Özel Arama
|
KADERE TESLİMİYET VE TEVEKKÜLDEKİ SIRLAR
|
|
11-09-2007, 09:28 PM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
KADERE TESLİMİYET VE TEVEKKÜLDEKİ SIRLAR
Tevekkül, sadece güçlü bir imana sahip, Allahın gücünü takdir edebilen ve Ona yakın olan müminlere ait bir özelliktir. Kavrayabilenler için tevekkülde önemli sırlar ve büyük nimetler vardır. Tevekkül, Allaha ve yarattığı kadere kesin bir teslimiyet ve güvendir. Allah, insanlar da dahil olmak üzere, canlı cansız tüm varlıkları bir kaderle yaratmıştır. Örneğin güneşin, ayın, denizlerin, göllerin, ağaçların, çiçeklerin, küçük bir karıncanın, daldan düşen tek bir yaprağın, masanızın üzerindeki tek bir toz zerresinin, yolda yürürken ayağınıza takılan bir taşın, on sene önce satın aldığınız elbisenizin, buzdolabınızdaki şeftalinin, annenizin, babanızın, akrabalarınızın, ilkokul arkadaşlarınızın, sizin, kısacası herkesin ve herşeyin Allah katında, milyonlarca yıl önce belirlenmiş bir kaderi vardır. Ve her varlığın kaderi, Allahın katında Levh-i Mahfuz isimli bir kitapta yazılıdır. Kimin ne zaman öleceği, hangi yaprağın ne zaman hangi hızla yere düşeceği, buzdolabınızdaki şeftalinin ne zaman, hangi noktasından çürümeye başlayacağı, taşın ayağınıza takılana kadar geçireceği aşamalar, kısacası küçük büyük her olay bu kitapta kayıtlıdır.
Müminler kadere iman ederler ve Allahın yarattığı kaderin en hayırlısı ve en güzeli olduğunu bilirler. Bundan dolayı da hayatlarının her anında tevekküllüdürler. Yani olayları Allahın belli bir hikmetle yarattığını ve şahit oldukları olay ne olursa olsun, Allahın bunda bir hayır dilediğini bilirler. Örneğin,ölümcül bir hastalığa yakalanmak, çok çetin ve acımasız bir düşman ordusu ile karşılaşmak, masum olmasına rağmen iftiralara uğramak veya insanın aklına gelebilecek en ürkütücü olaylar dahi, müminleri telaşa veya korkuya kaptırmaz. Onlar Allahın kendileri için yarattığını sabır ve metanetle beklerler. İman etmeyen bir insanın dehşete ve ümitsizliğe kapılacağı olaylar karşısında onlar büyük bir zevk alırlar. Çünkü en ürkütücü görüntü ve konuşma dahi, Allah katında önceden planlanmış ve insanın imtihanı için yaratılmıştır. Bunlara sabır ve tevekkülle karşılık verenler, Allaha ve Onun yarattığı kadere teslim olup güvenenler Allahın hoşnutluğunu ve sevgisini kazanacaklar, karşılığında sonsuza dek cennette yaşayacaklardır. Dolayısıyla, müminler hayatları boyunca tevekkülün konforunu ve imani neşesini yaşarlar. Bu, Allahın müminlere verdiği bir sır ve güzelliktir ve Allah Kuranda tevekkül edenleri sevdiğini bildirir. (Al-i İmran Suresi, 159) Tevekkül hakkında Kuranda bildirilen bir başka konu ise, tedbirdir. Kuranın birçok ayetinde, müminlerin çeşitli konumlarda alabilecekleri tedbirler bildirilmektedir. Bununla birlikte Allah, tedbirlerin kendi takdirini değiştirmeyeceğini ancak bunların bir ibadet olarak kabul edileceğini de farklı ayetlerinde insanlara bir sır olarak verir. Hz. Yakupun oğullarına şehre girerken tavsiye ettiği tedbirler ve bunun ardından tevekkülü hatırlatıcı olması bunun bir örneğidir. Konuyla ilgili ayet şöyledir: Ve dedi ki: "Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Allahtan hiçbir şeyi sağlayamam (gideremem). Hüküm yalnızca Allahındır. Ben Ona tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca Ona tevekkül etmelidirler." (Yusuf Suresi, 67) Hz. Yakupun sözlerinde de görüldüğü gibi, müminler mutlaka her konuda önlem alırlar. Ancak, Allahın kaderlerinde kendileri için dilediklerini değiştiremeyeceklerini bilirler. Örneğin,bir insan trafik kurallarına çok dikkat etmeli, arabasını tehlikeli bir şekilde sürmemelidir. Bu, kendisinin ve diğer insanların hayatı için önemli bir tedbir ve ibadettir. Ancak, eğer Allah bu insan için bir trafik kazasında ölmeyi yazmışsa, alacağı hiçbir tedbir onun ölümünü engelleyemez. Bazen bir insanın aldığı önlem veya yaptığı bir hareket onu ölümden döndürmüş gibi görünebilir. Veya bir insan, hayatında ani bir karar alarak, hayatının akışını tamamen değiştirebilir, bir başkası ölümcül bir hastalığa yakalanmışken, güç ve irade göstererek hastalığını yenmiş olabilir. Ancak bütün bunlar o kişilerin kaderlerinde olduğu için böyledir. Bazı insanlar bu tür olayları "kaderini yendi", "kaderini değiştirdi" gibi son derece mantıksız ve yanlış bir şekilde yorumlarlar. Oysa hiçbir insan, en güçlü ve azimli görüneni bile, Allahın kendisi ve başkaları için yazdığı kaderi değiştiremez. Hiçbir insan böyle bir güce sahip değildir. Aksine her varlık, Allahın yarattığı kader karşısında acizdir ve aslında doğal olarak kaderine teslimdir. Sadece birçoğu bunu kabul etmek istemez. Kaderin varlığını inkar etmek de onun kaderindedir aslında. Dolayısıyla, hastalıktan veya ölümden kurtulan, ya da hayatının akışı tamamen değişen insanlar, hepsi kaderlerinde olduğu için bunları yaşarlar. Allah, bu durumu ayetlerinde şöyle bildirir: Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allaha göre pek kolaydır. Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allahın) verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Hadid Suresi, 22-23) Allahın ayetinde de bildirdiği gibi, insanın karşılaştığı her olay Allah katındaki bir kitapta önceden tespit edilerek yazılmıştır. Ve Allah, bu nedenle insanın elinden çıkana üzülmemesi gerektiğini söyler. Örneğin büyük bir yangında veya girdiği ticaret hayatında tüm malını mülkünü kaybeden bir insan, bunu kaderinde olduğu için yaşar. Bunu engellemesi veya önüne geçmesi mümkün değildir. O zaman bunun için üzülmesi de anlamsız olacaktır. Allah, insanları kaderlerinde belirlediği birçok olayla dener. Bu olaylara tevekkül edenler, Allahın hoşnutluğunu ve sevgisini kazanırlar. Tevekkülsüz davrananlar ise, hem dünyada sıkıntı, huzursuzluk ve mutsuzluk yaşarlar, hem de ahirette sonsuz bir azapla karşılık görürler. Tevekkülün insan için hem dünyada hem de ahirette büyük bir kazanç ve kolaylık olduğu çok açık bir gerçektir. Allah, tevekkülle ilgili sırları müminlere vererek onların üzerinden zorlukları almış ve onlar için dünya hayatındaki imtihanı kolay hale getirmiştir. |
|||
|
11-11-2007, 07:43 PM
Mesaj: #2
|
|||
|
|||
|
Ynt: KADERE TESLİMİYET VE TEVEKKÜLDEKİ SIRLAR
Allah razı olsun kardeş emeğine ve yüreğine sağlık.
NİYET HAYR AKIBET HAYR... ![]()
|
|||
|
03-27-2008, 07:19 PM
Mesaj: #3
|
|||
|
|||
|
RE: KADERE TESLİMİYET VE TEVEKKÜLDEKİ SIRLAR
Müminin özel vasfı: Sabır ve şükür!.
Sıkıntıların içindeki zahmetlere kilitlenip rahmetleri göremeyen bazı soru sahiplerine arz ediyorum bu konuyu. Bir adam, Efendimiz (sas) Hazretleri'ne gelerek şöyle sormuş: -Ya Resulallah, demiş, bana öyle bir şey haber ver ki onu yapınca cennete layık hale geleyim.! Şöyle anlatmış cennete layık hale gelme anlayışını: -Allah'ın senin hakkındaki takdirine ya sabırla ya da şükürle karşılık ver; cennete layık hale geldin gitti. Evet, maruz kalınan İlahî takdirlere ya sabır ya da şükürle karşılık vermek Neden ya sabır ya da şükür?. Çünkü mümin insanın özel vasfıdır bu sabır ve şükür. Bu özel vasfı sayesinde inanmış insan, hayatta karşılaştığı her durumu hakkında hayra çevirebilir. Nitekim Efendimiz (sas) Hazretleri, müminin her halini hayra çeviren bu özel vasfını şöyle haber vermiştir bizlere: -Hayret edilir müminin haline. Üzücü bir olayla karşılaşsa sabreder kazanır, sevindirici bir olayla karşılaşsa şükreder yine kazanır. Yani mümin bu özel vasfı sayesinde her olayı hakkında hayra çevirebilir. Böylece tevekkül ve teslimiyeti ona hep kazandırır, hiç kaybettirmez. Nitekim Lokman Hekim de müminin bu sabırlı halini şöyle izah der: -Nasıl madenin kıymetlisi ateşe verilince üzerindeki pası dökülüp altından öz cevheri çıkarsa, Allah'ın sevdiği kulları da maruz kaldıkları musibetleri sabır ve tevekkülle karşılayarak günahlardan arınmış saf kulları haline gelirler... Kaldı ki, bizim şer sanıp da üzüntü, sıkıntı duyduğumuz birçok olayların aslında şer değil hayır olduğu da daha sonraki sonuçlarından anlaşılır. Yanıldığımızı, boşuna üzüldüğümüzü de o zaman mahcubiyet duyarak idrak ederiz. Ama baştan o sıkıntıyı da yaşarız.. Hikmet alimleri müminin maruz kaldığı musibet ve sıkıntıları iki kısma ayırıyorlar. -Kulun makamının yükselmesi için gelen sıkıntılar. İşlemiş olduğu günahın cezası olarak gelen sıkıntılar. Şurası kesindir ki, her iki hal de kulun lehinedir. Çünkü kul burada günahının cezasını çekmezse ahirete tehir edilir. Ahiretin cezası ise dünya ile kıyaslanamayacak kadar ağır ve acı olur. Bundan dolayı kamil insanlar maruz kaldıkları musibet ve sıkıntıları günahlarının peşin olarak verilen cezası diye yorumlayarak ayrıca bundan sevinç duymuşlar, musibetin içinde de yine bir nevi mutluluk hissetmişler. Başa gelen musibetlerin, günahların karşılığı olduğuna dair verilen misalde şu olay anlatılır: Sahabeden bir zat, cahiliye devrinde tanıdığı bir kadınla yolda karşılaşır. Ayaküstü sohbetten sonra ayrılıp giden kadının arkasından bakmaya devam eder. Bu sırada önündeki çukura giren ayağı kırılır. Sonra Resulüllah'ın (sas) huzuruna gelerek kadına bakarken ayağının kırıldığını anlatınca Efendimiz (sas) şöyle bir hatırlatmada bulunur: -Allah, bir kulunu severse onun işlemiş olduğu hatasının cezasını hemen peşin olarak verir, ahirete tehir etmez! Böylece kul, burada cezasını çektiğinden ahirete o günahla gitmekten kurtulmuş olur. Demek ki, maruz kaldığımız sıkıntılar işlediğimiz yanlışlarımızın bir bakıma cezasını teşkil ediyorsa, buna da üzülmemek, aksine sevinmek bile mümkün.. Ahirete tehir edilmeyip dünyada ödemek söz konusudur çünkü. Kaldı ki, hikmet alimlerinin ikazına göre, dünyevî sıkıntılar korkulacak sıkıntılar da değildir. Asıl korkulacak sıkıntı ve musibet, dine gelen sıkıntı ve musibettir. Dinin emrini yaşama aşk ve şevkinden mahrum kalma musibetidir. Bu musibetin insana kazandıracak hiçbir hayır yanı yoktur. Ama dünyevî musibetin verdiği zahmet burada kalır, kazandırdığı rahmet ise ahirete beraber gider... İşte bu farktan dolayıdır ki hikmet alimi Sehl bin Abullah'a şikâyette bulunan bir adam "Evime hırsız girmiş, altınlarımızı çalıp *****ürmüş."deyince şöyle cevap vermiş: -Bunlar dünyevî musibetlerdir.. Ya musibet malına değil de dinine gelse de, şeytan kafana girip vesvese vererek imanını çalmış olsaydı ne yapacaktın? Asıl musibet bu musibettir. Dini yaşama aşk ve şevkini kaybetme musibeti. Korkacaksanız böyle musibetten korkun!. -Ne dersiniz? Maruz kaldığımız sıkıntı ve musibetlere böyle geniş şekilde bakabiliyor muyuz?.. AHMED ŞAHİN Zaman 25 Mart 2008, Salı Burada hiç kimse durucu değil Hepimiz dünyadan göçmeye geldik Kör olan bu işi görücü değil İyiyi kötüden seçmeye geldik... Nicelere düştüler dünya ağına Vuruldular bahçesine bağına Anlarlar varınca son durağına Bizler bu bahçeyi ekmeye geldik ... |
|||
|
04-03-2008, 10:34 AM
Mesaj: #4
|
|||
|
|||
|
RE: KADERE TESLİMİYET VE TEVEKKÜLDEKİ SIRLAR
Allah razı olsun misafir kardeşim faydalı şeyler yazmışsın ama keşke bunu alt başlık gibi değilde yada konuya cevap şeklinde değilde esas konuymuş gibi aktarmış olsaydın daha güzel olurdu herkes faydalanırdı. Kader konusu iyi bilinmeli iyi anlaşılmalı günümüzde insanların yaptığı en büyük hatalardan birisi kaza ve kader konusunda oluyor. inanç zayıflığı şükretmeme hastalığı vs. insanları olaylar karşısında adeta bunalıma itip müslümanın yapmaması gereken yollara sürüklüyor.Sabretmek verilen en büyük nimet şükrütmek hamdetmek en büyük nimet. zorluklar ve sıkıntılar karşısında bu nimetleri kullanmamamız gerekir.
![]()
|
|||
|
|





![[Resim: imza1mf9.gif]](http://img214.imageshack.us/img214/8812/imza1mf9.gif)