Şuanki Zaman: 12-04-2008, 03:06 AM Hoşgeldin Misafir ! (GirişÜye Olun)
Özel Arama

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Miftahul Kulub{25-01-2008}
Konudaki Cevap Sayısı
0
Konuyu Açan Kişi
ihvan_56
Görüntülenme Sayısı
87
Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Miftahul Kulub{25-01-2008}
01-25-2008, 02:24 PM
Mesaj: #1
Miftahul Kulub{25-01-2008}
[mar]سْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم[/mar]


Anlatılan işlerin oluşmasının sebebini, hikmetini de şöyle açıkla­yabiliriz :
Hayvani ruh, derece derece terbiye edilerek, sultanî ruhun sıfatı ile muttasıf edilir. Bundan sonra, hayvani ruhun, hayvanî sıfatı tamamen gider, sultani ruhun insanlık sıfatı hayvani ruha meleke olur. İşte bu ma-kamdakiler böyle ettikleri için, melekler onlara köle olurlar, sonsuz ih­sanların da gerçekleştiği yer olurlar.
Anlatılan sebepten ötürü, hemen herkese, insani sıfatla muttasıf ol­mak, aynen ve tek tek farzdır. Cümle âdemoğullarının bu sıfata bürün­meye kabiliyeti ve istidadı vardır. Onu elde edemeyişleri,, ancak ahmak­lıklarından ileri gelir. Böyle olunca da, özür beyan etmek, bahane bul­mak faydasızdır. Fırsat elde iken anlatılan düzen içinde reçeteli ilâçları. kullanmaya çalışıp gayret etmek lüzumlunun da lüzumlusudur. Ancak,. bu ilâçlar kullanılırken, gayret edip bu yolda önemli adımlar atılırken, içte işe yabancı bir emel beslenmemeli.. Zira, yabancı bir emel ihsan olu: nacak ilahı feyizlerin yolunu keser; bir adım dahi ileri gidememeye sebeb, olur. Zira zikirler, tefekkürler, Allah rızası için olmamış; mertebe almak, kemale ulaşmak için olmuştur. Böyle bir durum, tarikatta haramdır; ha-kikatta küfürdür. Çünkü, ibadete müstahak olan yalnız Cenab-ı Hak'tır İçle anlatıldığı gibi emeller olunca, onlar put olur: öyle bir emelin var­sa, onlara tapmış olursun. Sonra da ;Allahını, tüm gayem sensin; isteğim rızandır.
Sözünde yalancı olursun. Çekilen emekler de hep boşuna olur. Bu­nun için, hangi makamda olursa olsun; o makamın reçeteli ilâçlarını ku­l lanırken, garazsız, bir karşılık beklemeden Allah için, Allah uğruna kul­lanılması gereklr.
Bu reçeteli ilâcı kullanan kimse de, kendisine ayrıca dikkat etmeli­dir ki : Yaptığı ibadetlerin altında rızadan başka bir şey bulunmaya..
Bu tertibe göre gayret edilirse, kısa zamanda mertebeler alınır; mar-zıye sıfatına da bürünülür.
— Nicedir böyle çalıştım, tad alamadım.
Diyerek, kader sırrına bağlanıp terk etmemek gerek. —Yine de kusur bendedir..
Diyerek, gayretle sebatla çalışmalıdır. Eğer bir taraftan hatırına gelirse kı :— Bunca zamandır çalışıyorum, bir fayda görmedim. Eğer kader sırrında olaydı, sen de arkadaşların gibi ilâhî ihsanlara ver olurdun. Şim-di boş yere çabalama. Bir parça dinlenmeye bak; iş olacağına varır.
O zaman verilecek cevap şudur :
—Biz dünyaya istirahat edip dinlenmeye gelmedik. Ancak, Allah rızasını elde etmek için geldik. Allah rızasını elde etmek ise, çalışmakla olur. Bugün vermez işe, yarın verir, kul, kulluğunda olmalıdır. Bana ka-der sırrı gerekmez. Kader, sırrı Allah'ın ilmidir. Onu düşünmek de bize, lâzım, değil.. Aşık olana lâzım olan maşukun kendisidir; ahmak olan, evi-nin delisidir.
İşte verilen bu cevaba göre; ilâhî yüze aşık olanlar, aşıkı oldukları zatın rızasını elde etmeye çalışır gayret ederler; bir an ve bir nefes bile dinlenmek istemezler. Ettikleri taat ve ibadetten Yüce Zat'ın rızasından ve kendisinden başka bir şey ummazlar. Geceli gündüzlü ah edip ciğer­lerini kebab ederler. Kader sırrını da düşünmezler. Dünya ve âhiret sal­tanatını da istemezler. Geceli gündüzlü şevk yüzünü gözleyip ah çekip inlerler. Bunlar, dost yoluna vücudlarını verip canlarını feda etmişlerdir.
Ey yalancı aşık, bir mikdar çalışıp biraz lezzet duymayınca da. ka-der sırrına bağlanıp istirahata çekilirsin. Söze sıra gelince de :
— Ben Yüce Zat'ın yüzüne asıkım
.Dersin. Aşık olan hiç rahat mı ister?. Ettiği ibadetten kemal mi bek-ler?.
İnsafa gel insafa gel insafa; Yazık, verdin ömrünü israfa..
Şiirindeki mana uyarınca, anlatılanlar güzelce düşünülmeli; insafla da hareket edilmeli. Zira, sonradan pişmanlık fayda etmez. .Fırsatı gani­met bilenin sonu iyi gelmez. Kula lâzım olan, efendisinin rızası yolunda' bulunmaktır. Yoksa, efendisinin ihsanına göz dikip :
— Ha bugün verecek, ha yarın verecek..-
Diyerek gözleyip durmak, erkişinin kârı değildir.
Hâsılı..
Bu üstün tarikata teslim olup bir kâmil mürşidin elini tutan kimse­lere lâzım olan odur ki : Başta, tam manası ile teslim olalar. Şeyhe bu Şekilde teslim olduktan sonra, onun her emrini yerine getireler. Sülûkün başlangıcından, taa, sülûkün nihayetine kadar ve sülükte mertebeleri ta­mamlayıncaya kadar çeşitli boş, ümitlere kapılıp yorulmaktan çok sakını-la.. Zira, yersiz ümit ve emelin sonu nerelere vardığı anlatıldı. Bu.yolda yorgunluk da emelden, boş ümitten çıkar. Zira, Allah için ve Allah uğ­runa yapılan ibadetten yorgunliuk gelmez. Yorgunluk bulunan ibadetin içinde ya mertebeleri kat etmek vardır; ya da keşif keramet arzuları.. Buna kıyasla diğer istekleri de sayabiliriz. Bunların hepsi birer boş emel olup o emele sahib olan kimse, kendi kendinin yolunu keser. Çektiği emek de bir fayda vermediği gibi, kendisine bir tenbellik gelir; zikrini de bırak­masına sebeb olur.
Bunun için, sülûkün başından taa, sonuna kadar hiç bir şekilde boş ümitlere kapılmak olmamalı; zira, noksan kalmaya sebeb olur. Her ma­kamın da bir emeli vardır. Hangi makamda olursa olsun ; zikirden fikir­den bir şey bekleyip oranın boş ümidine bağlanmamalıdır.— Allahım, tüm gayem sensin; isteğim rızandır.
Deyip bulunduğu makamın ehli olmak için çarelerini uygulamalı ve ona göre çalışmalıdır. O zaman da, yapılan zikirler, murakabeler, tevec­cühler, yalnız Allah rızası için olur. Bunun için de, kısa zamanda, merte.-beler alınır, daha önce de anlatıldığı gibi, marzıye sıfatına bürünülür. Böy­lelikle, marzıye sıfatına bürünmenin alâmetleri, hal olarak sahibinde zu­hur eder. Ama bu kere, bu sıfata bürünmenin mutmeinnede olduğu gibi,
bir müjdesi yardır; bir de hali..
Müjdesini şöyle açıklayabiliriz :
Bu makamdaki razıye sıfatında iken; mürşidin himmeti, kendisinin de çalışıp gayret sarfetmesi ile halinde yükselme olur. Bu halinde biraz ilâhî iltifat gelir. Bu arada geçmiş günahları affedilir; kendisine makamı­na yakışan bir forma giydirilir ve marzıye sıfatına geçmekle de müj­delenir.
Ancak, anlatılan duruma bir varlık verip : — Artık marzıyeye ayak bastını.
Diyerek oraya tam ayak basıldığı sanılmaya.. Zira, bu durum, yüksel­me halidir. Mürşidin himmeti ile gelen bir ilâhî ihsandır. İniş hali ortaya çıktığı zaman, o hal gider; yine razıye hali ortaya çıkar,
Marzıye hali öyle bir şeydir ki: önce de anlatıldığı gibi, benlik ta­mamen alınır; varlıktan eser kalmaz. Hatta, tüm kötü huylardan yana da bir belirti kalmaz. Böyle olunca, hemen her gün, rıza kapısından içeri gi­rilir. Oraya girene, belli bir yerde bizzat şekli anlatılamayan bir manada zat tecellisi ve zat müşahedesi ihsan olunur. Yine şekli anlatılamayan bir manada yüce hitaba, sonsuz ihsanlara zuhur yeri olur. Bu arada, ma­sumiyet forması da giydirilir; geçmiş ve gelecek günahları affa uğrar. Ebedî rıza müjdesini de alır.
Bu kimselere, murakabe hallerinde her gün anlatılan şekilde bizzat, şekli anlatılamayacak şekilde bu ihsanlar zuhur ederse :
— Aşk olsun..
Deriz. Biz de o zaman şehadet ederiz ki : O zata, marzıye sıfatı vaz­geçilmez bir alışkanlık olan meleke olmuştur. Aksi halde hiç bir şey olmaz.
Üç beş gün, anlatılan şekilde zuhurat olur; sonra da kesilirse., ya­hut üç beş günde bir kere olursa., yine ilâhî iltifattır; mürşid himmeti ile ihsan olunmuştur. Marzıye melekesi,değildir. Zira, vazgeçilmez bir alış­kanlık olan melekede ara verilmek olmaz :
— Meleke..
Dedikleri, işin başından beri aynı düzende durur. Onda artma olur, ama eksilme olmaz.

linkleri görmeye yetkiniz yok lütfen buraya tıklayarak üye olunuz
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
  Miftahul Kulub{09-01-2008} ihvan_56 1 262 02-04-2008 11:41 AM
Son Mesaj: (**Mushab**)
  Miftahul Kulub{28-01-2008} ihvan_56 0 138 01-28-2008 02:08 PM
Son Mesaj: ihvan_56
  Miftahul Kulub{27-01-2008} ihvan_56 0 122 01-28-2008 02:05 PM
Son Mesaj: ihvan_56
  Miftahul Kulub{26-01-2008} ihvan_56 0 119 01-28-2008 02:02 PM
Son Mesaj: ihvan_56
  Miftahul Kulub{24-01-2008} ihvan_56 0 114 01-24-2008 02:15 PM
Son Mesaj: ihvan_56
  Miftahul Kulub{23-01-2008} ihvan_56 0 76 01-24-2008 02:13 PM
Son Mesaj: ihvan_56
  Miftahul Kulub{22-01-2008} ihvan_56 0 130 01-22-2008 06:03 PM
Son Mesaj: ihvan_56
  Miftahul Kulub{21-01-2008} ihvan_56 0 98 01-22-2008 06:00 PM
Son Mesaj: ihvan_56
  Miftahul Kulub{20-01-2008} ihvan_56 0 130 01-22-2008 05:57 PM
Son Mesaj: ihvan_56
  Miftahul Kulub{19-01-2008} ihvan_56 0 112 01-22-2008 05:53 PM
Son Mesaj: ihvan_56

Forum Atla:


 Quick Theme:


İletişim | irfanmeclisi | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Hafifleştirilmiş Sürüm | RSS Beslemesi
Forumlara hızlı giriş için tıklayın
|Allah C.C.|   | Kur'an-ı Kerim | | Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) |  | İslam Büyükleri Alimleri ve Eserleri | | Dini Bilgiler |
| İslamî Hayat ve Aile | | Resimler & Duvar kağıtları | | Ilahi & Ezgi Sozleri | Nükte,Hiciv,Fıkra ve Bulmacalar |
| Dini Filmler , vss. | | İlahiler & Ezgiler | | Cep Telefonları Ve Donanımları | | program download (program indir) |
| Gündemdeki Konular | | Dergi,Kitap ve Diğer Tanıtımlar.. | | İslam Tarihi | |  Peygamberler Tarihi | | Osmanlı Tarihi |

Google Pagerank CheckerTOPlist
Zirve100