu teklifi kabul edelim? dedi.

Urve??nin bu teklifi Kurey? ileri gelenleri tarafından ho? kar?ılanmadı. Hattâ kendisini böyle konu?tu?undan dolayı azarladılar. Bu azardan rahatsız olan Urve, kendilerini terk edip Tâif yolunu tuttu.



Peygamberimizin elçisi

Artık her iki taraf karargâh kurdukları yerde müzakereler yapıyor, birbirlerine gönderdikleri kar?ılıklı elçilerle tekliflerde bulunuyorlardı. Peygamber Efendimiz, geli? maksadını Kurey?lilere bildirmek üzere Huzaâlı Hira? bin ?meyye??yi elçi olarak gönderdi. Böylece Hıra?, Resûl-i Ekremin Kurey? mü?riklerine gönderdi?i ilk elçi oluyordu.1

Hıra? bin ?meyye, gidip Hz. Resûlullahın geli? maksadını anlattıysa da, mü?rikler anlamak istemediler. Kendisine kaba davrandılar, devesini bo?azladılar, hattâ kendisini öldürmeye bile kalkı?tılar. Ancak araya Ahabi?liler girince bu hareketlerinden vazgeçtiler. Hıra? bin ?meyye canını zor kurtararak Peygamberimizin yanına döndü ve ba?ından geçenleri haber verdi.

Elçisini öldürmeye kalkı?tıkları halde Resûl-i Ekrem Efendimiz üzerlerine yürümedi, teenni ile hareket etti. Onlardan yeni teklifler bekledi. ?ünkü, onun maksadı kan akıtmak de?ildi.

Peygamber Efendimizin bütün bu söylenenlere ra?men geri dönmedi?ini gören Kurey?liler, bu sefer Ahabi?lerin reisi Huleys bin Alkame??yi elçi olarak gönderdiler. Efendimiz uzaktan Huleys??i tanıdı. Ashabına, ??Bu gelen kurbanlıklara inanç ve saygısı olan bir kavimdendir. Kurbanlık develerin hepsini ona kar?ı salıveriniz de görsün?2 buyurdu.

Müslümanlar kurbanlık develerini Huleys??e kar?ı sürüverdiler ve ??Lebbeyk! Allahümme Lebbeyk?? diyerek telbiye getirdiler.

Bu ulvî ve ma??sum manzara kar?ısında Huleys??in gözleri dolu dolu oldu:

??Sübhanallah! Bu muazzam cemaatın, Beytullahı tavaf ve ziyaretten menedilmesi ne kadar çirkin bir harekettir.

??Kâbe??nin Rabbine andolsun ki, Kurey?liler bu yanlı? tutum ve davranı?ları ile helâk olacaklardır! Halbuki bunlar, umre yapmaktan ba?ka bir maksatla gelmemi?lerdir? diye ba?ırmaktan kendini alamadı.

Peygamber Efendimiz, Huleys??in bu sözlerini uzaktan i?itti ve, ??Evet, öyledir ey Benî Kinane??den olan karde?? buyurdu.

Huleys??in bu masum ve kudsî manzara kar?ısında söylenecek ba?ka bir ?eyi yoktu. Resûl-i Ekrem Efendimize olan hürmetinden dolayı, yanına gelip konu?mak bile istemedi. Do?ruca Kurey?lilerin yanına döndü.

Huleys??in ruh ve kalbini o ulvî manzara öylesine sarmı? kucaklamı? ve yumu?atmı?tı ki, mü?riklere açıkça ?öyle demekten çekinmedi:

??Ben onu Kâbe??yi tavaftan menetmemizin do?ru olmayaca?ı fikrindeyim.?1

Ne var ki, Kurey? ileri gelenleri kendilerinden ba?ka do?ru dü?ünen kimsenin bulunmadı?ı fikrinde idiler. Huleys??in bu sözleri kar?ısında ?a?ırdılar, hattâ hiddete geldiler. ??Sen nihâyet bir Arapsın. Cahilli?in ortada! Sus, bu i?lere aklın ermez? diyerek hakarette bulundular.

Bu sözler Huleys??i fenâ halde kızdırdı. Resûl-i Ekrem Efendimizi müdafaa sadedinde çekinmeden ?öyle dedi: ??Yemin ederim ki, ya Muhammed??in yapmak istedi?ine mani olunmayacak veya ben bütün Ahâbi?i tek ki?i bile bırakmadan alıp gidece?im.?2

Fakat, bu tehdit bile Kurey? mü?riklerini inatlarından vazgeçiremedi. Binbir yalan ve dolanla tekrar Huleys??i kandırdılar ve ittifaklarının bozulmasına mani oldular.



İkinci elçi: Hz. Osman

Elçiler vasıtasıyla görü?meler devam ediyordu. Resûl-i Ekrem Efendimiz ise, bir an evvel kat??i neticeyi elde etmek istiyordu. Geli? maksadını tekrar Kurey?lilere güzelce anlatmak için bu sefer Hz. ?mer??i göndermek istedi. Hz. ?mer mazeretini bildirdi. ?öyle dedi:

??Yâ Resûlallah! Kurey? reisleri, benim onlara ne derece ?iddetli dü?man oldu?umu bilirler. Korkarım, bana suikastte bulunurlar. Mekke??de kabilemden hiç kimsem yoktur ki, beni himâyesine alsın. Buna ra?men, muhakkak benim gitmemi istiyorsanız, giderim.?

Peygamber Efendimiz hiçbir ?ey söylemeden sustu. Bunun üzerine Hz. ?mer, ??Bu i? için, Osman bir Affan gitse daha münasip olur. Zira onun Mekke??de a?iret ve akrabası çoktur? teklifinde bulundu.

Gerçekten de Mekke??nin e?rafından olan Benî ?meyye hep Hz. Osman??ın amcazadeleri idiler.

Resûl-i Ekrem Efendimiz Hz. ?mer??in bu teklifini kabul etti. Hz. Osman??ı yanına ça?ırdı. Ona ?u talimatı verdi:

??Kurey?lilere git! Biz buraya hiç kimse ile çarpı?mak için gelmedik. Sadece ?u Beytullahı ziyaret için gelmi? bulunuyoruz. Yanımızdaki kurbanlık develeri kesip dönece?iz, diye söyle. Sonra da onları İslâmiyete dâvet et.?

Peygamber Efendimiz (a.s.m.), ayrıca Mekke??de Müslümanlıklarını gizleyen Müslümanlarla da görü?üp onlara teselli vermesini ve Mekke??nin yakında fetholunup imanlarını gizlemeye ihtiyaç kalmayaca?ını da onlara haber vermesini Hz. Osman??a emretti.

Hz. Osman, Kurey? mü?riklerinin yanına vardı. Peygamber Efendimizin (a.s.m.), geli? maksadını tek tek anlattı. Onları İslâma dâvet etti. Fakat bu görü?meden de bir netice alınamadı. Mü?riklerin Hz. Osman??a da cevapları menfi oldu:

??Git! Seni gönderene söyle. O hiçbir zaman Mekke??ye girip, Kâbe??yi tavaf edemeyecektir.?

Hz. Osman??la birlikte ayrıca on kadar muhacir Resûl-i Ekremin müsaadesiyle akrabalarını ziyaret maksadıyla gitmi?lerdi. Hz. Osman??la birlikte onlar da görü?tükleri Müslüman akrabalarına Mekke??nin yakında fethedilece?i müjdesini vererek, onları sevindirdiler.

Bu arada Kurey? ileri gelenleri Hz. Osman??a, ??Kâbe??yi tavaf etmek istersen, et? dediler.

Hz. Osman, ??Hayır,? dedi, ??Resûlullah (a.s.m.) tavaf etmedikçe, ben de etmem.?

Kurey?liler bundan rahatsız oldular. Hattâ hiddete gelerek Hz. Osman??ı bir müddet yanlarında tutup göz hapsine aldılar.

Fakat bu durum, Peygamber Efendimize Hz. Osman ve beraberindeki muhacir Müslümanların mü?rikler tarafından öldürüldükleri tarzında ula?tı.1

* * *



Rıdvan Bîatı

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Hz. Osman??ın mü?rikler tarafından ?ehid edildi?i haberini duyunca son derece müteessir oldu. Kurey???in bu hareketi kar?ısında üzerlerine yürümekten ba?ka bir çare kalmıyordu.

??Madem böyle, bu kavimle çarpı?madıkça, buradan kesinlikle ayrılmayaca?ız?1 buyurdu.

Zaten yapılabilecek ba?ka bir ?ey de kalmamı?tı. Sulh tekliflerine yana?madıkları gibi, elçi ?ehid etme cür??etini bile gösterebiliyorlardı.

Peygamber Efendimiz, ??Allahü Teâla, bana biât yapılmasını emretti!? diye seslendi.

Hâtemü??l-Enbiyâ Efendimiz, daha sonra Rıdvan A?acı olarak adlandırılacak olan Semüre a?acı altında durdu. Müslümanlar da teker teker, çarpı?maktan yüz çevirmeyeceklerine, Allah ve Resûlü yolunda canlarını fedâ edinceye kadar sava?acaklarına dâir biât ettiler.2 Bîattan bir tek ki?i kaçındı: Münafıklardan Cedd bin Kays.3

Bu bîat, Sahabîlere yeni bir cesaret, taze bir heyecan verdi. Yerlerinde âdeta duramaz bir hale gelmi?lerdi. Bir an evvel ya Kâbe??yi tavaf etmek veya mü?riklerle çarpı?mak istiyorlardı.

Cenâb-ı Hak, bu biâtta bulunan Müslümanlardan razı ve memnun oldu?unu Kur??ân-ı Kerimde ?öyle beyân eder:

??And olsun ki, o a?acın altında sana bîat eden mü??minlerden Allah râzı oldu. Kalblerinde olanı bildi?i için Allah onların üzerine sükûnet ve emniyet indirdi ve onları yakın bir fetihle mükâfatlandırdı.

??Elde edecekleri pek çok ganimetleri de onlara nasip etti. ?ünkü Allah??ın kudreti her?eye galiptir ve hikmeti her?eyi ku?atır.?1

Bu sebeple bîata ??Rıdvan Bîatı? adı verildi.

Resûl-i Ekrem Efendimiz de bir hadislerinde, ??A?aç altında gerçekten bîat edenlerden hiç biri Cehenneme girmeyecektir?2 buyurarak bu bîatta bulunan Müslümanların faziletini açıkça beyan etmi?lerdir.

Bîat haberi Kurey? mü?rikleri tarafından duyulunca üç gün yanlarında alıkoydukları Hz. Osman??ı serbest bıraktılar.

Hz. Osman derhal Hz. Resûlullahın huzuruna çıkıp geldi. Böylece ?ehâdeti ile ilgili haberlerin asılsız oldu?u anla?ıldı.

Fakat, bîat yapılmı? ve tamamlanmı?tı. Sahabîler Hz. Osman??a, ??Herhalde Kâbe??yi tavaf etmi?sindir?? dediler.

Hz. Osman ?u kar?ılı?ı verdi:

??Vallahi! Mekke??de bir yıl kalsaydım ve Resûlullah da (a.s.m.) Hudeybiye??de otursaydı, o, Kâbe??yi tavaf etmedikçe, ben yine tek ba?ıma onu tavaf etmezdim.?3

* * *



Hudeybiye 1 Antla?ması

Hicretin 6. senesi, Zilkàde ayı (Milâdî 628). Rıdvan bîatı, Kurey?lileri fazlasıyla korkutmu?tu. Peygamberimizin üzerlerine yürüyece?i endi?esine kapılarak, alelacele sulh teklifinde bulunmak gayesiyle bir heyet gönderdiler. Heyette ?u isimler vardı: Süheyl bin Amr (ba?kan), Huveytip bin Abdü??l-Uzzâ ve Mikrez bin Hafs.

Kurey? mü?rikleri üç ki?ilik bu heyete ?u direktifi vermi?lerdi:

??Gidin, Muhammed??le sulh anla?masında bulunun. Fakat buradan dönüp gitmek ?artıyla. E?er bu ?artı kabul etmezse anla?maya yana?mayın.?2

Peygamber Efendimiz (a.s.m.), Süheyl??in geli?ini, isminin ??kolaylık? mânâsını ifâde etmesinden dolayı hayra yorarak, Sahabîlerine, ??Artık, i?iniz bir derece kolayla?tı! Kurey?liler, sulh yapmak istedikleri zaman hep bu adamı gönderirler?3 buyurdu.

Sulh heyeti Peygamberimizin huzurunda

Kurey? elçisi Süheyl bin Amr, Resûlullahın huzuruna vardı. ?nünde iki dizinin üzerinde diz çöktü. Peygamber Efendimiz ise ba?da? kurmu?tu. Müslümanlar da çevresinde oturmu?lardı.

Süheyl bin Amr uzun uzadıya konu?tu. Sonra Peygamber Efendimize sulh teklifinde bulundu. Peygamber Efendimiz sulh tekliflerini kabul etti. Bundan sonra sulh ?artlarının müzakeresi yapıldı. Onlarda da anla?maya varıldı. Sıra anla?ma ?artlarının yazılmasına gelmi?ti. Hz. Ali musalâhanın ?artlarını yazmak üzere kâtip tayin edildi.

Peygamberimiz, Hz. Ali??ye, ??Yaz!? dedi. ??Bismillahirrahmanirrahim.?

Süheyl bin Amr, buna itiraz etti. ??Biz, Bismillahirrahmanirrahim??i bilmiyoruz. Sen böyle yazma!? dedi.

Resûl-i Ekrem, ???yle ise nasıl yazalım?? diye sordu.

Süheyl, ??Bismike Allahümme, yaz? dedi.

Kurey?liler, eskiden beri ??Bismillahirrahmanirrahim? yerine ??Bismike Allahümme??yi? kullanırlardı.1

Peygamber Efendimiz, ??Bismike Allahümme de güzeldir? buyurduktan sonra Hz. Ali??ye, ??Haydi yaz: Bismike Allahümme? diye emretti.

Hz. Ali de aynı ?ekilde yazdı.2

Bundan sonra Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Hz. Ali??ye ?öyle yazmasını emretti:

??Bu, Muhammed Resûlullahın, Süheyl bin Amr??la üzerinde anla?maya varıp sulh oldukları, icabının taraflarca yerine getirilmesi kararla?tırılıp imzaladı?ı maddelerdir.?

Kurey? heyeti ba?kanı Süheyl yine itiraz etti, ??Vallahi, biz senin gerçekten Allah??ın Resûlü oldu?unu kabul edip tanımı? olsaydık. Beytullahı ziyaretine mani olmaz ve seninle çarpı?maya kalkmazdık? dedi.

Peygamber Efendimiz, ??Peki nasıl yazalım?? buyurdu.

Süheyl, ??Muhammed bin Abdullah diye kendi ismini ve babanın ismini yaz? dedi.

Peygamber Efendimiz, ??Bu da güzeldir? buyurduktan sonra, Hz. Ali??ye, ??Yâ Ali, sil onu. Sil de Muhammed bin Abdullah yaz? diye emretti.1

Hz. Ali, ??Hayır! Vallahi, ben Resûlullah sıfatını hiçbir zaman silemem? diye yemin etti.2

Bu arada Müslümanlar da, Hz. Fahr-i ?leme kar?ı besledikleri muhabbet ve hürmetlerinin eseri olarak, ??Biz, Resûlullah Muhammed??den ba?kasını yazdırmayız. Ne diye dinimiz u?runda bu eksikli?i, bu hakareti kabul ediyoruz?? diye yüksek sesle konu?maya ba?ladılar.

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Müslümanlara seslerini kısmalarını ve susmalarını mübârek elleriyle i?âret buyurdu. Birden sustular.

Bundan sonra Peygamber Efendimiz Hz. Ali??ye, ??Bana o sıfatın geçti?i yeri göster? dedi.

Hz. Ali, ??Resûlullah? kelimesinin geçti?i yeri gösterdi. Resûl-i Ekrem Efendimiz de onu eliyle sildi. Yerine ise ??İbni Abdullah (Abdullah??ın o?lu)? kelimelerini yazdırdı.3

Peygamber Efendimizin, sulha ciddi taraftar oldu?unu, sulha giden yoldaki manileri ortadan kaldırmaya ne kadar gayret gösterdi?ini bu bir iki nümûneden de anlamak mümkündür.

Musalaha maddeleri

Mü?rik heyetinin yukarıdaki itirazları, Müslümanların bu itirazları kabul etmeyi?leri ve Peygamber Efendimizin her iki tarafı yatı?tırması sonunda sıra musalaha maddelerinin yazılmasına gelmi?ti.

Resûl-i Ekrem Efendimiz ile, mü?rik elçiler arasında geçen konu?malardan sonra karara ba?lanan maddelerden mühimleri ?unlardır:

1. Müslümanlarla mü?rikler huzur ve emniyet içinde ya?amalarını devam ettirmek için birbirleriyle 10 yıl harp etmeyeceklerdir.

2. Peygamberimiz ve Sahabîler bu yıl Mekke??ye girmeyip, geri dönecekler, ancak gelecek yıl yanlarına yalnız yolcu silahı olan kılıç bulundurmak ?artıyla gelip Kâbe??yi tavaf edecekler ve ancak Mekke??de üç gün kalacaklardır. Mü?rikler ise, o sırada ?ehri bo?altacaklardır.

3. Medine??deki Müslümanlardan Mekke??ye iltica edenler Müslümanlara iâde edilmeyecek, fakat Mekke??den Medine??ye velev Müslüman dahi olsalar iltica edenler, istendi?i takdirde geri verileceklerdir.

4. Arap kabilelerinden isteyen Peygamberimizle, isteyen de Kurey???le birle?mekte serbest olacaklardır.1



Ashab-ı Kiram??ın hiddet ve itirazı

Resûl-i Ekrem Efendimiz her ne surette olursa olsun Kurey? mü?riklerini bir musalaha yazısı ile ba?lamak ve bu surette İslâmın siyasî kudret ve mevcudiyetini hem onlara hem de bütün Arabistan halkına göstermek ve tanıtmak istiyordu.2 Bu sebeple, Kurey? heyet ba?kanı Süheyl??in zahiren Müslümanların aleyhinde görülen teklif ve maddelerini de kabul ediyordu. Bu inceli?i bir anda kavramayamayan Ashab-ı Güzin ba?ından beri hem hiddetleniyor, hem de zaman zaman itiraz ediyordu.

Hattâ, Kurey? heyet ba?kanı Süheyl, Peygamberimize, ??Sizden biri bize gelirse reddetmeyelim. Amma bizden size bir adam gelirse Müslüman olsa bile geri vereceksin? diye teklifte bulundu?u zaman, Müslümanlar birden hiddete gelerek, ??Sübhanallah! Müslümanların yanına gelmi? bir Müslüman, mü?riklere tekrar nasıl geri çevrilir?? diye itiraz etmi?lerdi. Sonra da Peygamber Efendimize, ??Yâ Resûlallah! Bu ?artı da kabul edecek misin?? diye hayretle sormu?lardı.

Her ?eye ra?men bir sulh akdedip, Kurey? mü?riklerine İslâm devletini resmen tanıtmak arzusunda olan Peygamber Efendimiz Müslümanların bu itiraz ve suallerine ?öyle cevap vermi?ti:

??Evet, bizden onlara gidecek olanları Allah bizden uzak etsin! Onlardan bize gelip, geri çevirece?imiz kimseleri de muhakkak Allah biliyor! Onlar için elbette bir geni?lik, bir çıkar yol yaratacaktır.?1



Ebû Cendel Hadisesi

Antla?ma maddelerinin yazılması bitmi?ti. Fakat taraflarca henüz imzalanmamı?tı.

Tam o sırada, zincire vurulmu? birinin kendini Müslümanların arasına attı?ı görüldü. Gariptir ki bu, Kurey? murahhas heyeti ba?kanı Süheyl bin Amr??ın o?lu Ebû Cendel idi. İslâm ?erefiyle ?ereflenmesine, mü?rikler, ayaklarını zincire vurmakla kar?ılık vermi? ve onu hapsetmi?lerdi. Ebû Cendel hapsedildi?i yerden bir fırsatını bularak kaçmı? ve Mekke??nin alt tarafından kimsenin göremeyece?i yollardan binbir zorlukla Hz. Resûlullahın huzuruna çıkagelmi?ti. O sırada babası Süheyl henüz Müslümanların karargâhında bulunuyordu.

Ebû Cendel, bizzat babasının kendisine revâ gördü?ü dayanılmaz i?kence ve eziyetlerden kurtulmak için kendisini Hz. Fahr-i ?lemin ayakları dibine atmı?, ona iltica etmi?ti. ??Beni kurtar? diyordu.

Ne var ki, az evvel yapılan anla?ma buna imkân vermiyordu. Nitekim, o?lunun geldi?ini gören Süheyl, onu Peygamberimizden geri istedi:

??İ?te! Sulh ?artları gere?ince bana geri verece?in ki?ilerden ilki budur? dedi.

Peygamber Efendimiz, ??Biz, sulh anla?masını henüz imzalamı? de?iliz? buyurdu.

Süheyl diretti:

??Vallahi? dedi, ??ben de sizinle hiç bir madde üzerinde sulh olmam!?

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, ??Haydi, bu seferlik bunu bana ba?ı?la ve yazıyı imza et? buyurdu.

Süheyl??in bunu kabule asla niyeti yoktu, ??Ben, bunu asla anla?ma dı?ında tutamam ve sana bırakamam? dedi.

Peygamber Efendimiz tekrar, ??Hayır! Bunu benim hatırım için yapacaksın? buyurdu. Buna ra?men Süheyl inadından vazgeçmedi:

??Ben bunu asla yapamam.?1

Resûl-i Ekrem Efendimiz, iki mü?kil durumla kar?ı kar?ıya kalmı?tı. Ebû Cendel??i geri vermek demek, onu bile bile eziyet ve i?kence çemberi içine atmak demekti. Vermedi?i takdirde, Kurey? heyeti anla?mayı feshedecekti. Halbuki o birçok sebeplerden dolayı bunu istemiyordu. Ama her?eyden önce söz vermi?, anla?ma yapmı?tı.

Elinde ba?ka çaresi kalmayan Peygamber Efendimiz, teessür içinde Ebû Cendel??i babasına teslim etmek zorunda kaldı.

Ebû Cendel??in feryadı Müslümanların gönlünü da?lıyordu:

??Yâ Resûlallah! Ey Müslümanlar! Siz, beni bana eziyet etsinler, i?kencelere u?ratsınlar diye mi, bunlara teslim ediyorsunuz? Siz benim eziyet çekmeme rıza mı gösteriyorsunuz??1

Fakat, ne çare Ebû Cendel artık babasının merhametsiz pençesinde bulunuyordu. Acıklı feryadı, imdad dilemesi, Müslümanların gözlerini ya?larla doldurdu. Ama, Hz. Resûlullah teslim etti diye seslerini çıkaramıyorlar, yapılan zulmü sinelerine çekiyorlardı. Hz. Resûlullah, teslim etmemi? olsaydı, Ebû Cendel??in bu feryad ve figânını imkânı yok cevapsız bırakmazlardı. Canları pahasına da olsa onu insafsız ellerden kurtarırlardı.

Peygamber Efendimiz, babası tarafından alınan Ebû Cendel??e ?öyle buyurdu:

??Biraz daha sabret! Biraz daha maruz kaldıklarına gö?üs ger! Bunların ecrini mükâfatını Allah??tan dile! Muhakkak Allah, senin ve yanında bulunan kimsesiz Müslümanlar için bir ferahlık, bir çıkar yol yaratır. Onlara vermi? oldu?umuz söze vefâsızlık edemeyiz?2 buyurdu.



Hz. ?mer??in Peygamberimize sorusu

Ebû Cendel, Kurey? mü?rikleri tarafından geri alınırken, Hz. ?mer, Peygamber Efendimizin huzuruna çıktı ve ??Yâ Resûlallah! Onu Kurey?lilere ne için geri veriyoruz? Dinimiz u?runda bu hakareti ne diye kabul ediyoruz?? dedi.

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz ?öyle buyurdu:

??Biz bu i? hakkında onlarla anla?ma yapmı? bulunuyoruz! Dinimizde ahde vefâsızlık yoktur??3

Efendimizden bu cevabı alan Hz. ?mer, bu sefer Ebû Cendel??in yanına sokuldu ve kılıcını ona do?ru yakla?tırarak ?u teklifi yaptı:

??Ey Ebû Cendel! ?üphesiz, mü?riklerin kanı köpeklerin kanı gibi de?ersizdir. İnsan Allah yolunda babasını da öldürebilir. ?ldür gitsin ?u babanı.?

Ebû Cendel, ??Sen, neden öldürmüyorsun?? diye sordu.

Hz. ?mer, ??Resûlullah (a.s.m.), onu ve ba?kalarını öldürmeyi bana yasakladı? cevabını verince Ebû Cendel, ??Ben Resûlullaha itaatte senden geride kalmak istemem?1 dedi.

Müslümanların sadakât imtihanı

Sahabîler, çok arzuladıkları halde, Kâbe-i Muazzamayı ziyaret ve tavaftan alıkonmu?lardı. Bunun yanında Hz. Resûlullah anla?ma ile, görünü?te aleyhlerinde olan bir takım a?ır hükümleri de kabul etmi? ve altına imza atmı?tı. Sebep ve hikmetlerine gere?i gibi nüfuz edemediklerinden dolayı bu durum, son derece Sahabîlerin güçlerine gitti. Manen rahatsızlık duydukları, hal ve davranı?larından belli oluyordu.

Kendi âleminde, böylesine a?ır ?artlara evet dememin bir türlü izahını bulamayan Hz. ?mer, huzura varmadan edemedi. Peygamberimize, ??Sen Allah??ın hak peygamberi de?il misin?? diye sordu.

Resûl-i Ekrem, ??Evet, ben Allah??ın peygamberiyim? buyurdu. Sonra da aralarında ?öyle bir konu?ma oldu:

??Biz Müslümanlar hak, dü?manlarımız olan mü?rikler ise bâtıl üzere bulunmuyorlar mı??

??Evet, öyledir.?

??Bu halde dinimizi küçük dü?ürmeye niçin meydan veriyoruz??

??Ey Hattab??ın o?lu, ben Allah??ın kulu ve Resûlüyüm. Allah??ın emirlerine aykırı harekette bulunamam. Bu muâhede maddelerini kabul etmekle de Allah??a isyan etmi? de?ilim. O, beni hiçbir zaman zarara u?ratmayacaktır.?

??Sen bize Allah??ın nusret buyuraca?ını, gidip Kâbe??yi hep beraber tavaf edece?imizi va??d etmi? de?il miydin??

??Evet, vaad etmi?tim. Ancak, bu yıl gidip tavaf edece?imizi söylemi? miydim??

??Hayır.?

??O halde tekrar ediyorum: Sen muhakkak Mekke??ye gidecek ve Kâbe??yi tavaf edeceksin.?1

Hz. ?mer??in, Hz. Ebû Bekir??le konu?ması

Hz. ?mer, buna ra?men iç âleminde kabarmı? duygularını teskin edemiyordu.

Bu sefer Hz. Ebû Bekir??in yanına gitti. Onunla da aralarında ?u konu?ma oldu:

??Ey Ebû Bekir, bu zât, Allah??ın hak peygamberi de?il midir??

??Evet, o Allah??ın hak peygamberidir.?

??Peki biz Müslümanlar hak üzere, dü?manlarımız ise bâtıl üze re de?iller mi??

??Evet, bizler hak üzereyiz, dü?manlarımız ise batıl üzeredirler!?

??O halde, dinimizi küçük dü?ürmeye niçin meydan veriyoruz??

??Ey ?mer, o, Allah??ın Resûlüdür. Bu muâhedeyi yapmakta Rabbine asî olmu? de?ildir. Allah onun yardımcısıdır. Sen, onun emrine itaat et!?

??O, bize Medine??de; ??Beyt-i ?erife varaca?ız, tavaf edece?iz?? demedi mi??

??Evet, ama, sana, ??Beytullaha bu yıl gidecek ve tavaf edeceksin?? diye mi haber verdi??

??Hayır.?

??Sen, muhakkak, yakın bir zamanda Beytullaha gidecek ve onu tavaf edeceksin? dedi.1

Hz. ?mer??in itiraf ve nedâmeti

Hz. ?mer, o günkü halet-i ruhiyesini ve sonradan duydu?u nedâmeti ?öyle anlatır:

??Ben, hiç bir zaman o günkü gibi bir musibete u?ramadım. Peygambere hiçbir zaman ba?vurmadı?ım bir biçimde ba?vurmu?tum. E?er o gün, kendi görü?ümde bir topluluk bulsaydım, bu musalaha ve muâhede yüzünden hemen bunların içinden ayrılır, onların yanına varırdım.

??Nihayet, Allahü Teâla, i?in sonunu hayır ve rahmet kıldı. Resûlullah ise, i?in böyle olaca?ını çok iyi biliyormu?.

??O gün, Resûlullaha (a.s.m.) kar?ı sarfetmi? oldu?um sözlerimden duydu?um korkudan dolayı neticenin hayır olmasını ümit ederek oruçlar tutmaktan, sadakalar vermekten, namazlar kılmaktan ve köleler azâd etmekten geri durmadım.?2

Resûl-i Ekrem Efendimiz, muâhede ve musalaha i?ini bitirdikten sonra, Sahabîlere, ??Artık kalkınız, kurbanlıklarınızı kesip sonra ba?larınızı tıra? ediniz? diye seslendi.3

Ne var ki, Hz. Resûlullaha sonsuz hürmet ve muhabbetlerine ra?men Sahabîlerin hiçbirinde bu emir kar?ısında bir hareket görülmedi. Peygamber Efendimiz, emrini ikinci bir kez tekrarlamak zorunda kaldı:

??Kalkınız, kurbanlıklarınızı kesip, sonra ba?larınızı tıra? ediniz.?

Fakat, Sahabîler aynı ?ekilde sanki bu emri duymamı? gibi davranıyor, kurban kesme ve tıra? olma i?ine ba?lamıyorlardı.

Resûl-i Ekrem emrini üçüncü kere tekrarladı:

??Kalkınız, kurbanlıklarınızı kesip, sonra ba?larınızı tıra? ediniz?
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
  Hicretin 10. senesi ahmust 0 53 05-13-2008 11:56 PM
Son Mesaj: ahmust
  Hicretin 9. senesi ahmust 0 40 05-13-2008 11:55 PM
Son Mesaj: ahmust
  Hicretin 8. senesi ahmust 0 36 05-13-2008 11:54 PM
Son Mesaj: ahmust
  Hicretin 7. senesi ahmust 0 39 05-13-2008 11:53 PM
Son Mesaj: ahmust
  Hicretin 5. senesi ahmust 0 33 05-13-2008 11:51 PM
Son Mesaj: ahmust
  Hicretin 4. senesi ahmust 0 29 05-13-2008 11:50 PM
Son Mesaj: ahmust
  Hicretin 3. senesi ahmust 0 37 05-13-2008 11:50 PM
Son Mesaj: ahmust
  Hicretin 2. senesi Di?er Olaylar ahmust 0 42 05-13-2008 11:49 PM
Son Mesaj: ahmust
  Hicretin 2. senesi ahmust 0 31 05-13-2008 11:47 PM
Son Mesaj: ahmust
  Hicretin 1. senesi ahmust 0 35 05-13-2008 11:47 PM
Son Mesaj: ahmust

Forum Atla:


 Quick Theme:


İletişim | irfanmeclisi | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Hafifleştirilmiş Sürüm | RSS Beslemesi
Forumlara hızlı giriş için tıklayın
|Allah C.C.|   | Kur'an-ı Kerim | | Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) |  | İslam Büyükleri Alimleri ve Eserleri | | Dini Bilgiler |
| İslamî Hayat ve Aile | | Resimler & Duvar kağıtları | | Ilahi & Ezgi Sozleri | Nükte,Hiciv,Fıkra ve Bulmacalar |
| Dini Filmler , vss. | | İlahiler & Ezgiler | | Cep Telefonları Ve Donanımları | | program download (program indir) |
| Gündemdeki Konular | | Dergi,Kitap ve Diğer Tanıtımlar.. | | İslam Tarihi | |  Peygamberler Tarihi | | Osmanlı Tarihi |

Google Pagerank CheckerTOPlist
Zirve100