Şuanki Zaman: 11-21-2008, 01:32 PM Hoşgeldin Misafir ! (GirişÜye Olun)
Özel Arama

Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
"Şu elimdeki mektuptan haberin var mı?"
10-23-2007, 09:27 AM
Mesaj: #1
"Şu elimdeki mektuptan haberin var mı?"
[center]ŞU MÜNAFIĞIN
BOYNUNU VURAYIM
Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medinede, Mekkenin fethi için hazırlıklara başlamıştır. Mekkenin fethi ile ilgili hazırlıklar gizlilik içinde yapılmaktadır. Bir kısım ashabın haricinde, kimse bu hazırlık niçin ve kime karşı yapılıyor bilmiyor.
Yapılan hazırlığın kime karşı olduğunu bilenlerden biri de Hâtıb bin Belteadır. Hâtıb kendisinden beklenmeyen bir şey yapar, Mekke halkına hitaben bir mektup yazarak, durumdan onları haberdar etmek ister. Mektubu Mekkeye göndermek için müşrik bir kadınla anlaşır. Müşrik kadın mektubu Mekkeye salimen *****ürüp muhataplarına teslim ederse, günün şartlarında on dinar para alacaktır. Kadın kendisine yapılan teklifi kabul eder ve mektubu alarak yola çıkar.
Hâtıb mektubunda şunları yazmıştı.
"Bu mektup Hâtıb bin Belteadan Mekke halkınadır. Allah Resûlü büyük bir ordu ile üzerinize gelecektir. Bu öyle bir ordudur ki, sel gibi akacaktır. Allaha yemin ederim ki, Resûlullah tek başına da sizin üzerinize gelse, Allah ona yardım eder, çünkü Allahu Teâlâ vaadini yerine getirir."
Bu hâdise olurken, Cebrail Aleyhisselâm da Efendinizi durumdan haberdar eder. Efendimiz, Alinin de içinde bulunduğu üç kişilik bir grubu yola çıkarır. Efendimiz Hazreti Aliye, bütün bilgileri verir. Kadın hakkında, hangi mevkide, onu ne şekilde yakalayacaklarını dahi söyler.
Ekip yola koyulur, epeyce bir yol aldıktan sonra Efendimizin buyurduğu üzere, Hahd mevkiinde, bir kadının deve üzerinde yol aldığını görürler. Deveyi durdururlar, kadından mektubu isterler, kadın önce inkâr eder. Fakat Hazreti Alinin tehdidine fazla dayanamaz ve saçlarının içinden mektubu çıkarıp, Aliye teslim eder.
Resûlullah, mektubu aldıklarında "Kadını serbest bırakın." talimatını vermişti, Ali ve arkadaşları da öyle yaparlar. Hazreti Ali, mektubu Resûlullaha teslim etti. Efendimiz mektubu okuduktan sonra Hâtıbı çağırdı.
"Şu elimdeki mektuptan haberin var mı?" Hâtıb, mahcuptur, utanmıştır, ağzından zoraki şu cümle çıkar:
"Evet."
"Ey Hâtıb! Seni bu mektubu yazmaya zorlayan sebep ne idi?"
"Ey Allahın Resûlü! Müslüman olduğum günden bugüne ne küfür içinde oldum, ne de bir ihanet içinde. Size söz verdikten sonra sizi hiçbir zaman aldatmadım ve aldatmayı da düşünmedim. Müşriklere karşı da asla muhabbet beslemedim. Beni bu mektubu yazmaya zorlayan sebep, bütün muhacir kardeşlerimin Mekkede bir hamisi, Mekkedeki yakınlarını, Mekke müşriklerinden koruyacak sahipleri var. Benimse Mekkede yakınlarım var, ancak onları koruyacak kimse olmadığı için, bu yazdığım mektup bir dayanak olsun istedim. Ben şunu da biliyorum ki, Allah onlara şiddetini inzâl edecek, benim mektubum onlara bir fayda sağlamayacaktır."
Hâtıbın bu müdafaasını dinleyen Efendimiz, onun özrünü kabul eder. Efendimizin Hâtıbın özrünü kabul ettiğini duyan Hazreti Ömer şöyle der:
"Ey Allahın Resûlü! Bana müsaade buyurun da şu münafığın boynunu vurayım." Ömerin bu çıkışı üzerine Efendimiz buyurur ki:
"Ey Ömer! Bilmez misin? Allahu Teâlâ, Bedir savaşına katılan sahâbe için, Dilediğiniz yapın! Muhakkak ben sizi mağfiret ettim. buyurdu ki, bu zat ta Bedire iştirak etmiştir."
Efendimizin bu açıklaması üzerine Hazreti Ömer gözyaşlarına mani olamaz ve ağlar. Allah Celle Celâluhu şu âyet–i kerimeyi inzâl buyurur:
"Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin. Oysa onlar, size gelen gerçeği inkâr etmişlerdir. Rabbiniz Allaha inandığınızdan dolayı Peygamberi de, sizi de yurdunuzdan çıkarıyorlar. Ben, sizin saklı tuttuğunuzu da, açığa vurduğunuzu da en iyi bilenim. Sizden kim bunu yaparsa (onları dost edinirse), doğru yoldan sapmıştır." (Mümtehine, 60/1)


KÂFİR, PKKYA
DESTEK OLMADI MI?
Bu insanoğlundan her şey beklenir. Çok şerli bir varlıktır, Allah insanın şerrinden bizleri muhafaza eylesin. İnen âyet–i kerime ile, bizim kâfirlerle dostluğumuz, onlara yardım etmemiz, onlara gizli muhabbet beslememiz tamamen yasaklanmıştır. Rabbimiz kâfirlerle niçin dost olmamamızı emrediyor? O kâfirler, fitne ve fesat bakımından hiçbir şeyi noksan bırakmazlar. Onlar müminlerin başarısını, maddî–mânevî kalkınmasını istemezler. Müminlerin güçlenip galip olmalarını istemezler.
Bunun böyle olduğunu anlamak için eski tarihlere gitmeye gerek yok. Yakın tarihte ülkemizin başından geçen olaylar bile kâfirlerin dost olmayacağını açıkça bize göstermiştir. PKK terör örgütüne kâfirlerin verdikleri destek bilinmektedir. Bir yandan bize dost gözüküyorlar, diğer taraftan da her çeşit fitne–fesadı yaparak PKKya her türlü desteği veriyorlardı. Hatırlayın, batılı kâfir devletler PKKya silâh yardımı ve her türlü yardımı yapmadılar mı?
Rabbimiz buyuruyor ki:
"Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinizden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise, daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz." (Âl–i İmran, 3/118)
Bize bunca hainliği, fitne–fesadı yapmalarına rağmen yine de onların peşinden gitmekten, onlarla dostluk kurmaktan ne zaman vazgeçeceğiz. Onlar ki, Kuran–ı Kerimi inkâr ediyorlar. Onlar ki Peygamberimizi tanımıyor, kabul etmiyorlar. Her fırsatta bize düşmanlıklarını ortaya koyuyorlar, bizse hâlâ onları sevmeye devam edeceğiz, onlarla beraber olacağız. Olacak iş değil, aklın alacağı bir durum değildir bu.
En büyük avanaklık, seni sevmeyeni sevmektir. Bu durum yüce kitabımız Kuran–ı Kerimde bize şöyle haber verilmektedir:
"İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri hâlde siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler; kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: Kininizden (kahrolup) ölün! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir." (Âl–i İmran, 3/119)
Kâfirlerin bize bunca düşmanlığı yapmalarına rağmen, onları örnek almaktan, onlara şirin görünmekten gurur duyan Müslümanlar var. Şu bilinmelidir ki, dünya üzerinde İslâm olmayan her ülke bize düşmandır, gayrimüslimden Müslümana dost olmaz.

ALLAH DOSTLUK
NİDASI İLE NİDA EDİYOR
"Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten kin ve düşmanlıkları, ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise, daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz." (Âl–i İmran, 3/118)
Bu âyet–i kerimede Mevlâ Teâlâ bir dostun dostuna olan nidası ile nida buyuruyor. Dostun, dostuna olan tembihi ile biz müminleri tembihliyor. Dostun, dostunun imanına şahitliği ile şahitlikte bulunuyor. Mevlâmızın biz mümin kullarına bu şekilde hitap etmesi ne büyük bir nimettir.
İyi düşünün, yüceler yücesi Rabbimiz bize dostluk nidası ile haber veriyor. Ya biz ne yapıyoruz, bu güzel uyarıya rağmen Onun düşmanları olan kâfirleri dost ediniyoruz. Hâlbuki dostluk muamelesi, dostunun düşmanı ile dostluk yapmamayı gerektirir.
Mevlâmız gerçek iman sahiplerini, müminleri kendisine dost edindi. İman edenlere "dostum" dedi. Müminler de ne yaptılar, gittiler Allahın düşmanları ile dostluk kurdular. Bu yapılan iş Mevlâmızı gazaplandırmıştır, ben seni dost ediniyorum, sen de benim düşmanımı dost ediniyorsun, olacak iş değil. Ben de bunun karşılında, o dost edindiğin benim düşmanımı senin başına musallata edeyim de, kâfirle dostluk nasıl olurmuş gör. Bana yaptığın vefasızlığın da cezasını çek.
Tarih bunun örnekleri ile doludur. Özellikle de yakın tarih… Bosna… Mümin kardeşlerimiz, Sırplarla öyle dost oldu ki, mümin kardeşleri ile öyle dostluk kurmamışlardı. Sonra ne oldu, siz misiniz Mevlâyı bırakıp da kâfirleri dost edinen?
Siz Rabbimizi ne sanıyorsunuz? O bir şeye dur derse durur, yürü dese yürür. Ateşe yak dese yakar, yakma dese yakmaz. Düşmanın sana musallat olduğunda, ona dur dese düşman sana bir şey yapamaz, düşmanlık edemez. Her şey Mevlâmızın kudret elindedir.
Bu mânada Mevlâmız bir kudsî hadis–i şerifte şöyle buyuruyor:
"Ben Allahım! Meliklerin melikiyim, bütün meliklerin kalpleri ve perçemleri benim (kudret) elimdedir. Eğer kullar bana itaat ederse, o melikleri onlara rahmet edici (acıyıcı) kılarım. Eğer kullar bana âsi olurlarsa, o melikleri onlara azap (vesilesi) kılarım (öyleyse) padişahları kötülemek ile meşgul olmayın, lâkin bana tevbe edin, (ta ki) onları sizin üzerinize merhamet edici kılayım."
Mevzuumuzla alâkalı bir hadis–i şerifte de Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Sünnetime sıkıca sarılmaya devam ettiğiniz müddetçe, düşmanınıza galipsinizdir. Eğer sünnetimden çıkarsanız, Allah sizi korkutacak birisini üzerinize musallat kılar. Bu korku kalplerinizden çıkmaz, ta ki sünnetime dönünceye kadar

[/center]
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
10-25-2007, 08:59 AM
Mesaj: #2
Ynt: "Şu elimdeki mektuptan haberin var mı?"
"Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinizden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise, daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz." (Âl–i İmran, 3/118)
Allah razı olsun emeğine ve yüreğine sağlık..




NİYET HAYR AKİBET HAYR..

[Resim: imza1mf9.gif][Resim: emegesaygifo6.gif]
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
11-14-2007, 04:51 PM
Mesaj: #3
Ynt: "Şu elimdeki mektuptan haberin var mı?"
ALLAH RAZI OLSUN ELLERİNE VE EMEĞİNE SAĞLIK TŞKÜRLER....
[Resim: 883d300c9b7b946fe0e3ed8ad0d582d4.jpg]
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
11-15-2007, 04:53 PM
Mesaj: #4
Ynt: "Şu elimdeki mektuptan haberin var mı?"
ALLAH RAZI OLSUN ELLERİNE SAĞLIK
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleyenler: Son Mesaj
  "Güneş dürüldüğü zaman" Suret-i_Mah 7 68 11-15-2007 04:53 PM
Son Mesaj: ERHAN
  "Allah’ın dinini muhafaza et ki ,Allah c.c de seni muhafaza etsin.” Suret-i_Mah 7 45 11-15-2007 04:52 PM
Son Mesaj: ERHAN
  Mahmud Efendi (Hz)'nin bilinmeyen yönleri "O askerde de farklıydı" Suret-i_Mah 7 59 11-15-2007 04:52 PM
Son Mesaj: ERHAN

Forum Atla:


 Quick Theme:


İletişim | irfanmeclisi | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Hafifleştirilmiş Sürüm | RSS Beslemesi
Forumlara hızlı giriş için tıklayın
|Allah C.C.|   | Kur'an-ı Kerim | | Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) |  | İslam Büyükleri Alimleri ve Eserleri | | Dini Bilgiler |
| İslamî Hayat ve Aile | | Resimler & Duvar kağıtları | | Ilahi & Ezgi Sozleri | Nükte,Hiciv,Fıkra ve Bulmacalar |
| Dini Filmler , vss. | | İlahiler & Ezgiler | | Cep Telefonları Ve Donanımları | | program download (program indir) |
| Gündemdeki Konular | | Dergi,Kitap ve Diğer Tanıtımlar.. | | İslam Tarihi | |  Peygamberler Tarihi | | Osmanlı Tarihi |

Google Pagerank CheckerTOPlist
Zirve100