Özel Arama
|
Miftahul Kulub{18-01-2008}
|
|
01-22-2008, 05:51 PM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
Miftahul Kulub{18-01-2008}
[/align][mar]سْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم[/mar]
Şimdi, bu sıfatlara, bürünenlere, yani : Levvamede ve mülhimede bulunan kimselere düşen odur ki : Gerek Fahr-i Alem Resulüllah efendimiz tarafından, gerekse bizzat nasıl olacağı anlatılamayan Cenab-ı Hak tarafından anlatılan manada nekadar tecelli-i ilâhî ve zuhurat olursa . olsun; çok çok dikkat etmeli ve zerre kadar kendisine varlık vermemelidir. Bu gibi kimseler, kendilerini şöyle bilmelidirler : Kurumuş bir ağaçtır, o ağacın meyvesi yoktur ki,-insanlar yesin; yaprakları yoktur ki, bir adam onun gölgesinde gölgelensin. Bu yoldaki hemen herkes, kendisini anlatıldığı gibi bilmeli ve kendi kendine şöyle demelidir:. — İşte ben öyle bir ağacım. Ne ilmim var, ne de amelim. Bir amelim yoktur ki : O amelimin altında ihsan olunan ilâhî feyizlerden bir kimse feyiz ve menfaat bula. Dışta ağaçların meyvelerini bir insan yediği zaman, nefisleri safa bulur; cismanî tat bulur. Bunun gibi, ibadet ve taat altında ihsan olunan ilâhî feyizler de bir kimseye aksedince O kimsenin ruhu safa bulur; tadını alınca da, gönül açıklığı zuhur eder. -Bu gibi şeyler de sende yoktur ki, onunla övünesin. Hemen böyle deyip kendisini âciz çaresiz bir şeye yaramaz bulmalı. İsyan deryasında boğulmuş bilmeli. İki eli boş, Allah'ın güvencesinde bir müflis kabul etmeli. Her an, her nefes; rıza kapısının açılması için, aman diyarının kapısında : — Güvencemiz sensin, el-aman ya Rabbi.. Deyip durmalıdır. Kendisinde zuhur eden ilâhî ihsanlara bakıp güzelce, insaf ederek, halini görmelidir. Anlatılan durumda, eğer kendine varlık kokusu görünmüş ise, nefesine şöyle hitab etmelisin : — Tüy nefis, sen kendini adam oldun, sayıyorsun?. Henüz senin sıfatın emmare sıfatıdır; o, zerre kadar değişmedi. En alt mertebe, Cenab-ı Hakka işleri ısmarlamaktır; bunu dahi, kendine hal edemedin ki: kalb imtinanı gele de tereddütten ve iç eğriliğinden, renkten renge girmekten kurtulasın. Bir kul, nasıl ihsan-ı ilâhiyeyi görüp temcid davulu gibi : — Ben ben. Diyorsa, sen de öyle demeye kalkıyorsun. Beni de, benlik perdesine düşürmek istiyorsun. Yeter oldu bu hicaba büründün; Enaniyet libası ile göründün.. Soyun imdi, bu libastan beri ol; Nice menzil kat eyleyüp insan ol.. Bu şiirlerin daha açık Türkçesi şöyledir : Bu perdeye büründüğün, benlik giysisi ile göründüğün yeter. Bu giysiden soyun uzak ol; çokça yol alıp insan olmaya bak. Böyle deyip geceli gündüzlü her nefsete müflisliğe sahib ol. Anlatılan yolları dene; derdine çare ara. Rıza kapısının açılması için, her nefeste, aman diyarında pişmanlikla dur. Ciğerini kebab ederek, göz yaşını sel gibi akıt. Âciz çaresiz Allah'ın güvencesi altına giren bir müflis gibi ol. Her taraftan eli boşanmış, minareden aşağı düşen adamın temennisi nasıl olursa., bu sıfatlarla muttasıf olan kimselerin Cenab-ı Hakka temennisi ve münacaatları da öyle olmalıdır; hatta beş kat daha ziyade olmalıdır. Minareden düşen adamda, sadece ölüm korkusu vardır; imansız gitmek korkusu yoktur. Hatta şehid olma ümidi dahi vardır. Ama, bu sıfatlara düşen kimselere hem reddolma korkusu vardır; hem de son nefesi imansız verme korkusu.. Durum böyle olunca, bunların korkuları, öbürlerine bakarak beş kat değil; belki de on kat olmalıdır. Sözün özü odur ki : İnsan, kendisinin hekimi olmalı.. Çünkü, sonra hekime muhtaç olur. Görmez misin ki : Zahirde bir kimse kendinin hekimi olursa., o kimse, hekime muhtaç olmaz. Basuru olan kimseler, kendilerine dikkat edip yemek yerken, basurunu azdıran yemekten içmekten sakınacak olsalar, hekime muhtaç olmazlar. Ayrıca, basur hastalığından da kurtulurlar. Diğerlerini de buna kıyas edebilirsin. Hemen her hasta-lik bunun gibidir. Başından sebeplerine yapışılırsa.. sonunda hekime ihtiyaç duyulmaz. Amma, başında gafil davranılip dış sebeplerine yapışılmaz ise, sonra hastalıklar, vücudun her tarafına yayılır. Şiddetli sıkıntı vermeye başlar. O zaman da, hekime ihtiyaç duyulur. Türlü türlü acı ilâçlar tatbik edilir; hayli de zahmetler çekilir. Kâmil mürşidler de gerçek hekimlerdir. Anlatılan çarelere baş vurup huylarındaki ve işlerindeki illetleri; çalışıp gayret ederek, açıklandığı gibi ilâçları kullanır, o illetleri vücud ülkesine yerleşmeden atabi-lirsen yolun kolaylaşır. Gün gün, mertebeler alırsın. Sonsuz ilâhî ihsanlara sahib olursun.Ama gafil davranıp da, anlatılan hastalıkların atılmasını mürşidine bırakır : — Benim elimden bir şey gelmez. Beni benden daha iyi bilir. Nasıl isterse yapsın razıyım. Boşuna çabalamak para etmez. Deyip kilimin dört ucunu bırakırsan : — Hepsi şeyhin elindedir; nasıl bilirse öyle etsin.. Deyip anlatılan çarelere baş vurulmaz ise., o vakit, mürşid de onun haline bakar ve şöyle görür : Kendisini nefse kaptırmış. Nefsin hilesine ve azdırmasına kanmış. Kilimin dört ucunu da bırakmış. Vücud ülkesi, nefsin yönetimine geçmiş. Anlatılan hastalıklar da birleşmiş.. Bu hali görünce bilir ki : Basur hastasının hastalığı nasıl vücuduna yerleşip hekime muhtaç duruma gelmiş ise., bu kimse dahi, mürşidin ilaçlamasına muhtaç duruma gelmiş.. Böyle olunca da, hastalığına göre ilâç verir. Ancak, onların ilâçları Allah tarafından geldiği için, geri çevirmek mümkün değildir; zahirdeki hekimin ilâcını geri çevirmek mümkündür. Bu zatların verdikleri ilâçları, hiç bir şekilde geri çevirmek mümkün değildir; zira Ailah katından gelmektedir. Zehir olsa dahi, kullanılır; geri çevrilmez. İlâç verme usulüdür ki : En düşük dozda olan ilâçları, en az hastalıklı olana verirler. Hastalık ağırlaştıkça, ilâcın dozu da yükselir.,Durumu, buna göre kıyas edebilirsin. Hâsılı: Herkesin hastalığına bir başka türlü ilâçları vardır. O ilâcı verirler ki, o hastalık ondan gide. Hasta sağlığını buluncaya kadar, nice zorluklar çekilir. Bundan sonra, yavaş yavaş o ilâcı ondan alır, gönlünü hoş tutmaya bakarlar. Şimdi, anlatılan durum güzelce düşünülmelidir. Anlatılan çareleri, insaflıca haline bakıp herkes kendine tatbik etmelidir. Ta ki, mürşidin ilaçlamasına ihtiyaç kalmaya.. Anlatılan çareleri dene; onlarla kötü huylarını iyi huylara dönüştür. Bunu, kendi kendine yap; yoksa, mürşidin ilaçlamasına dayanılmaz. Onlar, dayanılacak gibi değildir. linkleri görmeye yetkiniz yok lütfen buraya tıklayarak üye olunuz |
|||
|
|
| Benzeyen Konular | |||||
| Konu: | Yazar | Cevaplar: | Görüntüleyenler: | Son Mesaj | |
| Miftahul Kulub{09-01-2008} | ihvan_56 | 1 | 262 |
02-04-2008 11:41 AM Son Mesaj: (**Mushab**) |
|
| Miftahul Kulub{28-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 138 |
01-28-2008 02:08 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{27-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 121 |
01-28-2008 02:05 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{26-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 119 |
01-28-2008 02:02 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{25-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 86 |
01-25-2008 02:24 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{24-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 114 |
01-24-2008 02:15 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{23-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 76 |
01-24-2008 02:13 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{22-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 129 |
01-22-2008 06:03 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{21-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 98 |
01-22-2008 06:00 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{20-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 130 |
01-22-2008 05:57 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|




