Özel Arama
|
Hicretin 9. senesi
|
|
05-13-2008, 11:55 PM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
Hicretin 9. senesi
Hicretin Dokuzuncu Senesi
Etrafa Vali ve Zekât Memurlarının Gönderilmesi Hicretin 9. senesi Muharrem ayı. Bu tarihe kadar bir çok kabile İslâmla ?ereflenmi?, birçok memleket de İslâm topraklarına katılmı?tı. Bu memleketin idaresi ve halkına mükellefiyetlerinin bildirilmesi gerekiyordu. Bu maksatla Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hicretin bu 9. yılı Muharrem ayında İslâm memleketlerinden bazılarına valiler ve halktan zekât toplamak için de zekât tahsil memurları tayin edip gönderdi.1 Resûl-i Ekremin, gönderdi?i vali ve zekât tahsil memurlarına emir ve tavsiyeleri ?u idi: ??Halkın kusurlarına kar?ı affedici davranınız ve en iyi mallarını almaktan sakınınız!?2 Yemen??in güzel kasabalarından biri olan San??a ve yine Yemen??in Hadramut bölgesi ile Süleymler, Müzeyneler, Cuheyneler, Kilabo?ulları, Resûl-i Ekrem Efendimizin vali ve zekât memurları gönderdi?i memleket ve kabilelerden bazıları idi.3 Bu valiler idarî i?lerle me?gul olmaktan ba?ka, halk arasında çıkan dâvalara da bakıyorlar, onları İslâmî hükümlere göre halletmeye çalı?ıyorlardı. Zekât memurları ise, gittikleri kabilelere İslâmın zekât mükellefiyetini anlatarak, zenginlerinin bu malî ibâdeti yerine getirmeleri gerekti?ini bildiriyorlardı. Bazı kabileler bu mükellefiyetlerini seve seve yerine getirdiler. Bir kısım kabileler ise önce bu malî mükellefiyeti a?ır bularak memurları ho? kar?ılamadılar. Ancak sonradan bu hareketlerinden vazgeçerek zekâtlarını vermeye ba?ladılar. Mekke??nin fethi, İslâmın en parlak ve en ?erefli bir zaferi idi. ?ünkü, bu fetih ile senelerden beri Hz. Resûlullah ile Kurey? mü?rikleri arasında süregelen amansız mücadele İslâmın galibiyeti ile netice bulmu?tu. Arabistan??daki kabileler de yıllardan beri devam edegelen bu çetin mücadeleyi yakından ve dikkatlice takip etmi?lerdi. ?nce, bu mücadelede Resûl-i Kibriyâyı kavmi olan Kurey?lilerle yalnız bırakmayı tercih etmi?ler ve ??Onu kavmi olan Kurey?lilerle ba? ba?a bırakınız. E?er o, kavmine galip gelirse, ?üphesiz kendisi sözünde do?rudur ve peygamberdir?1 demi?lerdi. İ?te, etraftaki kabilelerin yakından takip ettikleri bu ?iddetli mücadele, Mekke fethi ile İslâmın üstünlü?ü, ?irkin ma?lubiyet ve peri?anlı?ı ile son bulmu?tu. Artık onlar için tek yol kalmı?tı: İslâmın ?efkatli sînesine bir an evvel ko?mak. Gayet iyi biliyorlardı ki, Mekkeli mü?riklerin bunca dü?manlık ve kuvvetlerine ra?men söndüremedikleri bu dâvâyı kendileri de söndüremezler ve onun yayılmasını engelleyemezlerdi. Bu sebeple Mekke??nin fethini takip eden günlerde Hicretin 9. yılı ba?larında civar kabilelerin Müslüman olmak için Medine??ye akın akın geldikleri görülüyordu. Bu sebeple bu yıla ??Heyetler Yılı? adı da verilmi?tir.2 Gelen bu heyetlerin hepsini Peygamber Efendimiz, gayet güzel kar?ılıyor ve onlara izzet ikramda bulunuyordu. Bu heyetlerin içinde her sınıftan insan vardı. Hepsi de Resûl-i Ekremin yüksek ahlâk ve faziletine, Ashabının nazik ve insanî hareket ve davranı?larına hayran kalarak yurtlarına dönüyorlardı. Benî Temim Heyeti Medîne??de Hz. Resûlullah, Hicretin 9. senesi Muharrem ayı ba?larında Ashabdan Büsr bin Süfyan??ı Huzaalılardan Benî Kab Kabilesine zekâtlarını almak üzere göndermi?ti. Kâ??bo?ulları, gelen memura teslim edilmek üzere hayvanlarından dü?en zekâtı bir tarafa ayırmı?lardı. Fakat, aynı yerde oturan Temim Kabilesi oldukça fazla olan bu hayvanların verilmesine kar?ı çıkmı?, hattâ kılıçlarını sıyırarak Büsr Hazretlerini öldüreceklerini bile izhardan çekinmemi?lerdi. Bunun üzerine Büsr (r.a.), Medine??ye dönerek durumu Resûl-i Ekrem Efendimize anlatmı?tı. Allah Resûlü de elli kadar bedevî süvari ile Uyeyne bin Hısn??ı Temimo?ulları üzerine göndermi?ti. Uyeyne bin Hısn, Temimo?ulları üzerine aniden baskın yapmı?tı. Bir çok ganimet malları ile birlikte on bir erkek, yirmi kadın ve otuz kadar da çocuk esir edip Medine??ye geri dönmü?tü.1 Uyeyne bin Hısn??ın Medine??ye dönmesinden az sonra idi. Zekât vermemekte direnen Temimo?ullarından bir heyet çıkıp Peygamber Efendimizin huzuruna geldi. İçlerinde me?hur hatip ve ?âirleri de vardı. Gayeleri esirlerini geri almaktı. Kâinatın Efendisi Peygamberimiz (a.s.m.) onlara, ??Ne istiyorsunuz?? diye sordu. ??Biz Temim Kabilesindeniz? dediler. ??Sizinle ?iir ve övünme yarı?ı düzenleyelim diye ?âir ve hatiplerimizi getirdik.? Hafifçe tebessüm eden Efendimiz, ??Ben ?iir söylemekle vazifelendirilmedi?im gibi, övünmekle de emredilmedim. Bunu yapamam. Fakat, haydi neyiniz varsa ortaya dökün de görelim!? buyurdu. Bunun üzerine Benî Temim??in Utarid adındaki hatibi aya?a kalkarak, kavim ve kabilesini övdükten sonra, ??Bizimle fazilet yarı?ına çıkacak kimse, saydıklarımızın bir benzerini saysın döksün bakalım!? diyerek meydan okudu. Benî Temim hatibinin sözlerini bitirip yerine oturmasından sonra Resûl-i Kibriyâ, Sâbit bin Kays??a, ??Kalk! ?unun konu?masına kar?ılık ver!? diye emretti. Sabit (r.a.), aya?a kalktı. ?nceden hiç bir hazırlı?ı olmadı?ı halde Cenâb-ı Hakkın büyüklü?üne ve Resûlullahın medh ve senâsına dâir Temimlileri bile hayrette bırakan gayet belagatlı ve tesirli bir hitabede bulundu. Hz. Sâbit ?öyle diyordu: ??Hamdolsun Allah??a ki, gökleri ve yeri yaratan ve onlardaki hükmünü yürüten Odur. ??Hiçbir ?ey yoktur ki, Onun fazl ve kereminin eseri olmasın! ??Bizim her tarafta galip geli?imiz ve hâkim olu?umuz da Onun kudretinin eseridir. ??O, insanların arasından en hayırlısını seçerek peygamber göndermi?tir. Ki o peygamber; baba tarafından insanların en ?ereflisi, söz cihetinden, en do?ru sözlüsü, ana tarafından ise en üstünüdür. ??Allah, ona Kitabını indirmi?, onu kullarının emîni ve mu??temedi, cihanın da güzîdesi ve seçkini kılmı?tır.?1 Sıra ?âirlerin meharetlerini ortaya dökmesine gelmi?ti. ?nce, Benî Temim ?âirlerinden biri aya?a kalkarak kendilerini medh eden bir kaside sundu. Adam ?iirini bitirir bitirmez Resûl-i Ekrem ?âiri Hassan bin Sâbit??e, ??Kalk yâ Hassan! ?u adamın ?iirine kar?ılık ver!?2 diye emretti. Sonra da, ??Allahu Taâla, Resûlünü müdafaa ederken Hassan??ı muhakkak Cebrâil ile destekler? buyurdu. Kâinatın Efendisini müdafaa etmenin ?erefini yüklenen Hz. Hassan a?k ve heyecan içinde aya?a kalktı. Aynı vezin ve kafiyede uzun bir ?iirle Temimli ?âire cevap verdi. ?iirinde İslâmın müstesna güzelli?ini, yücelik ve faziletini veciz ve açık bir ifâde ile dile getirdi. Müslüman hatip ve ?âirin, Temimo?ulları ?âir ve hatibinden çok daha güzel birer hitabe ve ?iir sunmaları hem Peygamber Efendimizi, hem de orada bulunan Sahabîleri sevindirdi. Buna kar?ılık Temim heyeti, İslâm ?âir ve hatibinin, kendilerininkinden daha üstün oldu?unun belli olması kar?ısında sustular. İleri gelenlerinden olan Akrâ bin Habis ise ?öyle demekten kendini alamadı: ??Allah??a yemin ederim ki, bu zâta her zaman gaybdan yardım ediliyor. O, muhakkak muvaffak olacaktır. Her ?eyde, herkese üstün gelmektedir. ??Onun hatibi hatibimizden, ?âiri de ?âirimizden daha üstündür. Sesleri de seslerimizden daha canlı ve daha gürdür.?1 Daha sonra Akrâ bin Habis, Hz. Resûlullahın yanına yakla?tı ve ?ehâdet getirerek Müslüman oldu. Onun Müslümün olu?unu di?erleri takib etti.2 Bunun üzerine Resûl-i Ekrem, heyettekilerin herbirini birer hediye ile taltif etti?i gibi, alınmı? olan bütün esirlerini de kendilerine geri verdi.3 Benî Esed Heyeti Medine??de Hicretin 9. senesi Muharrem ayı idi. Medine??ye gelen heyetlerden biri de on ki?ilik Benî Esed Kabilesi idi. Müslüman olduklarını Resûl-i Ekrem Efendimize arzettikten sonra ?öyle dediler: ??Yâ Resûlallah! Herkes kıtlık ve kuraklık içinde sıkıntıdan kıvranırken, biz kendi rızamızla kalkıp geldik. Ba?ka kabileler gibi seninle harp etmeden Müslüman olduk.?1 Bu sözleriyle Peygamber Efendimizin, Müslüman olduklarından dolayı kendilerine minnettâr kalması gerekti?ini ifade etmek istiyorlardı. Bu minnettarlık sebebiyle de bol ihsana mazhar olmayı ümit ediyorlardı. Henüz Müslüman olduklarından ve İslâmın engin ruhuna vakıf bulunmadıklarından dolayı bu tarz bir tavır takındıkları muhakkaktı. Halbuki, iman etmekle ancak kendilerine fayda temin etmi? oluyorlardı. Bu sayede ebedî hayatlarını mahvolmaktan kurtarmı? oluyorlardı. İman etmekle Resûl-i Ekremin ?ahsına elbette bir fayda temin etmi? de?illerdi. Bu sebeple bu tarz davranı?ları son derece yersizdi ve İslâm ruhuna uygun de?ildi. Nâzil olan âyet-i kerime bunu açıkça ortaya koydu: ??Onlar İslâma girmekle seni minnet altında bırakmak istiyorlar. De ki: Müslümanlı?ınızı ba?ıma kakmayın. E?er îmânınızda sâdıksanız, sizi îmâna kavu?turdu?u için asıl sizin Allah??a minnetar olmanız gerekir.?2 Mü??minin vazifesi, kâinatta en büyük ve en yüksek hakikat olan îmânı elde etmi? olmasından dolayı, Cenâb-ı Hakka ?ükür ve hamddır. Bunun dı?ında îmânına mukabil hiç bir maddîmânevî menfaat beklememeli, hattâ kalben dahi arzu etmemelidir. Zira, îmân nimetine kavu?manın ve Müslümanlık ?erefiyle ?ereflenmenin kar?ılı?ı olarak verilecek mükâfat uhrevîdir. Ancak, o âlemde Cenâb-ı Hak fazl ve keremiyle bu e?siz mükâfatı ihsan eder. İmân ve Kur??an??a ait hizmetlerin sevap ve mükâfatları da uhrevîdir, âhirette verilir. Binâenaleyh, hem îmân edip Müslüman olan, hem de Kur??an ve İslâmiyete hizmet eden Müslüman, bu hizmetlerinden dolayı dünyevî bir mükâfat ve menfaat beklememelidir. Bekleyip kalben arzu etti?i takdirde dindeki ihlâsını kaybetmi? sayılır. İhlâsın zayi olması ise, ibâdetlerin makbuliyet sırrını ortadan kaldırır. Allah korusun, insanı mânen müflis duruma sokabilir. Bunun yanında imân ve Kur??an??a hizmet eden bir insan, istemedi?i ve kalben arzu etmedi?i halde maddî bir mükâfata bu hizmetinden dolayı nâil olsa, bunu, Cenâb-ı Hakkın kendisine bir ihsanı bilip verenlerin minneti altına girmemelidir. Ayrıca ??Bu maddî menfaat ve ücret dinî hizmetimden dolayı veriliyor? hissine de kapılmamalıdır. * * * Tayy Kabilesi Puthanesinin Yıktırılması Tayy Kabilesi, fevkalâde cömertli?i dillere destan olan me?hur Hâtem-i Tai??nin kabilesi idi. Yemen??de otururlardı. Hicretin sekizinci senesinde Arabistan??ın her tarafı putlardan temizlenip, puthaneler yıktırılırken, bu kabilenin puthaneleri henüz duruyor ve Füls (Fels) adındaki putları da yıktırılmamı? bulunuyordu. Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hicretin bu dokuzuncu yılı, Rebiülâhir ayında Hz. Ali??yi Ensarın ileri gelenlerinden yüz elli ki?ilik bir kuvvetle Füls??ü yıkmaya gönderdi.1 Hz. Ali, emrindeki mücahidlerle Tayy Kabilesi yurduna vardı. Tayyo?ulları mücahidlere kar?ı koydular. ?arpı?ma meydana geldi. Dü?man bir çok kayıp verdi. Müslümanlar çarpı?madan galip çıktılar ve bir çok esirle, bol miktarda ganimet malları elde ettiler. Bu arada, Tayyo?ulları puthanesi de bir daha onarılmayacak bir ?ekilde mücahidler tarafından yıkıldı. Putları Füls ise parçalanarak yakıldı.2 Kabile reisi Adiyy bin Hatem, henüz Hz. Ali gelmeden durumu haber almı? ve Suriye tarafına kaçmı?tı. Bu sebeple de ele geçirilememi?ti. Ancak esirler arasında Hatem-i Tâi??nin Seffâne adındaki kızı vardı.3 Seffâne??nin iste?i Hz. Ali memur oldu?u vazifeyi yerine getirdikten sonra esirler ve ganimet mallarıyla birlikte Medine??ye döndü. Esirler arasında bulunan Seffâne, Mescid-i Nebevînin kapısında bir odaya konuldu. Oldukça zeki, a?ır ba?lı bir kadındı. Günün birinde Resûl-i Ekrem bu odanın yanından geçerken, Seffâne aya?a kalkarak ?öyle dedi: ??Yâ Resûlallah! Babam dünyadan göçmü?, karde?im ise kaçmı? bulunuyor. Kurtulmak için verecek bir ?eyim yok. Hürriyete kavu?mam için yüksek affına, merhamet ve ?efkatına sı?ınıyorum.?1 Resûl-i Ekrem, kim oldu?unu sorunca, Seffâne kendisini ?öyle tanıttı: ??Yâ Resûlallah! ??Ben, âileleri koruyan, esirlerin esaret ba?larını çözen, açları doyuran, çıplakları giydiren, misafirleri a?ırlayan, yemekler yediren, selâmla?mayı yayan Hâtem-i Tâî??nin kızıyım.? Seffâne??nin kendisini böyle tanıtmasından memnun olan Resûl-i Ekrem ?öyle buyurdu: ??Ey kadın! Bu saydıkların gerçekten mü??minlerin sıfatlarıdır. Ke?ki baban Müslüman olsaydı da, onu rahmetle ansaydık.?2 Bu sözleriyle Peygamber Efendimiz mühim bir gerçe?i ortaya koyuyordu. Her kâfirin her vasfının kâfir olması gerekmedi?i gerçe?ini. Evet, Hâtem-i Tâî Müslüman de?ildi ve Müslüman olmadan da ölmü?tü. Ama yukarıda zikredilen sıfatları Müslüman sıfatıydı. Resûl-i Ekrem de bu sözleriyle Hatem??in bu Müslümanca sıfatlarını takdirle kar?ılıyordu. Bunu takdir etmekle kalmayıp Seffâne??yi de serbest bırakarak hürriyetine kavu?turdu. Lâyık olandan ?efkat ve merhametini, af ve safhını asla esirgemeyen Resûl-i Kibriyâ bununla da kalmadı. Seffâne??ye bol bol ikramda da bulundu. Ona elbise ve yol harçlı?ı vererek, güvenilir bir kafile ile de ?*****??a, karde?inin yanına gönderdi.3 Do?ruca ?*****??a varan Seffâne derhal karde?ini buldu. Peygamberimizden gördü?ü insanî muameleyi anlattı. Kızkarde?ine yapılan bu ?efkatli muamele, Adiyy??in mânâ âleminde dalgalanma meydana getirdi ve ??Bu zât hakkındaki fikrin nedir?? diye sordu. Fahr-i ?lemin mübârek simalarını bir kerecik gören ve onun bir tek insanî muamelesine mazhar olan Seffâne1 tereddüt etmeden, ??Bana sorarsan? dedi, ??hemen gidip ona tâbi olmanı tavsiye ederim.? Adiyy, bir müddet dü?ünceye dalınca, kızkarde?i buna hiç gerek olmadı?ını ?u sözleriyle belirtti: ??Neden dü?ünüp duruyorsun? E?er peygamberse, ona bir an evvel tâbi olur, büyük hayır ve fazilete erersin. Yok e?er hükümdar ise hiç bir ?ey kaybetmezsin. Yemen??deki saltanatın yine elinde kalır. ?stelik hor ve hakir de görülmezsin!?2 Adiyy, kızkarde?inin tavsiyesini uygun buldu. Derhal Medine??ye gelerek Peygamber Efendimizin huzuruna çıktı. Babası gibi me?hur olan bu zâtı, Hz. Resûlullah evinde a?ırlayıp, misafir etmek istiyordu. Mescid??den çıkıp Hâne-i Saadetlerine do?ru beraber yürüdüler. Bu sırada önlerine bir kadın çıktı. Kadın, ihtiyacı için uzun uzadıya konu?tu. Hz. Resûlullah, sabırsızlık göstermeden ve rahatsızlık duymadan onu dinliyordu. İhtiyar kadına kar?ı Peygamber Efendimizin (a.s.m.) bu güzel muâmelesi ve nezâketini mü?âhede eden Adiyy, yalnız kendisine i?ittirmek istiyormu?casına mırıldandı: ??Vallahi, o bir hükümdar de?ildir!? Kala kala ikinci ihtimal kalmı?tı: ???yle ise peygamberdir? ihtimâli. Beraberce Hâne-i Saadete vardılar. Efendimiz, Adiyy??i deriden bir ?iltenin üzerine oturtmak istedi. Ancak o, buna razı olmadı. Oraya oturmaya kendisinin lâyık oldu?unu söyledi. Fakat, Peygamberimiz oturmadı ve yine onun oturması için ısrar etti. Bu ısrar üzerine Adiyy deriden ?iltenin üzerine geçip oturdu. Hz. Resûlullah ise, bu de?erli misafiri kar?ısında çıplak yerde oturdu. Efendimizin tevazuunu ve misafire kar?ı gösterdi?i alâka ve nezaketini ortaya koyan bu davranı?ı Adiyy??in gönlünü biraz daha yumu?attı ve îmâna bir nebze daha yakla?tırdı. Bundan sonra Hz. Resûlullah, onu Müslüman olmaya davet etti. Bu dâvetini üç defa tekrarladı. Ne var ki Adiyy, bu dâvete o anda müsbet cevap vermekten kaçındı: ??Ben? dedi, ??Hıristiyanım!? Bunun üzerine Kâinatın Efendisi ?öyle konu?tu: ??Ey Adiyy! Belki de, ??Onun dinine insanların zâif, fakir ve güçsüzleri giriyor?? diye söylenmi? olmasından dolayı İslâma girmekten geri duruyorsun. ??Vallahi, öyle bir gün gelecek ki, o Müslümanlar, bol servete kavu?acaklar, hattâ mala talib olacak kimse bile bulamayacaklardır. ??Yine Müslümanlar az, dü?manları çok diye dü?ünmü? olabilir ve bunun için de Müslüman olmaktan çekiniyor olabilirsin! ??Sen Hîre??yi bilir misin? İ?te bu din, öylesine bir emniyet, bir asayi? temin edecek ki, bir kadın tek ba?ına Allah korkusundan ba?ka hiç bir korku duymayarak Hire??den kalkıp Kâbe??yi tavaf etmeye gidecektir!?1 Bu konu?ma, Adiyy??in gönül kapısını İslâma açtı ve orada Müslüman olmakla ?ereflendi. Ashab-ı Kirâmın büyüklerinden olan Adiyy bin Hâtem i?te bu zâttır. * * * Peygamberimiz, Necâ?inin Cenaze Namazını Kılıyor Hicretin 9. senesi, Recep ayından bir gündü. Hz. Resûlullahın etrafında birçok Sahabî vardı. Bu sırada, ??Bugün sizin salih bir karde?iniz vefât etti. Kalkın onun namazını kılın!?1 buyurdu. Sahabîler derhal hazırlandılar ve Hz. Resûlullahın arkasında saf ba?layarak ??salih karde?leri? üzerinde gâib namazı kıldılar. Namazdan sonra Resûl-i Ekrem, ??Karde?iniz Neca?î Ashame için Allah??tan ma?firet taleb ettik.?2 buyurdu. Bunun üzerine Sahabîler ??salih karde?lerinin? Habe? hükümdarı Ashame oldu?unu ö?renmi? oluyorlardı. Medine??ye yakla?ık bir hafta sonra gelen haber; Habe? Hükümdarının aynı günde vefât etti?ini bildiriyordu. Habe? Neca?îsi Ashame, Hz. Resûlullah tarafından bir mektupla Hicretin yedinci senesinde İslâma dâvet edilmi? ve derhal Müslüman olmu?tu. Müslüman elçiye de, ??Ke?ke ?u saltanata bedel Muhammed-i Arabînin (a.s.m.) hizmetkârı olsaydım. O hizmetkârlık, saltanattan çok daha üstündür?3 demi?ti. * * * Peygamberimiz, Hanımlarından Bir An Uzak Kalıyor Hicretin dokuzuncu senesinde, İslâm nûru bütün ha?metiyle Arabistan yarımadasını kucaklamı?tı. Hz. Resûlullahın elinde artık bir çok maddî imkânlar vardı. İslâm Devletinin serveti ço?almı?, Müslümanların maddî durumları oldukça düzelmi?ti. Her türlü imkâna kavu?mu? olmasına ra?men Hz. Resûlullah, sade hayatından ayrılmıyor, mütevazi ya?ayı?ına devam ediyor, lüks ve debdebeye iltifat etmiyordu. Fakat, Ezvâc-ı Tâhirat, kadınlı?ın fıtratında bulunan ziynet ve dünya malına kar?ı meyil saikiyle dünyanın refah ve bollu?undan, giyim ku?***** ve ziynetinden, bol nimetler içinde ya?amaktan nasiplerini almak istiyorlardı. Bunun için de zaman zaman Peygamberimizin etrafında toplanarak, ??Bizler de ba?ka kadınların istedikleri ziynetleri isteriz? derlerdi. Sonra da herbiri bir takım ?eyler isterdi. Fakat, Peygamber Efendimiz, kendisi sâde ya?adı?ı gibi hanımlarının da sâde bir hayat sürmelerini ve buna rıza göstermelerini arzu ediyordu. Bunun için de isteklerine müsbet cevap vermiyordu. Ayrıca Ezvâc-ı Tâhiratın bu tarz isteklerde bulunmasından da mübârek gönülleri rahatsızlık duyuyordu. Efendimizin mutad bir âdeti vardı: Her ikindi namazından sonra hanımlarını dola?ır, onların hal ve hatırlarını sorar, ihtiyaçlarını tesbit ederdi. Ak?***** da sıra hangi hanımında ise, o hanımının odasında di?er bütün hanımları da toplanır, sohbet ederlerdi. Sonra da herkes kendi hücresine çekilirdi. Bu mutad ziyaretlerinde Evzâc-ı Tâhiratın her biri de yanlarında bulunanlardan kendilerine ikram ederlerdi. Günün birinde Hz. Zeyneb bint-i Cah? Validemize bir tulum bal hediye getirmi?ti. Hz. Zeyneb de her geli?inde Resûl-i Ekreme çok sevdi?i baldan ?erbet yaparak ikramda bulunurdu. Bu sebeple o, Hz. Zeyneb??in yanında her zamankinden fazla kalırdı. Bu durum Hz. ?i?e??nin nazarından kaçmadı. Sebebini merak etmeye ba?ladı. Bir ara cariyesi vasıtasıyla bu fazla duru?un sebebinin ikram edilen bal ?erbeti oldu?unu ö?rendi.1 Hz. ?i?e ile Hz. Zeyneb arasında her nedense bir rekabet vardı. Hattâ bu yüzden Peygamberimizin pâk zevceleri iki gruba ayrılmı?lardı. Hz. Sevde, Hz. Safiyye ve Hz. Hafsa Hz. ?i?e??nin tarafını, ?mmü Seleme ile ?mmü Habibe, Meymune ve Cüveyriye (r.a) ise Hz. Zeyneb bint-i Cah???ın grubunu te?kil ediyorlardı.2 Resûl-i Ekremin, Hz. Zeyneb??in odasında fazla kalmasından müteessir olan Hz. ?i?e gayrete geldi. Taraftarı olan di?er hanımları toplayarak kendilerine ?u talimatı verdi: ??Resûlullah hangimizin yanına gelirse, kendisine ?öyle soraca?ız: ??Yâ Resûlallah! Megafir mi yediniz??? Resûlullah, ??Hayır?? diyecektir. Biz de o zaman, ??O halde bu koku ne??? diye soraca?ız. Tabiî ki o, ??Zeynep bana bal ?erbeti içirmi?ti?? cevabında bulunacaktır. O zaman da biz, ??Demek o balın arısı urfut a?acından yayılmı?, bal toplamı??? deriz.?3 Megafir, ??ma?fur??un ço?uludur. Ma?fur, fenâ kokulu urfut a?acının yapı?kan, tatlı, fakat fena kokulu bir zamkıdır. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bu kokudan fazlasıyla rahatsız olurdu. Hz. ?i?e bunu bildi?i için bu tarz bir talimatta bulunmu?tu. Kâinatın Efendisi, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz bir gün Hz. Hafsa??nın odasına girerken, ??Yâ Resûlallah! Megafir mi yediniz?? sorusuyla kar?ıla?tı. Peygamber Efendimiz, ??Hayır!? dedi. Hz. Hafsa, ??O halde bu koku ne?? diye sordu. Peygamber Efendimiz, ??Zeynep bint-i Cah???ın evinde bal ?erbeti içmi?tim? buyurdu. Hz. Hafsa, ??Demek ki, o balın arısı Urfut a?acından yayılmı?, bal toplamı?? dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz, ??Onu bir daha içmem? diyerek yemin etti. Sonra da, ??İ?te, yemin ettim. Sakın bunu ba?ka bir kimseye duyurma? buyurdu.1 Böylece Peygamber Efendimiz sırf ??hanımlarını memnun etmek ve aralarındaki iki hizb halinde hissolunan fıtrî kadınlık gayret ve kıskançlı?ının âile nizamı üzerinde aksi tesir icrasından çekinmek maksadına mebnî?2 olarak kendisine helâl bir gıda olan baldan faydalanmamaya yemin etmi? oluyordu.3 Bunu verdi?i bir kaç sır ile4 birlikte gizli tutmasını Hz. Hafsa??ya sıkı sıkıya tembih eyledi. Hattâ ondan bu hususta söz aldı. Peygamberimizin baldan istifade etmemeye yemin etmesi üzerine ?u âyet-i kerime nâzil oldu: ??Ey Peygamber! Niçin hanımlarının ho?nutlu?unu arayıp da Allah??ın helâl kıldı?ı ?eyi kendine yasaklıyorsun? Allah çok ba?ı?layıcı, çok merhamet edicidir.?1 Hz. Hafsa, Resûl-i Ekremin bu sırlarını gizleyemedi. ?ok geçmeden anla?tıkları Hz. ?i?e??ye duyurdu. Duruma bundan sonra di?er hanımları da muttali?? oldu. Mahremiyetinin muhafazasını istedi?i vakıânın if?â edildi?ini Cenâb-ı Hak, Resûlüne vahiy ile bildirdi: ??Hani Peygamber, hanımlarından birine gizlice bir söz söylemi?ti. Hanımı bu sözü açı?a vurunca Allah da peygamberine sırrının açıklandı?ını bildirdi. Sonra Peygamber o hanımına, açı?a vurmu? oldu?u ?eyin bir kısmını bildirdi, bir kısmını da yüzüne vurmadı. Ona durumu böylece anlatınca, hanımı ??Bunu sana kim bildirdi??? diye sordu Peygamber de ??Her?eyi hakkıyla bilen ve her?eyden hakkıyla haberdar olan Allah bildirdi?? diye cevap verdi.?2 Bunun üzerine Hz. Resûlullah, Hz. Hafsa??ya serzeni?te bulundu. Sonra da Ezvâc-ı Tâhirattan bazıları dünya hayatının ziynet ve refahı ile ilgili bazı istek ve tekliflerde bulundular. Peygamberimiz hem bu duruma üzüldü, hem de hanımlarının birbirlerini kıskanmalarından fazlasıyla rahatsız oldu. Bunun üzerine, dünya hayatının nazarındaki ehemmiyetsizli?ini anlatmak, hanımlarına bir ders vermek, aynı zamanda aralarındaki kıskançlık ve çekememezli?e bir derece mani olabilmek dü?üncesiyle ve neticede onların zâtına besledikleri muhabbet ve sadakâtlarını ölçmek maksadıyla onlardan bir ay uzak durmak üzere yemin etti.3 Bu yeminden sonra da, Me?rebe diye anılan çardakta tek ba?ına yatıp kalkmaya ba?ladı.4 İ?te bu hadiseye İ??lâ Hadisesi denir. İ??lâ??nın lûgat mânâsı ??mutlak yemin? dir. Fıkıh dilinde ise, erke?in cinsî muamelede bulunmamak üzere hanımına yakla?mamaya yemin etmesi demektir. Ashab-ı Kiramın telâ?ı Peygamber Efendimizin (a.s.m.) Me?rebe??de yalnız ba?ına kaldı?ını duyan Sahabîler, ??Hanımlarını bo?*****ı?tır? dü?üncesiyle telâ?landılar. Hz. ?mer, bu telâ?ını ?öyle anlatır: ??Medine??nin Avâli semtinde oturuyordum. Ensardan bir kom?um vardı. İkimiz birer gün arayla Resûlullahı ziyaret ederdik. Ben inersem, o gün vahiy ve saireye dair ne duyarsam haberini kom?uma getirirdim. O indi?i zaman da aynı ?eyi yapardı. ??Sıra kom?umda idi. Gecenin bir kısmı geçmi?ti. Gelerek kapıyı ?iddetle çaldı. Telâ?la açtım: ????Ne var??? diye sordum. ????Büyük bir felâket?? dedi. ????Ne oldu??? dedim, ??Gassanîler Medine??ye hücuma mı geçtiler??? ????Hayır,?? dedi, ??daha fena bir ?ey oldu. Resûlullah, zevcelerini bo?*****ı?!?? ??Bunun üzerine sabah namazını kıldıktan sonra, giyinip ku?andım ve Medine??ye indim. Hafsa??nın yanına vardım. A?lıyordu. ??Ne diye a?lıyorsun??? dedim. ??Ben, seni Resûlullaha kar?ılık vermekten, kendisinden bir ?ey istemekten sakındırmamı? mıydım??? Sonra sordum: ??Allah Resûlü sizleri bo?adı mı??? ????Bilmiyorum?? dedi. ????Resûlullah ?imdi nerede??? diye sordum. ?????uradaki Me?rebe??de. İnzivaya çekilmi??? dedi. ??Kalktım, Resûlullahın bulundu?u yere yakla?tım. Kapıda hizmetçisi Rebâh vardı. ??Ey Rebah?? dedim, Resûlullahın yanına girmem için izin iste. ??Rebâh içeri girip çıktı: ??Arzunuzu arz ettim. Sustu, bir ?ey söylemedi?? dedi. ??Dönüp Mescide gittim. Ashab-ı Kiramdan bazıları minberin etrafında üzgün üzgün oturuyorlardı. Bazısı ise a?lıyordu. Ben de biraz oturdum. Fakat, canımın sıkıntısı bir türlü geçmiyordu. Resûlullahın odasına tekrar yakla?tım. Rebâh??a ???mer??in içeri girmesi için izin iste?? dedim. ??Köle içeri girip çıktı, ??Seni kendisine söyledim. Sustu, bir ?ey söylemedi?? dedi. ??Tekrar mescide döndüm. Minberin yanında bir müddet oturdum. Endi?e ve üzüntümden bir türlü kurtulamıyordum. ??Yine Resûlullahın bulundu?u odaya yakla?tım. Sesimi yükselterek, ??Ey Rebâh?? dedim, ??ben Resûlullahı görmek istiyorum. Müsaade iste. ?ayet Resûlullah benim Hafsa lehinde tavassutta bulunaca?ımı zannediyorsa, yemin olsun ki, e?er Resûlullah emrederse onun boynunu uçururum.?? Rebâh içeri girdi. ?ıkınca, ??Kendilerine söyledim. Sustu, bir ?ey söylemedi?? dedi. ??Bunun üzerine dönüp giderken, kölenin ikinci sesini i?ittim: ??Gir, artık sana izin verdi!?? ??İçeri girdim, Allah Resûlüne selâm verdim. Hasırdan örtülü bir yatak üzerinde idi. Hasır derisinin üzerinde izler bırakmı?, çizgiler belli oluyordu. Etrafıma bakındım. Bir yanda bir avuç arpa, di?er yanda asılı bir post gördüm. Gözlerim ya?ardı. Resûlullah, ??Niçin a?lıyorsun??? diye sordu. ??Yâ Resûlallah! Nasıl a?lamayayım ki? Kisrâlar, Kayserler dünyanın zevk ü sefâsını sürerken, siz Allah??ın en sevgili kulu oldu?unuz halde bu basit ?artlar içinde ya?ıyorsunuz!?? ??Resûlullah, ??Ey Hattab??ın o?lu ?mer!?? dedi. ??Dünya nimeti onların, âhiret saadeti de bizim olmasına râzı de?il misin??? ??Sonra, ??Yâ Resûlallah! Hanımlarını bo?adın mı??? diye sordum. ??Mübarek ba?larını bana do?ru kaldırarak, ??Hayır?? buyurdular. ??Bu cevap kar?ısında birden bire ??Allahü Ekber?? dedim. Sonra da, ??Bütün Ashab keder içindeler. Gidip kendilerine hakikatı söyleyeyim mi??? dedim. ??Resûlullah, ??Olur?? dedi ve yüzünden üzüntüsü da?ılıncaya kadar konu?tu. Nihayet ?enlendi ve gülmeye ba?ladı. ??Bunun üzerine çıkıp mescidin kapısına dikildim ve yüksek sesle ba?ırdım, ??Resûlullah, hanımlarını bo?amamı?tır.???1 Resûlullahın Me?rebe??den ayrılı?ı Bir ay dolunca Resûlullah, inzivadan çıkarak hanımlarıyla görü?meye ba?ladı. Bu sırada ?u âyet-i kerime nâzil oldu: ??Ey Peygamber, hanımlarına de ki: ??E?er dünya hayatını ve zevkini istiyorsanız, gelin bo?anma bedelinizi verip sizi güzellikte serbest bırakayım.?? ????E?er Allah??ı, Resûlünü ve âhiret yurdunu istiyorsanız, ?üphesiz ki sizden iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanlar için Allah pek büyük bir mükâfat hazırlamı?tır.???2 Buna göre, Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.), hanımlarını, dünya ve dünya zîneti ile Allah ve Resûlünü tercihte serbest bırakmaya memur edilmi? oluyordu. ?yet, nâzil oldu?u sırada Efendimiz hanımlarından Hz. ?i?e??nin yanında idi. İlk önce meseleyi ona açtı. Hattâ bu konuda babasına anasına danı?abilece?ini de beyân etti. Hz. ?i?e derhal cevabını verdi: ??Ben, bu hususta mı anneme babama danı?aca?ım! Ben elbette ki, Allah??ı, Resûlünü ve âhiret yurdunu tercih ediyorum!?1 Peygamber Efendimiz bu cevaba gülümsedi. Di?er Ezvâc-ı Tahirât da aynı ?ekilde Allah ve Resûlünün rızasını ve âhiret yurdunu, dünya ve zînetine tercih ettiler. Böylece Fahr-i Kâinat Efendimize muhabbet ve sadakâtlarını ispatlamı? oldular. * * * Benî Beliy Heyetinin Müslüman Olu?u Hicretin 9. senesi, Rebiülevvel ayı. Bu tarihte, Benî Beliy Kabilesinden bir heyet Medine??ye geldi. Peygamber Efendimizle görü?üp huzurda Müslüman oldular.1 Heyetin büyü?ü Ebüddabib bu arada Peygamber Efendimize bazı sorular sordu. ??Yâ Resûlallah? dedi, ??ben, misafirleri a?ırlamayı seven biriyim. Bundan dolayı bana âhirette bir sevap var mıdır?? Resûl-i Ekrem Efendimiz, ??Evet, zengine olsun fakire olsun, yapaca?ın her iyilik sadakadır?2 buyurdu. Bu cevaptan memnun olan Ebüddabib bu sefer, ??Yâ Resûlallah! Misafirli?in müddeti ne kadardır?? diye sordu. Resûl-i Ekrem Efendimiz, ???ç gündür. Bundan sonra oturmak misafir için uygun olmaz? buyurdu.3 Peygamber Efendimiz, bu hadisleriyle misafirli?in hududunu çizmi?tir. Mü??min, misafir mü??min karde?ini üç gün yedirip içirip, barındırmakla vazifelidir. ?ç günü geçtikten sonra bu mükellefiyet üzerinden dü?er. Bundan sonra onu a?ırlayıp a?ırlamamakta serbesttir. Beliy Heyeti, üç gün kaldıktan sonra Resûl-i Ekrem Efendimizin verdi?i hediyelerle yurtlarına döndüler.4 * * * Tebük Gazâsı Hicretin 9. senesi, Receb ayı. ( Milâdî 630.) Hicretin dokuzuncu senesi, İslâmın Arabistan Yarımadasında bütün ha?metiyle yayıldı?ı senedir. Bir taraftan dalga dalga insanlar Medine??ye gelerek Resûl-i Ekreme İslâmiyet üzerine bîat ediyor, di?er taraftan Müslüman olmu? kabilelerin dinî ve idarî i?lerini tanzim etmek gayesiyle etrafa memurlar ve valiler gönderiliyordu. Hülâsa, Asr-ı Saadette İslâm, Hicretin 9. senesinde en ?a?aâlı ve ihti?amlı devrini ya?ıyordu. Ancak, parlayan bu güne?in ha?metini çekemeyen devletler de vardı. Onlardan biri, o zamanın en güçlü devletleri arasında yer alan Bizans??tı. Ba?ında Kayser Heraklius vardı. ?evredeki Hıristiyan Araplardan da gördü?ü tahrik neticesinde Din-i Mübîn-i İslâmı ve müntesiplerini ortadan kaldırmak maksadıyla büyük bir ordu hazırlıyordu. Bu maksatla Cüzâm, Lahm, ?mile, Gassan, v.s. gibi kabileler de Heraklius??un bu ordusuna katılacaklardı.1 Bir insan seli halinde Medine üzerine akacak ve güya Müslümanları imha edeceklerdi. Durumu Resûlullah Efendimiz derhal haber aldı ve ânında hazırlı?a ba?ladı. Peygamber Efendimiz (a.s.m.), herhangi bir gazâya çıkarken, maksadını açıklamazdı. Bir ba?ka yere gidecekmi? gibi davranır ve konu?urdu. Bu sefer öyle yapmadı. Halkın ona göre hazırlanması için, gidilecek yerin uzaklı?ını, zamanın kıtlık ve yokluk zamanı oldu?unu, dü?manın da çoklu?unu açıkça mücahidlere bildirdi.2 Medine içinde harp hazırlıkları ba?larken Peygamber Efendimiz etraftaki Müslüman kabilelere de haber gönderdi ve harp için mücahid istedi.1 Sahabîlerin yardımları Her tarafa kıtlık ve kuraklık hâkimdi. Harbe i?tirak edecek mücahidlerden bir ço?unun silah satın alacak, harp hazırlı?ı için sarf edecek paraları yoktu. Resûl-i Ekrem, Müslüman zenginleri harp hazırlı?ı ve teçhizatı ile yardıma ça?ırdı. Hali vakti yerinde olan Müslümanlar, bu dâvete derhal i?tirak ettiler. Hz. ?mer, Nebiyy-i Ekrem Efendimizin dâvetine ko?anların ba?ındaydı. Kendi kendine, ??Bugün Ebû Bekir??i geçece?im? diyordu. Malının yarısını alıp Peygamber Efendimize getirdi. Resûl-i Ekrem, ??Ey ?mer! Ev halkına ne bıraktın?? diye sordu. Hz. ?mer, ??Size getirdi?imin bir mislini bıraktım? dedi.2 Hz. Ebû Bekir, bütün serveti olan dört bin dirhem3 gümü?ü alıp huzur-ı Risâlete getirdi. Hz. ?mer, onun ne getirmi? oldu?unu merakla ö?renmek istiyordu. Peygamber Efendimiz, ??Ey Ebû Bekir! Ev halkına ne bıraktın?? diye sordu. Sıddık-ı Ekber sevinçle, ??Onlara, Allah ve Resûlünü bıraktım?4 cevabını verdi. Bu fedakârlık kar?ısında Hz. ?mer??in gözleri ya?ardı ve ??Anam babam sana fedâ olsun, ey Ebû Bekir? dedi, ??hayır yolundaki her yarı?ta beni muhakkak geçiyorsun. Artık, hiç bir ?eyde seni geçemeyece?imi iyice anladım.?5 ??Zinnûreyn? lâkabının sahibi Hz. Osman, o sırada ?*****??a göndermek üzere bir ticaret kervanı hazırlatmı?tı. Yardım dâveti üzerine, kervanı ?*****??a göndermekten vazgeçti ve üç yüz deveyi üzerindeki mallarla birlikte Hz. Resûlullaha teslim etti. Ayrıca elli at ve bin altın nakit hibe etti. Hz. Osman bin Affan??ın bu fedakârlı?ı kar?ısında Server-i Kâinat Efendimiz (a.s.m.), ??Allah??ım, ben Osman??dan razıyım, sen de ondan razı ol!?1 diye duâ etti. Hz. Resûlullahın yardım dâvetine Abdurrahman bin Avf (r.a.), dört bin dirhemle ko?tu: ??Yâ Resûlallah,? dedi, ??bu dört bin dirhemi size takdim ediyorum, bir o kadarını da ev halkım için bıraktım.? Resûl-i Ekrem, ??Getirdi?in de, ev halkına bıraktı?ın da bereketli olsun?2 buyurdu. Resûl-i Kibriyâ Efendimizin bu duâsı sebebiyledir ki, Abdurrahman bin Avf Hazretleri vefât etti?i zaman dört hanımından sadece her birisinin miras hissesine on sekiz bin miskal altın dü?tü?ünü görmü?lerdi.3 Daha bir çok Müslüman, ellerinden gelen yardımı yapmaktan geri durmadılar. Kimi hurma getiriyor, kimi devesini getirip ordunun hizmetine veriyordu. Hiç biri, getirece?i ?eyin küçüklü?üne, azlı?ına, ehemmiyetsizli?ine bakıp yardıma ko?maktan geri kalmıyordu. Bir sa?? hurma ile yardıma ko?an zât Ebû Akil, elinde bir sa??4 hurma ile Resûlullahın huzuruna geldi: ??Yâ Resûlallah,? dedi, ??iki sa?? hurma kar?ılı?ında bütün gece sırtımda su çektim. Bu iki sa??dan birini ev halkım için bıraktım. Di?erini de Rabbimin rızasını kazanmak için size getirdim.? Bundan son derece mütehassis olan Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, ??Allah, senin getirdi?ini de, ev halkına bıraktı?ını da bereketli kılsın? diye duâ etti ve getirilen hurmaların sadakalar kısmına dökülmesini emretti.1 Bir ba?ka fakir Müslüman olan Ulbe bin Zeyd, Allah Resûlünün bu dâvetine can u gönülden bir ?eylerle katılmak istiyordu. Ama *****ürecek hemen hemen hiç bir ?eyi yoktu. Allah??a yalvardı: ??Ey Allah??ım! Sen, cihada çıkmayı emrettin. Halbuki beni, Resûlünle birlikte cihada çıkabilecek bir bine?e sahip kılmadın.? Sonra, kendilerinden yararlandı?ı bazı ?eylerle Hz. Resûlullahın huzuruna geldi. ??Yâ Resûlallah! Elimde sadaka olarak verebilece?im bir ?ey yok. Kendisinden faydalandı?ım ?u ?eyleri tasadduk ediyorum? dedi ve ilâve etti: ??Bundan dolayı, beni üzen veya bana kötü söyleyen, ya da benimle, ??Bu da tasadduk edilir mi??? deyip e?lenecek kimseye hakkımı helâl ediyorum!?2 Peygamber Efendimiz, ??Allah sadakanı kabul buyursun? dedi. Ertesi gün, Peygamber Efendimiz Ashabına, ???u gece tasaddukta bulunmu? ki?i nerededir?? diye sordu. Kimsede bir hareket görülmedi. Bu sefer Peygamber Efendimiz (a.s.m.), ??Gece sadakayı veren nerede ise aya?a kalksın? buyurdu. Hz. Ulbe aya?a kalktı. Resûl-i Ekrem Efendimiz, ??Ben, senin sadakanı kabul ettim. Seni müjdelerim. Muhammed??in varlı?ı kudret elinde olan Allah??a yemin ederim ki, sen sadakası kabul olunanların divanına yazıldın?3 buyurdu. Hz. Ulbe, duâsının kabulünden dolayı son derece memnun oldu. Müslüman kadınların fedakârlı?ı Müslüman kadınların bu yolda gösterdikleri fedakârlıklar da takdire ?ayandı. Boyunlarında, el ve kulaklarında ne kadar zînet e?yası varsa, Allah yolunda cihada çıkacak olan ordunun hazırlı?ı için getirip onları Hz. Resûlullaha seve seve teslim etmekte asla tereddüt göstermiyorlardı. Eslem Kabilesine mensup Hz. ?mmü Sinan der ki: ???i?e??nin (r.a.) evinde Resûlullahın (a.s.m.) önüne serilmi? bir örtü gördüm. ?zerinde fil di?inden bilezikler, pazubendler, yüzükler, halhallar, küpeler, develerin ayaklarını ba?layacak kayı?larla, kadınlar tarafından gönderilen ve Müslümanların sava?a hazırlanmalarına yarayan bir takım ?eyler buluyordu.?1 İ?te bütün bu yardımlarla kıtlık, yoksulluk ve fakirlik yüzünden harbe i?tirak edecek durumdan mahrum bulunan bir çok Müslümana da silah tedarik edildi, sefer hazırlı?ı yapıldı, harp teçhizatı sa?landı. Harbe i?tirak etmek isteyenler öylesine çoktu ki, zengin Ashabın yardımları bile onların techizi için kâfi gelmiyordu. Durumları müsait olmayanlar Resûlullaha sefere gönüllü olarak katılmak istediklerini belirtiyorlar, ancak kimine binecek deve, kimine silah, kimine ise yol azı?ı tedarik edilemedi?inden kabul edilmiyorlardı. Red cevabı alanlar arasında ??Bekkâûn? yani ??A?layanlar? diye me?hûr yedi zât vardı ki, ?unlardı: Salim bin Umeyr, Amr bin Humam, Ulbe bin Zeyd, Irbad bin Sâriyye, Ebû Leylâ Abdurrahman bin Kâ??b, Abdullah bin Mugaffel ve Heremî bin Abdullah.2 Bu yedi zât, harp hazırlıkları sırasında Peygamberimizin huzuruna çıkarak, ??Yâ Resûlallah! Sefere çıkmak isteriz. Ancak, binecek devemiz, yolda yiyecek azı?ımız yok!? diyerek durumlarını arz ettiler. Resûl-i Ekrem, ??Size verecek binek kalmadı? buyurunca, üzüntülerinden a?layarak huzur-ı risâletten ayrıldılar.1 Cenâb-ı Hak, bu fedakâr Sahabîler hakkında ?öyle buyurdu: ???u kimseler üzerine de cihâda katılamadıkları için bir günah yoktur ki, sana her geli?lerinde, ??Sizi bindirecek bir ?ey bulamadım?? derdin, onlar da cihad için harcayacak bir?ey bulamamanın üzüntüsüyle gözleri ya?la dolu olarak dönerlerdi.?2 Harbe i?tirak edemeyecekleri endi?esiyle üzüntülerinden göz ya?ı dökerek Peygamberimizin huzurundan ayrılan bu Sahabîler, bu âyetin inmesiyle zengin Sahabîler tarafından birer iki?er teçhiz edildiler. Böylece, harbe i?tirak etmek imkânı kendilerine tanınmı? oldu. Rivâyete göre bunların üçünü Hz. Osman bin Affan, ikisini Peygamberimizin amcası Hz. Abbas, ikisini de Yamin bin Umeyr harp için techiz etmi?lerdir.3 Münafıklar sahnede Sıcaklık, kıtlık ve kuraklık her tarafı kasıp kavuruyordu. Bahçelerde meyvelerin tam olgunla?tı?ı bir zamandı. İnsanların, güne?in kavurucu sıcaklı?ından birazcık olsun uzak kalmak için ba? ve bahçelerindeki a?açların gölgelerine oturmak için en ?iddetli arzuyu duydukları bir mevsimdi. Ve böyle bir zamanda İslâm ordusu dünyanın en büyük devletlerinden biri olan Bizans??a kar?ı harbe çıkacaktı. Gönüllerinde Allah muhabbeti yerine dünya, mal, mülk sevgisi bulunan kimseler, buna nasıl i?tirak edebilirlerdi, bu sıkıntılara nasıl katlanabilirlerdi? Nitekim, dünyaya âdeta kopmaz ba?larla ba?lı bulunan ve dünya hayatını âhiret hayatına tercih eden münafıkların yine ortalı?ı karı?tırmaya ba?ladı?ı görülüyordu. Reisleri Abdullah bin ?beyy, Müslümanlar arasına fitne sokmak, onlarda harbe kar?ı bir gev?eklik, bir çekingenlik meydana getirmek gayesiyle ?öyle konu?uyordu: ??Muhammed Roma Devletini oyuncak mı zannediyor? Onun ve Ashabının esir dü?eceklerini ?imdiden görür gibiyim.?1 Di?er münâfıklar da, ??Bu sıcakta harbe mi çıkılır?? diyorlardı.2 Cenâb-ı Hak, münâfıkların bu sözleri üzerine ?u ?yet-i Kerime??yi inzâl buyurdu: ??Resûlullaha kar?ı gelerek seferden geri kalanlar, evlerinde oturdukları için keyiflendiler. Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmek ise onların ho?larına gitmedi de, ??Bu sıcakta cihâda çıkmayın?? dediler. Sen, ??Cehennem ate?i daha sıcaktır?? de, Ke?ke anlayabilselerdi!?3 Bazı münâfıklar ise kadınlara olan dü?künlü?ünü, harbe i?tirak etmemek için bahane ediyordu. Bunun üzerine de ?u âyet-i celile nâzil oldu: ??Onlardan, ??İzin ver de beni fitneye dü?ürme?? diyenler vardır. Heyhat, onlar fitnenin tâ içine dü?mü?ledir. Cehennem ise, kâfirleri her taraftan ku?atmı?tır.?4 Daha bir çok münâfık böylesine sudan bahanelerle Peygamber Efendimizden izin istediler. Bunun üzerine, seksenden fazla münâfı?a izin verildi. Onlar, Peygamber Efendimize beyân ettikleri özürlerinde yalancı idiler. Allah ve Resûlüne gönülden inanmı? kimseler de?illerdi. Cenâb-ı Hak (c.c.) ?u âyetiyle de onların bu durumunu Resûlüne haber veriyordu: ??Cihâddan geri kalmak için izin isteyenler, ancak Allah??a ve âhiret gününe inanmayan ve kalbleri ?üpheye tutulmu? kimselerdir ki, ?üpheleri içinde bocalayıp dururlar.?5 Bir sonraki âyette de Allahü Teâlâ yerlerinde oturup kalanlara bakıp ümitsizli?e kapılmamaları için Müslümanları teselli ediyordu: ??E?er sizinle beraber cihâda çıksalardı, sizin için fesattan ba?ka bir?ey arttırmazlar, fitne çıkarmak için aranızda ko?u?tururlardı. İçinizde ise onları can kula?ıyla dinleyecekler vardır.?1 Münâfıklar gürûhunun sudan bahanelerle harbe i?tirak etmeyi?leri, Allah ve Resûlüne gönülden ba?lı olan mücahidleri cihâda çıkmak hususunda asla tereddüde dü?ürmedi. İslâm ordusu hazır Resûl-i Ekrem Efendimiz, her türlü sıkıntı ve imkânsızlıklara ra?men Seniyyetü??l-Veda?? ordugâhında ordusunu hazırladı. Ordu, otuz bin ki?i idi. Bunun on binini süvariler te?kil ediyordu.2 Bundan sonra Peygamber Efendimiz Medine??de yerine Muhammed bin Mesleme??yi (r.a.) vekil bıraktı.3 Hz. Ali de İslâm ordusuyla Seniyyetü??l-Veda??a kadar gelmi?ti. Kâinatın Efendisi Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) onu huzuruna ça?ırdı ve ??Medine??de muhakkak ya ben, ya da sen kalacaksın?4 buyurdular. Sonra da onu her iki ev halkının i?leriyle me?gul olmak üzere Medine??de bırakaca?ını söyledi. Hz. Ali a?ladı, ??Yâ Resûlallah!? dedi. ??Gitti?in her tarafta ben senin yanında bulunmak isterdim. Tek arzum buydu. Beni çocuk ve kadınlar arasında vekil mi bırakıyorsun??5 Peygamber Efendimiz (a.s.m.) cevaben, ??Bana göre sen, Musâ??ya göre Harûn6 gibi olmaya razı olmaz mısın? ?u kadar farkla ki, benden sonra Peygamber gelmeyecektir?7 buyurunca, Hz. Ali hiç beklemeden son sürat Medine??ye geri döndü. Peygamber Efendimiz, orduya hareket emrini vermeden önce, en büyük sanca?ı Hz. Ebû Bekir??e teslim etti.1 En büyük bayra?ı ise Zübeyr bin Avvam??a (r.a.) verdi. Hazreclilerin sanca?ını Ebû Dücâne (r.a.), Benî Malik bin Neccarların bayra?ını ise Zeyd bin Sâbit??e verdi. İslâm ordusunun Medine??den hareketi Receb ayının bir Per?embe günü idi. Güne?in batı?ına yakındı. Resûl-i Ekrem Efendimizin emriyle İslâm ordusu Medine??den Tebük??e do?ru harekete geçti. Gönüllü olarak Allah yolunda cihâda çıkan mücahidlerde, bunca sıkıntı ve a?ır ?artlara ra?men en ufak bir tereddüt ve gev?eme yoktu. Geçici sıcaklı?a ve sıkıntılara kar?ılık âhiret âleminde sonsuz nîmetlere kavu?acaklarını, Allah??ın cemâliyle mü?erref olacaklarını biliyorlardı. Güne?in kavurucu sıcaklı?ı, imanlı gönüllerindeki serinli?e tesir etmiyordu. Maddî sıkıntı ve imkânsızlıklar İ??lâ-yı Kelimetullah u?runda sava?maya olan a?k ve ?evklerini kıramıyordu. Bu ulvî ve kudsî duygularla yollarına devam ediyorlardı. Hz. Ali??nin arkadan İslâm ordusuna yeti?mesi Peygamberimiz tarafından Hz. Ali??nin Medine??de bırakılması üzerine de münâfıklar, aralarında ileri geri konu?maya ba?ladılar. Maksatları, bunu vesile ederek İslâm camiasında bir huzursuzluk meydana getirmekti. ?öyle diyorlardı: ??Herhalde, onu yanında *****ürmek istemedi?inden Medine??de bıraktı!?2 Hz. Ali bu sözleri duyar da durur mu? Derhal silahlanıp İslâm ordusunun arkasına dü?tü. Cürf denilen mevkide Resûl-i Kibriyâ Efendimizle bulu?tu. Peygamber Efendimiz, ??Yâ Ali! Neden dolayı çıkıp geldin?? diye sordu. Hz. Ali, ??Yâ Resûlallah! Münâfıklar, senin bana kıymet vermedi?ini söylüyorlar. Bende görüp ho?lanmadı?ım bir ?eyden dolayı beni yanında *****ürmedi?inden söz ediyorlar.?1 Peygamber Efendimiz i?in mahiyetini anlamı?tı. Güldü: ??Onlar, yalan söylemi?lerdir. Ben, seni arkamda bıraktıklarıma vekil tayin ettim. Derhal geri dön. Gerek benim ev halkım ve gerek senin ev halkın içinde vekilim ol!? buyurdu. Sonra ilâve etti: ??Yâ Ali! Bana göre sen, Musâ??ya göre Hârun gibi olma?a razı de?il misin? ?u farkla ki, benden sonra peygamber olmayacaktır!?2 Hz. Ali, Peygamber Efendimizin sözlerini tasdik edip derhal Medine??ye döndü.3 Medine??de bir çok münâfık kalmı?tı. Bunların, herhangi bir karı?ıklı?a ve bozgunculu?a tevessül edebilecelerini de göz önünde bulundurarak Peygamber Efendimizin Hz. Ali??yi Medine??de bıraktı?ı da söylenebilir. Me?hur üç ki?i Bir kısım münâfı?ın sefere katılmayı?ı yanında, ne yazık ki, samimî Müslümanlardan Kâ??b bin Mâlik, Hilâl bin ?meyye ve Mürâre bin Rebi?? de sırf ihmalkârlıkları yüzünden Medine??de kaldılar.4 Bu me?hur üç ki?i hakkında vaki olacak muameleyi Peygamber Efendimizin Medine??ye dönü?ünden sonra anlataca?ız. Fahr-i Kâinat kumandasındaki İslâm ordusu güne?in sıcaklı?ına, çölün kavuruculu?una aldırmadan yoluna devam ediyordu. Bir ara mücahidler, ??Yâ Resûlallah! Ebû Zerr, devesi yürümedi?inden geride kalmı?? dediler. Resûl-i Ekrem Efendimiz, ??E?er, onda bir hayır varsa, Yüce Allah, onu bize kavu?turur?1 buyurdu. Ebû Zerr (r.a.), devesi zâif oldu?u için geride kalmı?tı. Devesinin yürüyemeyece?ini anlayınca da e?yasını sırtına almı?, ?iddetli sıcaklar altında yaya olarak ordunun arkasına dü?mü?tü. Ordu, bir konak yerinde istirahata çekilmi?ken, uzaktan birinin gelmekte oldu?u görüldü. Yakla?an Ebû Zerr??di. Mücahidler, Peygamber Efendimize haber verdiler. Resûlullah ?öyle buyurdular: ??Allah, Ebû Zerr??e merhamet etsin. O, yalnız ya?ar, yalnız ba?ına ölür ve yalnız ba?ına ha?rolur!?2 Bu ferman-ı Nebevîden seneler sonra Hz. Osman??ın hilâfeti sırasındaydı. ?*****??da ikâmet etmekte olan Ebû Zerr bir gün, ??Altını ve gümü?ü biriktirip de onu Allah yolunda harcamayanları ise, acı bir azapla müjdele?3 meâlindeki âyet-i kerimeyi okudu. Hz. Muâviye, ??Bu, biz Müslümanlar hakkında de?il, ehl-i kitap hakkındadır? deyince, Hz. Ebû Zerr, ??Hayır, bu hem bizim, hem de ehl-i kitap hakkındadır? cevabını verdi. Bu sebeple aralarında tartı?ma ve münaka?a çıktı. Hz. Muâviye, bunun üzerine, ??Ebû Zerr, ?***** halkını rahatsız ediyor? diye yazıp, onu Hz. Osman??a ?ikâyet etti. Hz. Osman da onu ?*****??dan Medine??ye ça?ırdı. Medine??ye gelen Hz. Ebû Zerr??e İslâm Halifesi, ??Yanımda kal. Bütün ihtiyaçlarını ben kar?ılayayım? diye teklifte bulundu. Fakat o, ??Dünyanızdaki ?eylerin bana gere?i yok? diyerek bu teklifi kabul etmedi. Bu sefer Hz. Osman, ??İstersen, yakın bir yere çekil, orada kal? diye teklif etti. Ebû Zerr, bunu kabul etti ve ??Rebeze??ye gitmeme izin ver? diye dilekte bulundu. Hz. Osman??ın izin vermesi üzerine de Medine??ye üç konak uzaklıkta bulunan Rebeze??ye gitti. Bir müddet sonra rahatsızlandı. Yanında sadece zevcesi ile hizmetçisi vardı. Onlara, ???lünce beni yıkayınız, kefenleyiniz. Sonra da cenazemi yolun ortasına koyunuz. Yanınıza u?rayacak ilk binitli yolculara, ??Bu Resûlullahın (a.s.m.) Sahabîsi Ebû Zerr??dir. Gömülmesi için bize yardım ediniz?? deyiniz? diye vasiyet etti. Hanımı a?lamaya ba?layınca, ??Niye a?lıyorsun?? diye sordu. Hanımı, ??Sen, ölüp gidersen ben ne yaparım? Elimde avucumda hiç bir ?ey bulunmadı?ı gibi, seni saracak bir kefen bile yok? dedi. Bunun üzerine Ebû Zerr, ??A?lamayı bırak? dedikten sonra ?öyle konu?tu: ??Bir gün bir kaç ki?iyle birlikte Resûlullahın huzurunda idik. ?öyle buyurdular: ??İçinizden birisi kır bir yerde vefât edecek. Cenazesinde mü??minlerden, küçük bir cemaat hazır bulunacaktır.?? ??O mecliste benimle birlikte bulunanların hepsi, cemaatlar içinde vefât ettiler. Sa? kalan bir tek ben varım. ?imdi de ben, kır bir yerde ölüyorum. Yolu gözetle! Söylediklerimin do?ru çıkaca?ını göreceksin.?1 Bu sözlerinden bir müddet sonra, Hicretin 32. senesinde yanında sadece hanımı ve hizmetçisi bulundu?u halde vefât ederek, Hz. Resûlullahın yirmi sene önce verdi?i haberi tasdik etti. Vefât edince, zevcesi ile hizmetçisi onun vasiyetini yerine getirdiler. Yıkayıp kefenledikten sonra cenazesini yolun ortasına koydular. Tam o sırada umre yapmak üzere Iraklılardan küçük bir kafile çıka geldi. İçlerinde me?hur Sahabî Abdullah bin Mes??ud da vardı. Ebû Zerr??in hizmetçisi aya?a kalktı, ??Bu, Resûlullahın Sahabîsi Ebû Zerr??dir. Gömülmesi için bize yardım ediniz? deyince, Hz. Abdullah bin Mes??ud kendisini tutamayarak hüngür hüngür a?lamaya ba?ladı ve Resûl-i Kibriyânın seneler önceki fermânını tekrarladı: ??Ebu Zerr, yalnız ba?ına ya?ar, yalnız ba?ına ölür ve yalnız ba?ına ha?rolur.? Sonra da hep beraber bu büyük Sahabînin cenazesini defnettiler.1 İslâm ordusu Hıcr??da İslâm ordusu Hıcr mevkiine vardı. Burası sekizinci konak yerleri idi. Medine??den yedi merhale mesafede bulunan ?***** yolu üzerindeki Hıcr, Hz. Salih??in (a.s.) kavmi olan Semud??un gece yarısından sonra Cenâb-ı Hak tarafından estirilen bir toz bulutu ile helâk oldu?u yerdi.2 Buraya varınca Peygamber Efendimiz, ???u azaba u?ratılmı? olanların evlerine, onların u?radıkları azaba u?rayaca?ınızdan korkarak ve a?layarak giriniz?3 buyurdu. Mücahidler, Hıcr??ın kuyusundan su aldılar. Onunla hamurlarını yo?urdular. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz ?u emri verdi: ??O kuyunun suyundan su içmeyiniz. Ondan namaz için abdest de almayınız! Onunla yo?urdu?unuz hamuru da, develere yem yapınız! Ondan hiç bir ?ey yemeyiniz.?4 Peygamberimizin ya?mur duâsı Hıcr mevkiinde sabahlayan İslâm ordusunda büyük bir susuzluk ba?gösterdi. Mücahidlerin su kablarında su kalmamı?tı. Hz. ?mer o ânı ?öyle anlatır: ??O kadar susamı?tık ki, susuzluktan boynumuzun kopaca?ını zannettik. Herhangi birimiz gidiyor, yüklerimizin arasında su arıyor, ancak orada su bulamadı?ımız gibi dü?üp kalıyorduk. Hattâ içimizden biri devesini kesmi?, hörgücündeki suyu içmi?ti.?1 Münâfıkların dedikoduları Müslümanlar arasında bulunan münâfıklardan bazıları bunu fırsat bilerek dedikoduya ba?ladılar: ??E?er Muhammed, gerçekten bir peygamber olsaydı, Musa Peygamberin kavmine, Allah??tan ya?mur dileyip, ya?mur ya?dırdı?ı gibi, o da Allah??tan ya?mur diler, ya?mur ya?dırırdı.? Peygamber Efendimiz bu ileri geri konu?maları duyunca, ??Demek onlar, böyle söylüyorlar öyle mi? Allah??ın, size ya?mur ya?dıraca?ını umarım?2 buyurdu. Hz. ?mer, sözlerine devamla der ki: ??Bütün bu güçlük ve sıkıntılar kar?ısında Ebû Bekir dayanamayarak Resûlullaha ?u ricada bulundu: ????Yâ Resûlallah! Allah, duânızı kabul eder. Ne olur bizim için hayır duâda bulunsanız.?? ??Resûlullah (a.s.m.), ??Bunu istiyor musunuz??? buyurdu. ??Ebû Bekir, ??Evet yâ Resûlallah!?? dedi. ??Bunun üzerine Resûlullah (a.s.m.), ellerini açarak duâ etti. Daha |
|||
|
|
| Benzeyen Konular | |||||
| Konu: | Yazar | Cevaplar: | Görüntüleyenler: | Son Mesaj | |
| Hicretin 10. senesi | ahmust | 0 | 53 |
05-13-2008 11:56 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 8. senesi | ahmust | 0 | 36 |
05-13-2008 11:54 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 7. senesi | ahmust | 0 | 39 |
05-13-2008 11:53 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 6. senesi | ahmust | 0 | 34 |
05-13-2008 11:53 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 5. senesi | ahmust | 0 | 33 |
05-13-2008 11:51 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 4. senesi | ahmust | 0 | 29 |
05-13-2008 11:50 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 3. senesi | ahmust | 0 | 37 |
05-13-2008 11:50 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 2. senesi Di?er Olaylar | ahmust | 0 | 42 |
05-13-2008 11:49 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 2. senesi | ahmust | 0 | 31 |
05-13-2008 11:47 PM Son Mesaj: ahmust |
|
| Hicretin 1. senesi | ahmust | 0 | 35 |
05-13-2008 11:47 PM Son Mesaj: ahmust |
|




