Özel Arama
|
Miftahul Kulub{21-01-2008}
|
|
01-22-2008, 06:00 PM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
Miftahul Kulub{21-01-2008}
[mar]سْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم[/mar]
Bundan sonra, kendilerine bir taraftan ilâhî bir ihsan zuhur ettiği zaman, onunla sevinmemeli, kader sırrına yormalıdırlar : — Bu durum, ezelde bizlm için ilâhî bir takdır olmuştu. Şimdi tayin edilen zamanı geldi. Zahirî sebebi ile bize yöneldi. Sebebi veren de Hak, bu ihsanı veren de Hak.. Böyle dedikten sonra, dış sebebe olan kalbin itminanını kesmeli. Sonra da kendi haline bakmalı.. Bu arada, bir sevinç ortaya çıkarsa anlatılacak durumu düşünmelidir. Önce : «Her şey aslına döner..» Dedikten sonra, şöyle demelidir : — Bu işin dışına nasıl sevinebilirim?. Zira, cümle eşya toprak, su, hava ve ateşten ibarettir. Bunlarla sevinip avunmak ise, ahmaklığın taa, kendisidir. Sevinmek, sevgiden çıkar. Eğer bu olana sevgim olmasaydı, sevinç zuhur etmezdi,. Halbuki, anlatılan unsurlardan meydana gelen şeyleri sevmek ahmaklığın kendisidir; düşüklüktür. Böyle dedikten sonra, o maddî şeyden sevgiyi kesip almalıdır. Sevincin de önünü almak gerekir. Beri taraftan kendisine keder verecek bir şey zuhur ettiği zaman; bunu da kader sırrına bağlamalıdır : — Bu iş, Cenab-ı Hak tarafından bize gelen bir ilâhî ihsandır. Bunun altında çok büyük nimetler vardır. Bu gelen, ilâhî bir armağandır. Sabır gerekir, zira ben Yüce Hakkın zatına aşıkım.. Dedikten sonra, kendi kendine şöyle çıkışmalıdır : — Sen üstteki sözleri söylüyorsun; hiç aşık maşukundan gelen bır şeyi geri çevirir mi?. Haşa, zehir olsa dahi, şekerli helva gibi yer. Hal böyle iken, bu bir ilâhî imtihandır; altında nice nice büyük nimetler vardır. Hem de akıllara gelmeyecek kadar.. İşte, anlatılan durumdakiler, anlatıldığı gibi söyleyip gönüllerini teselli ile alıp sevinç ile kederi birleştirmeğe çalışıp gayret etmelidirler. Sevinç ile kederin eşit kabul edilmemesi, Âl-i imran suresinin 14. âyetinde Duyurulan :«insanlara; kadınlardan, oğullardan, yığın yığın biriktirilmiş altın gümüşten, salma güzel atlardan, sürülerden, ekinlerden yana şehvetler dizisi sevgisi süslü gösterildi. Ama bunlar, dünya metaıdır.» Manada açık açık anlatılan, dünyanın altı çeşit metaına sevgiden doğar. O altı şeyi daha açık olarak, şöyle anlatabiliriz : a) Kadınlar.. b) Çocuklar.. c) Basılmış altın gümüş, her türlü para.. d) Donanmış atlar.. e) Sığır cinsi de dahil, her çeşitten sürü.. f) Kokulu şeyler, bağlar, bahçeler, ekilen biçilen ziraat işleri.. İşte bütün bu şeylerden yana, kalben sevgi bağını koparmak gerekir. Bunun ilâcı da anlatıldığı gibidir. Yani : Bu yolda olanlar, eşyaya vahdet (birlik) gözü ile bakıp onlara sevgi vermemelidirler. Bu altı şeyden hangisine sevgi zuhur eder ise., hemen ardından anlatılan reçeteyi uygulamalı, o sevgiyi gönülden söküp atmaya bakmalıdır; bunun için de çok çalışıp gayret etmek gerekir.Bu makamdaki zatlara, sadece dünya sevgisi değil; âhiret sevgisi dahi feyiz gelmesine engel olur. Bunun sebebi ve hikmeti ise, iki seygi-nin bir kalbde olmasının zor oluşudur. — K a 1 b .. Adı ile anlatılan yer, Yüce Hakkın nazargâhıdır. Orada, ilâhî tecelli görülür. Böyle olduğuna göre; oraya ilâhî sevgiden başkasını koymamak gerekir. Oraya, ilâhî sevgiden başkası girerse, seni uğraştırır, ilâhî tecelliden yoksun eder. Anlatılan sebeptendir ki; velîlere velayet makamına ayak basmak ihsan olunduğu zaman, anlatılan altı şeyin sevgisi, anlatılan reçetelerle gönülden sökülüp çıkarılmalıdır. Hatta, o manada kılcal damarları dahi sökmek gerekir. Ta ki : Gün gelip de onlardan filiz çıkmaya.. Dünya ve âhiret sevgisi, anlatıldığı gibi tamamen kesilip atılınca, sevinç ile kederin bir görülmesi gayet kolay olur. Bir kimseye, bir yerden bir sevinç gelecek olsa, ya dünya işlerindendir; ya da âhiret işlerinden.. Sevinç işleri, bu ikisinin dışında değildir. Bir taraftan gelen şeylere karşı bir kimsede sevgi belirtisi olmaz ise, kendisinde zerre kadar sevinç eseri zuhur etmez. Olmuş, ya da olmamış, ikisi de eşittir. Keder dahi, anlatılan şeylerin elden gitmesindendir; yani : Dünyaya ve âhirete dair işlerin.. Keder ve sıkıntı, üstte âyet-i kerime ile tesbit edilen altı şeyden birinin gitmesinden zuhur ki, yine sevgiye bağlıdır. O elden giden şeye karşı sevgi olmasaydı; onların gitmesinden ötürü, hiç kimseye zerre kadar keder zuhur etmezdi. Bunu bir hikmete yorup : — Allah verdi; yine Allah aldı.. Derdi. Zikri ile, fikri ile uğraşır dururdu. Yukarıdan beri izah edilen durum anlatıyor ki : Sevinç ile kederin birleşmesi, dünya sevgisinin kesilip atılmasına bağlıdır. Bundandır ki, velayet ayak basan zatlara; dünya ve âhiret sevincinin kesilmesi için, Allah sevgisi lâzım, hatta elzemdir. Bundan sonra, sevinç ile .kederi birleştirmek gayet kolay olur. Razıye sıfatında bulunmanın alâmeti odur ki: İradesiz, anlatılan altı şeye karşı sevgi bağları, kesile.. Onların artmasından ve eksilmesinden ötürü, kalbe zerre kadar sevinç ve keder gelmeye.. Her anda, bir başka mana işinde oluna.. Rahman suresinin 29. âyetinde Duyurulan : «Her an bir bir başka iştedir.» Mana uyarınca, onlara bir hal gelir. Bu âyetteki mana ile hallenir-ler. Bundan sonra, onlardan birine : — Doğu ile batı arasını sana verdik. Seni padişah tayin ettik. Cümle âlem, senin hükmündedir.. Deyip cümle ülkelerin anahtarlarını ona tesllm etmiş olsalar; kalbine zerre kadar sevinç gelmez. Belki kederlenip : — Beni meşgul eder; huzura engel olur. Der.. Dünyanın anlatılan işlerinden başka, mürakabe halinde onların biline tarifi imkânsız ilâhî lütuflar gelip çeşit çeşit âhiret nimetleri ile müjdelense dahi, yine zerre kadar kendisine sevinç vermez : — Allahım, tüm gayem sensin; isteğim rızandır. Der ve bu cümlenin gerçekleştiği yer olur. Anlatılanların aksi dahi zuhur edebilir. Yani: Gelmez, gider, öyle bir şey olduğu zaman da : — Allah verdi, Allah aldı; mülk Allah'ındır. Bizim zerre kadar bir şeyimiz yoktur. Der; iradesini kullanmadan, kendisine zerre kadar keder gelmez. Anlatılanlardan başka, kendi bedenlerine bir keder isabet edecek olsa, ona da razı olurlar; tesllm olurlar. Her nekadar zahirde mihnet ve meşekkat çekip o hastalığın giderilmesine teşebbüs etseler dahi, gönüllerinden razı olurlar; bir hikmete yorarlar. Gerek hal ile, gerek söz ile, gerek vicdani olarak o hastalığın zorluğundan ve zahmetinden şikâyet etmek, hatırlarına gelmez. İradesiz razı olurlar. Her nekadar arkadaşlarının ve kendi gibilerin yanlarında hallerini anlatıp dursalar dahi, yine de gönüllerinden razı olurlar; .anlattıklarına hikâye yollu anlatırlar. Sözün özü odur ki : Bunlara öyle bir hal ihsan olunur ki; Cenab-ı Hak'tan isabet eden her şeye iradesiz teslim ve razı olurlar. İşte anlatılan rıza ile, Cenab-ı Hak'tan gelen işlere razı olan zatların nefisleri, raziye sıfatı ile muttasıf olduğuna delâlet eder. linkleri görmeye yetkiniz yok lütfen buraya tıklayarak üye olunuz |
|||
|
|
| Benzeyen Konular | |||||
| Konu: | Yazar | Cevaplar: | Görüntüleyenler: | Son Mesaj | |
| Miftahul Kulub{09-01-2008} | ihvan_56 | 1 | 262 |
02-04-2008 11:41 AM Son Mesaj: (**Mushab**) |
|
| Miftahul Kulub{28-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 138 |
01-28-2008 02:08 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{27-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 121 |
01-28-2008 02:05 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{26-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 119 |
01-28-2008 02:02 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{25-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 86 |
01-25-2008 02:24 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{24-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 113 |
01-24-2008 02:15 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{23-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 76 |
01-24-2008 02:13 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{22-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 129 |
01-22-2008 06:03 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{20-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 130 |
01-22-2008 05:57 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|
| Miftahul Kulub{19-01-2008} | ihvan_56 | 0 | 111 |
01-22-2008 05:53 PM Son Mesaj: ihvan_56 |
|




