Özel Arama
|
Miftahul Kulub{19-01-2008}
|
|
01-22-2008, 05:53 PM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
Miftahul Kulub{19-01-2008}
[mar]سْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم[/mar]
Anlatılanları, ciddî bir şekilde anlamaya çalış. 4. Nevi: Bu, II. faslın yedi nevinden dördüncü nevi olup şu konuları işlemektedir : MUTMAİNNE SIFATI a) Mutmainne sıfatı ve onun şartları.. b) Rıza kapısı ile tevekkül kapısının farkı.. c) Velayet mertebesi, velayet müjdesi, velayet melekesi.. Ayrıca, anlatılanların sebebi ve hikmeti .ile razıye sıfatını almanın çaresi ve alâmeti açıklanacak.. Değerli kardeşim, şu da bilinsin ki.. Bu mutmainne sıfatı, velilere hastır. Bu sıfata bürünen zatlar, velayet ile, veraset ile müjdelenirler. Velayet de, nübüvvet de daha önce anlatıldı; burada tekrar edilmesine gerek yoktur. Bu sıfat, sadece tarikat ehline mahsustur; zahidlerin. takva sahiplerinin nefisleri, bu sıfata bürünemez, muhaldir. Onların en büyük makamları, mülhime sıfatıdır; bir adım bile ondan öteye geçemezler. Se-bebine gelince : Zühd ile takva ile nefis, mulhime yolunda anlatılan mikdar kemal bulabilir. Ondan öteye bir parmak dahi gidemez. Zira, mücahede ile nefis, ancak o kadar kemal bulabilir. Anlatilandan ilerisi, mürşidin terbiyesine, muhtaçtır. Görmez misin ki, dağlarda kendi kendine biten ağaçların meyveleri yenmez. Yense de lezzeti olmaz. Ham ahlat gibi, yiyenin boğazında kalır. Yahut hiç meyve vermez. Ama onları bir bahçevan yerinden çıkarıp kendi bahçesine ekecek olsa, o hali ile bakıp yetiştirse, yahut başka meyvelerle aşılasa meyve ağacı olmaya başlar. Haliyle bakımlı ağacın meyveleri, ilk hallerine nisbetle çok farklıdır. Hem de, sema ile semek (balık) arasındaki fark kadar.. Bahçevanın elinde yetiştiği için, yaban ağaçlarının meyveleri değişir. Ondan yiyenler, cismanî bir lezzet duyarlar. Eğer yabandan getirilen ağaç, aslında meyveli değilse, ona meyveli ağaçtan aşı yapar; aradan birkaç sene geçtikten sonra, o da öbürleri gibi güzel meyve verir.Üstteki açıklamadan anlaşıldı ki: Zühd ve takva sahipleri, yabanda yetişen meyveli ağaçlar gibidir : — Ben, zühd ile, takva ile Hakkı bulurum; kâmil mürşide muhtaç olmam. piyen kimselerin işlerine bakıldığı zaman, görülür ki : Yaban armudu, elması, vişnesi, kirazı gibidir. Bu türlü meyveler nasıl görünürse., zahidlerden amel sahipleri de öyle görünür. Yabanî meyvelerin içi acı olur. Ondan yiyen kimseler acılıktan başka bir tad alamazlar. Bunun gibi, zahidlerin, müttakilerin amelleri de zahirde güzeldir. Onların güzel amellerini görüp meclislerine gidenler ve onlardan yardım isteyen kimselere verdikleri nasihatler kendi halleri olmadığı için tesir etmez. Yabanî meyvelerin acılığı dışında bir lezzet de bulamazlar. Bunların meclislerinde nasihatlarını dinleyen adamlar, ayık hale gelmezler. Bundan başka iç halleri huzurda bulunan kimselere de geçer, iç sıkıntısı ile o meclisten kalkarlar. İşte, zühd ile takvanın en ileri makamı budur. Bunun için, onların, mutmainne sıfatından yana nasipleri yoktur. Mutmainne sıfatı, yalnız tarikat ehline hastır. Bu sıfatı hal edinmenin alâmetine gelince., daha önce de anlatıldığı gibi şöyle açıklayabiliriz : Cümle işleri, güzel işlere dönüşür; uygunsuz huyları güzel huylarla değişir. Bundan sonra, kendinden bir istek olmadan bu sıfatın sahibi, Cenab-ı Hakka tam manası ile tevekkül eder. Cenab-ı Hak tarafından kendisine bir hal ihsan olunur ki : O kimse, cümle zahirî işlerini Cenab-ı Hakka teslim eder; dünya yönünden gelen işleri düşünüp endişeye kapılmaz. Dünya yönünden olacak işler için gam çekmez. Cennet arzusu ve cehennem korkusu, iradeleri dışında kendilerinden alınmıştır; bunlar için de, gam yemezler. Ancak ibadet ve taatı, Allah rızası için yaparlar. Bunlar, iyiliği emretmek, yasaklardan almak görevini de hakkı olduğu biçimde yerine getirirler. Bu zatların, teveccüh ve murakabelerinden sonra, Allah ile huzurlu olmak, kendilerine hal oimuştur. Bir nefes dahi, gaflet üzere durmazlar; daima ayıktırlar. Bu mutmainne sıfatına bürünen zatlara tevekkül kapısı açılır; mürakabelerinde şekli anlatılamayan bir biçimde, kendilerine velayet müjdesi verilir. Mürşidleri kâmil olursa, bazılarına rıza kapısı dahi açılır. Yunus sûresinin 62. âyetinde Duyurulan :«Haberiniz olsun; Allah'ın velî kulları için hiç bir korku yoktur. Onlar, mahzun da olacak değiller.» Manası ile müjdelenirler. Ancak, bu sıfatta iken, rıza kapısının açılması, bu âyet-i kerimenin müjdesini almaları henüz onların halleri değildir. Sırf mürşidlerinin güzel teveccühü, Allah'ın inayeti iledir. Rıza kapısı ile, tevekkül kapısı arasında fark vardır. Şöyleki : Bir kimse, murakabe halinde iken, anlatılan kapı açılır; kendisi de içeri girince, belli bir yerde tecelli ihsan olunur. Bu âyet-i kerimenin müjdesi de zuhur ettikten sonra, o kapı bir daha zuhur etmez ise., o rıza kapısıdır. Ama, bu durum, kendisinin hali olmadığından, ilâhi iltifata nail olmak için; marzıye makamına ayak basıncaya kadar ya bir kere, yahut iki kere, yahut üç kere açılır; kendisine tecelli ihsan olunur. Eğer anlatılan kapı, tevekkül kapısı olursa., hemen her gece, murakabesinde açılır; içeride kendisine tecelli ihsan olunur. İşleri Cenab-ı Hakka bırakmak, kendisine hal olduğu için, hemen her gece tevekkül kapısından içeri girer, belli bir yerde kendisine ilâhî tecelli ihsan olunur. Ancak, rıza kapısının hal olması, marzıye sıfatına mahsustur; marzıye sıfatı kendisine hal olmadıkça, her gece zuhur etmez; bunun için her gece, kapının açılması, şekli anlatılamayan bir biçimde müjdelenmek, muhaldir. Belki, mürşidin himmeti ile bir kaç kere zuhur edebilir; başka türlü olmaz. Değerli kardeşim, bu durumu açıklamaktan gaye odur ki : Tevekkül kapısı görüldüğü zaman, rıza kapısı sanılmasın. Zira, rıza kapısı, Cenab-ı Hakkın ebedî rıza ile razı olduğu kullarına hastır. Ebedî rıza ise., marzıye sıfatına hastır. İşte anlatılan sebepten ötürü, yalnız işleri Cenab-ı Hakka bırakmayı meleke eden zatlara rıza kapısının açılması zor iştir. Meğerki, anlatıldığı şekilde, ilâhî bir iltifat ola.. Mülhime ehli için tevekkül kapısının durumu da böyledir. MUlhimede olan zatlara terakki, hallerinde tevekkül kapısı açılır; sıfatların tecellisi zuhur eder. Bir kimseye böyle bir hal zuhur ettiği zaman, insafla kendi haline bakmalıdır : Acaba, işleri Cenab-ı Hakka bırakmak, kendisine meleke olmuş mudur?. Yoksa, hayvani ruhun alt olmasından ileri gelen bir yükselme hali midir?. Bu durum, insafla bakıldığı zaman tayin edilir. Zira, mülhime sıfatında her nekadar terakki hali zuhur ederse etsin; yine işleri Cenab-ı Hakka bırakmakta tam bir sebat olmaz; tereddütten ve renkten renge girmekten yana boş değildir, insafla bakıldığı zaman, bütün bunlar, olduğu gibi görülür; bilinir. linkleri görmeye yetkiniz yok lütfen buraya tıklayarak üye olunuz |
|||
|
|
| Benzeyen Konular | |||||
| Konu: | Yazar | Cevaplar: | Görüntüleyenler: | Son Mesaj | |
| Miftahul Kulub{09-01-2008} | ihvan_56 | 1 | 262 |
02-04-2008 11:41 AM Son Mesaj: (**Mushab**) |
|
| Miftahul Kulub{28-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 138 |
01-28-2008 02:08 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{27-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 122 |
01-28-2008 02:05 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{26-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 119 |
01-28-2008 02:02 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{25-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 86 |
01-25-2008 02:24 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{24-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 114 |
01-24-2008 02:15 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{23-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 76 |
01-24-2008 02:13 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{22-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 130 |
01-22-2008 06:03 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{21-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 98 |
01-22-2008 06:00 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{20-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 130 |
01-22-2008 05:57 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|




